Mitlerden yola çıkarak yazdıklarımızın bir başka boyutunu oluşturuyor “hayal” ile “yalan”. Hayal düşünme, ötelere uzanma, olmazları oldurma, olmasını dileme, arzulananlara erme duygusu ile insanın sonsuzluk ufkunun arayışı olur. Gelecekte ve ötelerde yer bulma düşü.
İnsanın üretimden vazgeçtiği hazıra konduğu, konmayı arzuladığı bir dönem. Bu da günümüzün bir hayali. Fakat bunun imkânsızlıklarında, zorluklarında olabilirlikleri oldurmanın da mitleri olmalı. Yalan ve abartı bunun için tek çıkar yol.
Genç toplumlarda insanların çokça hayata yöneldiği, üretimin, bütün boyutlarıyla durduğu bir zamanda insanları meşgul etmenin edebilmenin yolları gerekli. Kısa yol diye bir tanım var. Çile çekmeden, alın teri dökmeden nasıl varılır bu sonuca? Mitsiz bir ortamda bu insanlar nasıl uyutulur, nasıl uyuşturulur, nasıl gereksizlikler içinde yitmesine neden olunur?
Hayatın hemen bütün alanlarında zihnin işlerliği insan sağlığı açısından önemli. Bunalım çağında bunalım toplumlarının varlığı kimi tedbirler gerektirir. Zamanın dinleri, mitleri, olmazları hayatı kuşatır.
Sosyal medya mahallesine ve çarşısına dalındığında bin bir türlü insanla yüzleşilir. Tahammülünüz var ise her tipten insanları kabul edip gözlemeniz ne çok şeyi gösterir. Bu alanda arıların, böceklerin, gereklilerin gereksizlerin vızıltıları, homurtularından nelerin dönüp dolaştığı az çok anlaşılır.
Arılar dedik. Doğayı ve köy hayıtını bilenler bilir. Arı türlerinden bal üreten arılar ile eşek arıları var. Bal arılarının da içinde tarzları olanları biliriz. Gençlik yıllarımızda arılarımız vardı. İki cinsti biri zehir gibi, diğeri ise gayet munis. İkisi de bal üretiyordu. Bu arılar sahiplerinin mizaçlarını mı yansıtıyorlardı? Böyle bir soru hep aklıma gelmiştir. O zaman kara kovanlarımız vardı ve çok da güzeldi ballarımız.
Bir de eşek arıları var. Onların yuvalarını bozardık onların da gözenekleri vardı ama bal adına bir şeye rastlayamazdınız. Onlar sadece kendilerine mi çalışıyorlardı? Ürettikleri yetiyor muydu, bilmiyorduk. Fakat onlar zehir gibi insana yapıştı mı asla bırakmaz iğnesini sokmadan gitmezdi.
Sosyal medya çarşısının insanına bakıldığında biraz önce izaha çalıştığımız üretmeyen, geleceğini hayaller ve mitler üzerine kuran bir insanlıkla yüzleşiliyor. Eşek arıları gibi vızıltıları olan hiçbir şey öretmeyen, laf kalabalığı ve sloganlarla ortalığı meşgul eden, kimi zaman uç laflar ederek dikkatleri üzerine çekenlerin çarşısı.
Bu kitlelerin, yığınların meşguliyeti de o denli önemlidir. Yoksa bu genç enerjinin bastırılması güçlüklere neden olabilir. Zaten ideolojilerin kavgaları, çatışmaları birçok kuşağın canına kıydı, bitirdi, etkisizleştirdi, hatta koyun gibi munisleştirdi. Geçmişte kimi cemaatlerin gençleri bir odaya tıkıştırıp statik, donuk, işlevsiz insanların sokaklara salınmasına neden olda. Aslında sokakta da yoktular. Ortalıkta gezinen hayaletler gibi. Varlıkları ile yoklukları hissedilemeyenlerdi onlar. Bunların benzerleri bugün de var.
Kimi cemaatlerin işlevi de budur sanki. Onların mitsiz olmaları düşünülemez.
Müslümanların kendi medeniyetlerinin ruhundan yoksunluk insan gerçekliğinin ötesindeki dünyalara yönlendiriyor, itiyor ve uzaklaştırıyor. Çünkü onlara sunulan mitler, hayal ile birlikte yalanla işlerini yürütüyorlar. Öyle ki yanıltıcılıkların üstünü örtecek bir hakikat ışığının doğmasına bile fırsat verilmiyor.
Ruhta diriliş, eylemde diriliş birbirini destekler. Bu ruh insanın hayatının her alanında işlev kazandırır. Bilinir ki hayatın boş geçirilecek bir anı bile yoktur. Sonlu olan bu dünyanın sonsuz olan dünyasına geçişin olduğu şu kâinatta insanı kendi özüyle ve gerçeğiyle buluşturmanın yolları tükenmiş değil. Hakikat bilincine ermenin yolu bal arısı gibi hakikatin içinde balını üretmedir. Hayırlı olan da budur. Eşek arısı olma da bir yoldur, bu da bir tercih nedeni olabilir.