Hayal ve hakikat

Abone Ol

HASTANE Yanılsama olmasın sakın, düşündüklerin diyorum.

Nisanını özlememek ha buraların.

O salkım söğütlerin saçları ile suladığı zamanda gel de

özle kasımı.

Yemin ederim burası bana vatan olabilir demekte, genç

kız, Stockholm dosyasında. Israrcıyım yanılsamasında. Yaşının üzerine bir otuz

yıl bırak görürüm senin medeniyetin beşiği dediğin; İskandinavya, İzlanda,

Kopenhag aşkını. Kız yeminler etmekte, ne Alman ın ne Fransız ın kabalığı,

ırkçılığı, düşmanlığı yok bunlarda, kimse kimsenin örtüsü, inancı, ırkı, dini

ile ilgilenmemekte, ülkemde bile başörtüme ters ters bakan insanlardan o kadar

bıktım ki, burada kafa dinlemekteyim, demekte. Birisi daha lafa karışıp

memleket panoraması çizmekte, ailemden gerisi vız gelir demekte genç kız.

İstanbul un denizini, baharını, erguvanlarını sayıyorum,

omuz silkmekte. Geçmişe döndüğümde ne kadar acı çekmiştim Paris e giderken,

üstelik vakit Kasım bile değildi, Nisanın kalbi taze bir sürgün gibi atarken.

Erguvanlardan, lalelerden bir hafta ayrılığın acısının büyüklüğünü biliyordum,

döndüğümde solacaklarını.

Senede sadece sayılı birkaç günde dünyamızı efsunlu bir

masal beldesine çeviren o harika yaratıkların, leylakların, zambakların yolunu

gözlemek düşecekti, mor salkımların liseli bir kızın sırasına kapandığı gibi

duvarlar üzerine kapanışını kaçıracaktım. Akasyaların şarkısını dinleyemeyecek,

mimozaların yitecek kahkahalarını duyamayacaktım.

Beykoz un bahçeleri diyorum, beni en fazla çocuk kılan.

Belki şimdi lüks sitelerin görkemli girişleri ardında, gösterişli bahçe mimarileri

gönül çelme yarışındalar. Bu fazlası ile cetvellenerek sıraya konmuş neredeyse

bir akrobatın sirk hayvanlarını döverek terbiye edişi gibi zalim bir bahçıvanın

cılız çiçekleri sandığından bile çıkarmayıp ayağı ile ezerek bahçeden

uzaklaştırdığı, o gürbüz bol hormonlu kodaman, soğuk ve üstten bakan, kokuları

olmayan çiçek taburları değildi özlediğim.

Muhtemelen eski bahçelerde o cılız, yaralı, düşmüş

çiçekleri vicdanlı bir yürek toprakla buluşturup özenle sulayıp bakımını yapıp

yaşamasına imkân sağlardı. Tıpkı Boris Pasternak ın dediği gibi;

Hiç düşmemiş ya da tökezlememiş insanları sevmem.

Onların bu meziyetleri yaşamdan yoksun ve değersizdir. Yaşam onlara kendi

güzelliğini açmamıştır.

Küçük yabani çiçeklerin, kır menekşelerinin, dağ

lalelerinin, kardelenlerin, papatyaların, gelinciklerin durduğu rüzgârlı

bayırlar. Bayan H.nin takunya seslerini tanıyan şebboylar, başlarını onun

geldiği tarafa çevirirdi, bulutlar balkonun üzerine bir senfoni seccadesi

çakarken. Baharı gençlikle özdeşleştiren bilinç, bilmiyordu ki Bayan H. baharla

birlikte eğilmiş omuzları ile bahçesine sümbül soğanları dikerken, rüzgâr

ağrılı bedenine de yaşama sevinci üflerdi. Yaşlılar kotarır ve duyururdu,

baharın geldiğini. Bay K.ağrıyan dizlerine inat bahçesini kazar, belin sapına yaslanıp

göklerdeki seccadeye yüzünü sürüp, bu baharı da gördük, ölmeden kışı geçirdik,

deyip şükür şiirlerini bülbüllerle yarıştırırdı.

Bahar bahardı o zamanlar, çiçek adam akıllı çiçekti,

nezaket yerli yerinde idi, AVM zigguratlarına kurban verilmezdi insanlar ve

nisanlar, çuhalar, uğultulu tepeler.

Gençlerimizin o bizi hayretlere düşüren, memleket

sevdasını yitirişlerine bakıyorum da galiba suç biraz da bizde, her şey bu

kadar aslından uzaklaşmışken; azman, hormonlu, gösterişli yaratıklar dünyamızı ele geçirmişken, güzellikleri bul

kolaysa bıraktığın yerde.