Irak ve Suriye’de yaşananları tam olarak anlamak ve anlatmak giderek imkansız hale geliyor.Çünkü,kimin eli kimin cebinde belli değil.Bir başka ifade ile Irak ve Suriye’de kim kimin yanında,kim kime karşı cephe oluşturduğu açık değil.Bir yandan ABD ve koalisyon güçleri görünürde Irak ve Suriye’yi IŞİD’den temizlemek için sürekli olarak hava saldırısı düzenliyorlar ama bu arada 3 İngiliz kızın Suriye asıllı bir Kanada ajanı tarafından Suriye’ye sokulduğu haberleri gündeme geliyor.Bu ise bir yandan IŞİD’i havadan bombalayanların karadan onlara militan temin ettikleri gerçeğini gündeme getiriyor ki,bu çelişkinin sağlıklı ve mantıklı bir izahı mümkün değil.Mantıklı izahı mümkün değil ama bu durum uzunca bir süreden IŞİD’in sömürgeci güçler tarafından İslam dünyasını karıştırmaya yönelik bir oluşum olduğu iddialarını doğruluyor.
Özellikle IŞİD’in ortaya çıkmasının ardından Irak ve Suriye’de olaylar hızla artmış, iki ülke karmaşanın kucağına atılmış durumda.Karmaşa böylesine yaygınlaşınca elbette işin içine bir taktım istihbarat örgütlerinin ve onların ajanlarının girmesi kaçınılmaz olur.Üç İngiliz kızının geçişini Türkiye’deki mülteciler arasında bulunan ve Kanada adına ajanlık yaptığı tespit edilen bir kişinin organize etmiş olması,ülkemize sığınmış mültecilere koalisyon güçleri niçin ilgi göstermiyor görüntüsü verdiklerini izah edebilir.
Bu arada İngiliz kızları Suriye’ye götüren Kanada gizli servisi ajanına paraların İngiltere’den geldiği de işin bir başka ilginç yanını oluşturuyor. İngiliz kızların Suriye’ye geçişinden Türkiye’yi sorumlu tutan İngiltere ve diğer koalisyon ortaklarının ikiyüzlülüğünü gösteriyor.Çünkü,ortada Kanada adında çalışan, maddi desteği İngiltere’den alan bir ajan var bu ajan İngiliz kızlarını Suriye’ye geçirip IŞİD’e teslim ediyor.Bu olayın normal mantık ölçülerine göre izahı olamaz ama,sömürgeci güçlerin karıştığı olaylarda mantık aramak doğru olmaz.Onlar için önemli olan çıkardır,çıkarlarını teminat atına almak için her yolu mübah saydıklarını unutmamak gerekir.
Bu olayın gösterdiği bir başka gerçek ise İslam dünyasını karıştırmak ve Müslümanların katledilmesi için Batılıların oluşturduğu Haçlı ittifakıdır.Bu ortaklık yüz yıllardan beri sürmektedir. Ne var ki, İslam dünyası zaman zaman gaflete düşmüş, Haçlılarla dostluk kurmak sevdasına kapılmıştır. Hatta,onlarla oluşturulan ittifaklara öylesine inanılmıştır ki, stratejik müttefik nitelendirmesi dillerden düşmemeye başlamıştır. Dünya şartları bir takım ittifaklar oluşturmayı zorunlu kılabilir.Ancak,Haçlı ittifakının İslam dünyasına yönelik entrikalarını görerek düşman cephe içinde yer almayı sürdürmenin makul bir izahı olamaz. Bunun da ötesinde olaya sadece Irak ve Suriye açısından baktığımızda örülen çorap ve başımıza geçirilen çuvalı görmemek mümkün değil. Suriye’de önce Esat’a karşı bir hareketin fitilini ateşleyenler,ardından da Esat’a arka çıkarak bu ülkeyi kan gölüne çevirenler iki milyonu aşkın mülteciyi Türkiye’nin sorumluğuna havale edip,kenardan seyretmeyi tercih ettiler.Türkiye’ye yerleştirdikleri ajanlara gerekli parayı bulabilenler mültecilere yardım söz konusu olduğunda para bulamyorlar.Tüm bunlar Türkiye ve İslam dünyası aleyhine gelişmeler olmakla birlikte bu şerden hayırlı bir sonuç çıkarmak adına ders alabilmek gerekiyor.