Gençken hiç havuza gittiniz mi
Havuz deyince, havuz problemleri akla gelebilir ama bizim havuz, matematikteki havuzlardan değil; bizzat gerçek; her erkeğin gençliğinde mutlaka yaşadığı gençlik günlerinin umarsız havuzudur.
Gençlerin vazgeçilmez eğlencelerinden biridir havuza gitmek... Yaz geldi miydi havuza gitme merasimleri de başlar. Zaten yaz demek bir anlamda havuza gitmek demektir; özellikle liseli gençler için müstesna bir eğlencedir.
Havuza gitmek (Maraşta) Pınarbaşı demektir.
Yaz günlerinde ikindi oldu muydu ver elini havuz; sokağa girer girmez üst başları yani esvapları çıkarmak; dörder beşerli gruplar halinde, yan yana olan dört havuza, o masmavi berrak sulara aynı anda atlamak... Havuz suyunun iç içe geçmiş sonsuz halkaları...
Millet yani Türkiyenin küçük egemen zümresi kızlı-erkekli, kadınlı-adamlı Antalyalarda, Bodrumlarda, Marmarislerde denize giriyormuş; umurumuzda mı Biz yaşlı bir teyze bile görsek apar topar üstümüzü başımızı giyer, gizlenecek dulda ararken onlar orada cehenneme odun taşımakla meşgulse bize ne Biz (gençler) kendi bildiğimizi okur, kendi kaderimizi ilmek ilmek yaşayarak tahrir eder; yaz günlerinin umarsızlığına hayran olurduk...
Yaz gelse de havuza gitsek, derdik... Sonra şöyle atlar, böyle yüzeriz diyerek hararetli konuşmalarla uzun uzun kulaçlar günün içine birer serinlik olarak düşerdi. Yaz gelirdi ve yaz gerçekten yaşanırdı. Balkon çocuklarının, süt kuzularının anlamayacağı derinlik ve genişlikte yazlar yaşanırdı.
Havuz sadece bir yerde değil; her şehrin meydanlarının ortasına kurulan seyirlik havuzlar da yaz günleri gevezeliği için birer önemli mekânlar olarak hayatımızın derinlikli ucuna ilişir, girer ve yerleşirdi.
Özellikle liseli gençler birbirilerini o seyirlik havuzlara atar, bekçinin müdahalesine kadar ortalığı malamat ederlerdi. Bekçi müdahale ettiğinde ise; havuzun etrafındaki banklarda oturan şehrin yaşlıları; "Bırak çocukları, çocukluklarını yaşasınlar, Allahın suyunu Allahın kulundan mı esirgiyorsun" der, karşı çıkarlardı. Böyle düşünen yaşlılara o gençlerin hürmetsizlik yapması mümkün mü Değildi elbette... Hem hürmetsizlik gençliğin şanına yakışmazdı, gençler kendilerine yakıştıramazdı; o zamanlarda gençler böyle bir hissiyat dünyasına sahipti.
Havuz sadece şehirlerde değil köylerde de olur; özellikle de köylerde olur zaten. Havuza gitmek deyimi köyden icat olmuş desek sanırım abartmış olmayız. Köylerde her bahçe başında büyük havuzlar olur; sulama havuzları. Sulama olmadığı zamanlarda bile dolu olur havuz. Ve o yazlardaki çok günlerin güzel havasında, bir bahçenin başında; havuz...
Havuza gitmek (rahmetli) Karaköse demektir.
Havuza gitmek korku ve güzellik arasında...
Yaz günlerinin bir saatinin bir güne bedel olduğu çok günlerde...
Sonra asırlık ceviz ağacının gölgesinde... Nar çiçeği hayallerle... Üzüm salkımı gibi salkım saçak umutlarla...
Sonra şarlak, derenin içinde, büyük kayanın yanında, kayanın arkasında kavağa sarılmış asmada üzümler, üzümler... Tahta oluktan besberrak akan su... Karşıdaki ormanda her çamın dibine ayrı ayrı düşen gölgenin oluşturduğu yaz görkemi... Bu görkemdeki sapsarı bülbüller... Ve hayatın bitimsiz ayrı bir güzelliği pır pır serçeler...
Masal gibi değil mi
Hayır değil masal...
Bir de çaylar vardır; bilirsiniz derelerden biraz daha büyük. Çaylarda suya girmek, yüzmek daha elverişli ve yaz günlerinin daha bol vakitlisi...
Sonra ırmaklar vardır, nehirler... Gençliğin yaz günlerine girmiş göller...
Her birinde tavşan yüzüşü gibi yüzmeler...
Kulaç atmalar...
Hayatın kül bırakan zamanları...
Havuzlar, dereler, çaylar, ırmaklar, göller, yaz günleri, gençlik mevsimleri, masmavi masallar...
-Havuza gidelim mi
-Tamam dostum hadi!