HAYALLER YENİ OSMANLI GERÇEKLER PARÇALANMAYA GİDEN TÜRKİYE

Abone Ol

BİR önce ki Amerikan büyükelçisi Francis Ricciardone’yi hatırlar mısınız Tıpkı kendisinden önce görev yapan elçileri unutmadığım gibi, Ricciardone’yi de unutmadım ben. Türkçe’yi de gayet iyi konuşan Ricciardone, görev yaptığı yıllar boyunca sık sık Doğu ve Güneydoğu Anadolu turlarına çıkardı mesela. İmkânlarım ölçüsünde o turları yakından izler, Ricciardone’nin hangi dolaplar çevirdiğini takip etmeye çalışırdım.

İki yıl kadar evvel işte bu turlardan birini daha yaparken, Van yakınlarında Ricciardone’yi taşıyan lüks cipin lastiği patlamış ve o civarda bulunan bir lastik tamircisi sayesinde yolda kalmaktan kurtulmuştu kendisi. Lastik tamircisi heyecanlıydı, çünkü hayatında hiç Amerikan büyükelçisi görmemişti. Hoollywood filmlerinden fırlamış kelli felli korumalar, eşine hiç rastlamadığı son model arabalar tamircinin gözlerini kamaştırmıştı. Lastiğin tamir ücreti 40 lira kadar tutuyordu. Ama tamirci, Amerikan büyükelçisinin kendisine yüklü bir bahşiş bırakacağını sanıyordu. İki yüz liralık bir Türk banknotu ya da yeşil dolarlardan birkaç yüzlük hiç fena olmazdı. Tamirci bir yandan üç haneli hayaller kuruyor, bir yandan da lastiği tamir ediyordu. Ama tamirci yanılmıştı. Hayal ettiği bahşişi boş verin, Ricciardone’nin korumaları hakkı olan 40 lirayı bile çok görmüştü ve işin sonunda tamirciye lütfeder gibi 10 lira uzatarak arabalarına binmiş ve uzaklaşmışlardı. Bana kalırsa tamirci 10 lirayı koparabildiği için şanslıydı, eğer söz konusu Amerikalılarsa, borçlu çıkması içten bile değildi. Hatta kafasına silah dayanıp dükkanına el konmadığı için Allaha şükretmeliydi.

Bu yaşanmış hikayeyi size anlattım, çünkü Türk dış politikası yıllardır tam da o gariban tamircinin kapıldığı ham hayallere kapılan kimseler tarafından yönetiliyor.

Amerika, yüzlerce yıl İslam medeniyetine başkentlik yapan yanı başımızdaki Bağdat’ı işgal etmek istiyor; bu yöneticiler ise, tüm imkânlarımızla ve üslerimizle o işgale lojistik destek sağlamak için seferber oluyor.

Amerika, 11 Eylül’ün faturasını kestiği harap ve bîtap haldeki Afganistan’a çullanmak istiyor; bu yöneticiler ise, üyesi olmakla gurur duydukları NATO’nun emirlerini yerine getirebilmek için sıraya giriyor.

Amerika, Kaddafi’yi bahane ederek Libya’yı parçalara ayırmak istiyor; bu yöneticiler ise, sanki NATO operasyonlarından bir hayır çıkabilirmiş gibi savaş gemileri göndererek işgale ortak oluyor.

Amerika bütün bir İslam coğrafyasında olduğu gibi, Suriye’de de kan ve gözyaşı hiç durmasın, kaos ortamı hiç bitmesin istiyor; bu yöneticiler ise aynı Amerika ile, mevcut durumu daha da beter hale getirmekten başka hiçbir şeye yaramayacak olan, eğit-donat-ölüme yolla anlaşmaları imzalıyor.

EY EFENDİLER KENDİNİZE GELİN

Bu nasıl bir politikadır ki, Mısır’da Mursî’nin yanında olduğunuzu söylüyorsunuz, darbecilerin karşısında olduğunuzu söylüyorsunuz, Sisi ile aynı masaya oturmadığınızı övünerek anlatıyorsunuz; ama aynı Sisi’nin bir numaralı finansörü olan milyarder Arap krallarıyla gayet iyi geçinebiliyorsunuz. Üstelik Sisi’nin en büyük destekçileri olan o Arap kralları üzerinden İhvân’a fayda sağlayacak en küçük bir baskı girişiminde bile bulunmuyorsunuz Madem Mursî’yi çok seviyorsunuz, öyleyse neden Mursî’yi kurtarmak için uçağınıza atlayıp, Sisi’nin nezdinde pek kıymetli olan Arap krallarını tek tek dolaşarak, bir mekik diplomasisi başlatmıyorsunuz

Bu nasıl bir hesaptır ki, Suriye’de yıllardır akan kan ve gözyaşının sözüm ona durmasını istiyorsunuz, ama aynı Suriye’deki iç savaşa katkı sağlamak için binlerce tır dolusu silah gönderebiliyorsunuz “Suriye’nin kuzeyinde yeni bir devlet kurulmaması için tüm bedelleri öderiz” diyorsunuz, ama varlık sebebi İslam dünyasını bölüp parçalamak olan Amerika ile gizli anlaşmalar yaparak, sonu nereye varacağı belli olmayan operasyonlara kalkışabiliyorsunuz. Neden Amerika ile iş tutmak yerine, bir kez olsun İslam kardeşliğini gündeme getirmiyorsunuz Neden yıllardır âtıl vaziyette beklettiğiniz D-8 adlı İslam Birliğini harekete geçirmiyorsunuz Sizin “bedel” dediğiniz şey, bizim evlatlarımızın kanıdır ve canıdır, acaba farkında mısınız

Bu nasıl bir stratejidir ki, PYD’ye yardım için önce topraklarınızı açarak destek gönderilmesine aracılık ediyorsunuz, sonra da aynı PYD’yi, terörist PKK’nın terörist kolu olmakla suçluyorsunuz Bu nasıl bir derinliktir ki, birbiriyle savaşan PYD’yi ve IŞİD’i, aynı anda kendiniz için tehdit unsuru haline getiriyorsunuz Allah aşkına işleri bu kadar içinden çıkılmaz hale getirmeyi nasıl başarıyorsunuz  

Nasıl başardığınızı da ben size söyleyeyim;

Lütfen artık şu hakikatlerin farkına varın; Amerika bizim stratejik ortağımız falan olamaz. Amerika ile yapılan gizli ya da açık hiçbir mutabakattan hayır gelmez. Amerika’yla iş tutan bir daha asla iflah olmaz. Amerika’nın ipiyle hiçbir kuyuya inilmez. Tarihi boyunca yeryüzünü ifsat eden Amerika’ya güvenilmez.

Bu hakikatleri kavrayabilmeniz için on yıllardır ödediğimiz bedeller yetmedi mi Her bir köşesinden kan damlayan İslam coğrafyasından yükselen çığlıklar, arşı inletmedi mi

Allah Lillah aşkına kendinize gelin artık!

HER YERİ BÖLÜYORLAR AMA KIBRIS’I BİRLEŞTİRİYORLAR

Kıbrıs’tan ulaşan haberlere göre Türk tarafı ile Rum tarafı arasındaki birleşme müzakerelerinde sona gelinmiş. Hatta kaşla göz arasında yeni kurulacak devletin adı bile belirlenmiş.

Lütfen dikkat buyurunuz;

Son yıllarda İslam coğrafyasında uygulamaya konan Siyonist projeler sayesinde Irak’ı böldüler, Sudan’ı böldüler, Suriye’yi bölüyorlar, Libya’yı bölüyorlar, Yemen’i bölüyorlar ve hatta Türkiye’yi bile bölmeyi planlıyorlar. Ama 41 sene evvel Mücahit Erbakan’ın yeniden fethettiği Kıbrıs’ı ise ne hikmetse birleştiriyorlar.

Bizim ise kulaklarımızda merhum hocamızın 25 yıl önceki sözleri çınlıyor:

“Ne yapacağız biz Kıbrıs’ta, derhal Federe devlet görüşmelerine son vereceğiz.

Neymiş bu federe devlet görüşmesi! Ya hu bizim bir bağımsız devletimiz var.

Gidiyoruz bir yandan İslam ülkelerine, ne olursunuz bu bağımsız devletimizi kabul edin diyoruz.

Öbür taraftan, işte Birleşmiş Milletler şunu dedi de, bunu dedi de, onu dedi de!

Vay canına ya hu biri hipnotize mi ediyor sizi Allah aşkına!

Efendim Amerika’nın hoşuna gitmezmiş;

Bana ne Amerika’dan!

Bana ne Amerika’dan!”

25 yıldır Türkiye’de iktidarlar değişti, yöneticiler değişti, tabelalar değişti, ama Kıbrıs politikasındaki gaflet ve delalet hiç değişmedi.

Ey efendiler hiç düşünmez misiniz

Rahmetli hocanızın sözlerine hiç kulak vermez misiniz

Bu federe devlet saçmalıkları kahrolası bir Siyonist projesidir.

Allah aşkına hiç akletmez misiniz