Hayat boyu öğrenme

Abone Ol

İnsan, akıl sahibi bir varlık olarak düşünen ve öğrenendir. Öğrenme, doğum ile dünyaya ilk adımı attıktan itibaren başlar. Nefes almak, ağlamak, gülmek, emmek, su içmek, bakmak, görmek öğrenme merdiveninin ilk basamaklarıdır. Farklı şekillerde devam eder öğrenme. “Yahu bu çocuk da her şeyi ağzına alıyor” dersiniz ama aslında o öğrenmeye çalışıyordur. Sadece o yaşlarda ağız yolu ile öğrenecek yeterlilikte olduğundan her şeyi ağzına alır çocuklar. Daha o yaşlardan itibaren sorun başlamıştır. Bu durum hep böyle devam eder. İnsan öğrenmeye çalıştıkça yetişkinler engel olmaya çalışır. Onları da zamanında aynı kalıba dökmeye çalışanlar bu hale getirmiştir maalesef.

Sokağa çıkan çocuğa “koşma”, parka giden çocuğa “hoplama”, arkadaşları ile karşılaşan çocuğa “zıplama”, okula giden çocuğa “terleme”, odasına giren çocuğa “dağıtma”, eline bir şey alan çocuğa “kurcalama” derseniz sizce bu çocuk nasıl öğrenebilir, nasıl gelişir, nasıl yetişir? Düştüğünde yanına koşar, yemeği ellerinizle yedirir, ödevini birlikte yaparsanız, her daim gölge gibi yanından ayrılmaz, sürekli gözetim altında tutarsanız sizce bu çocuk nasıl olgunlaşır? Her istediğini yapar, bir elini yağa, diğer elini bala bandırır, önünden çeker, arkasından iterseniz sizce bu çocuk ne olur? Aslında ne olduğunu, neler olabileceğini görmek için etrafınıza bakmanız yeterli.

En güzel öğrenme insanın özgür olduğu yerlerde ve zamanlarda olur. Öğrenen insana destek en fazla rehberlik anlamında olmalı. Onu düşünmeye, sorgulamaya, araştırmaya sevk etmeli. Onun muhakeme yeteneğini geliştirmek için akıl yürütmesinin önünü açmalı. Mantığın nasıl çalıştığını, nasıl güçlendiğini uygulamalı olarak öğretmeli. Hayat boyu öğrenme hayat boyu özgürlükle doğru orantılıdır. Bir de insana adam gibi öğretmenler tesadüf etmeli. İnsanı, yaratılışı, kâinatı, dünyayı, yaşadığı toprakları tanıyan, anlamaya ve anlatmaya çalışan öğretmenler. Çocukları tek tip üretim ürünü haline getirmeyen aksine her birini ayrı bir dünya olarak gören öğretmenler. Yoksa çocuğumuzun ruhen hangi okulun kaçıncı sınıfında öleceğini beklemekten başka çaremiz kalmıyor.

Hayat boyu öğrenmek sadece okuldan, öğretmenden, seminerden, konferanstan öğrenmek değildir. Herkesten ve her şeyden öğrenmektir. Önce bilmediğini bilmek, acziyetini ve yalnızlığını görmek sonra öğrenmektir. İnsan öğrenmeyi keşfetmeye görsün ondan sonra kundaktaki bebekten bile öğrenmeye başlar. Taşa, dağa, toprağa, ormana, yeşile ve maviye baktıkça öğrenir. Artık o öğrenciliğin tadına varmıştır bile. Artık o ordinaryüs profesör bile olsa esasen bir öğrencidir. Çünkü etrafını öğrenmek için gözlemler. Dinlerken, izlerken hep öğrenmeye koşullanmıştır. Çünkü o bilmediğini bilmiş, bildiklerinin bilmediklerinin yanında bir hiç olduğunu çoktan idrak etmiştir. Öğrenmek özellikle de hayat boyu öğrenmek ne güzel.

Öğrenme, konuşmayı değil dinlemeyi, bakmayı değil görmeyi, ahkâm kesmeyi değil alçak gönüllü olmayı, öğretmenliği değil öğrenciliği, dikelmeyi değil diz çökmeyi, ben demeyi değil biz demeyi, kibirlenmeyi değil dua etmeyi, maddeyi değil manayı, ölümden öncesini değil ölümden sonrasını tercih ettikten sonra başlar. Öğrenmek öyle kolay bir meziyet değildir. Öğrenmek ilim, irfan, edep, ahlâk ve hikmet işidir. Öğrenmek, veri sahibi olmak değil, ilim ve hikmet sahibi olmaktır.

Hayat boyu öğrenmek, öğrenmekten de zordur. Oldum dememeyi, yanmayacağını, pişmeyeceğini bilerek ilk günkü aşkla okumak, araştırmak, dinlemek ve anlamaya çalışmaktır. Hayat boyu öğrenmek asla vazgeçmemektir. Bıkmamak, usanmamak, bir harfin daha peşinden gitmektir. Çin’e kadar da olsa ilmin peşini bırakmamak, iki günü eşit olmamaktır. Hayat boyu öğrenmek, hayat boyu dua etmek, hayat boyu kul olabilmek, hayat boyu mürekkep ve kâğıt koklamaktır.