Hatırlatma: “Önce Ahlâk ve Maneviyat”

Abone Ol

Milli Görüş’ün siyasete girdiği ilk günden itibaren en başa koyduğu sloganı, “Önce Ahlâk ve Maneviyat” oldu. Milli Görüş’ün bütün parti programlarında yer aldı manevi kalkınma. “Önce Ahlâk ve Maneviyat” sloganının ne kadar önemli olduğunu son aylarda millet olarak iliklerimize kadar yaşıyoruz. Her sabah bir skandal habere gözlerimizi açıyoruz. Kimin ne ile, kimlerle bağlantılı olarak milletin emeğini kendi ceplerine aktardığı konusunun geçmediği günümüz yok. Elde edilen iktidar gücü ile hiçbir dinî ve insanî kuralı umursamadan, gerektiğinde de, “Başörtülü bacım, ezan dinmez, bayrak inmez” sözleri yapılan kötü işler kamufle edilerek daha büyük kötülüklerin kapıları aralanıyor. Ortaya çıkan belgeler iktidar gücünü kaybettiği zaman ortalığa saçılacak dosyaların boyutuna dair ipuçları taşıyor gibi. İnsanlar kendi aralarında, “Bu zamanda ortaya çıkan yolsuzluk dosyaları böyle ise güçleri elden gittikten sonra ortalığa dökülecekler kim bilir ne olacak?” diye konuşuyorlar.

Hangi alana baksak, “Bu da mı oldu?” diye şaşkınlıktan başka şaşkınlıklara düşüyoruz. Sokaktaki insanımızın hemen hepsi artık sözüne güvenilen insan sayısının kalmamasından şikâyetçi. Ülkemizde yaşadığımız tablo büyük vahameti ortaya koyuyor. Yolsuzluklar üzeri örtülmeye çalışılsa da paçalardan akıyor; yalan, irtikâp, rüşvet, tehdit, aldatma…

Bir toplumu çökertecek tüm ahlâksız ve maneviyatsız işler!

Medya ise sözde, demokratik toplumlarda iktidar gücünü millet adına denetleme adına “4. Güç” olması gerekirken, sahiplik açısından iktidara yakın oldukları için artık millet adına ve millet menfaati için kalem oynatmak yerine, “Avrupa çöküyor, Avrupa batıyor” haberleri ile ülkemizdeki çöküşün üzerini örtüyor. Geride kalan medyanın gücü de ortada maalesef… Her dönem iktidar ile iyi ilişkiler içinde olan medya organları var oldu, ama bu dönem başka bir şekle evrildi medya dünyası… Zamanında “kartel medyasını” asılsız haber yapmakla suçlayanlar şimdilerde yalan habercilikte, asılsız olaylar üzerinden masum kişilere iftiralar atmada, insanların dinî ve millî duygularını istismar etmede var olan olayları saklayıp var olmayan meselelerle izleyicilerini, okuyucularını ve takipçilerini oyalamakta, uyutmakta… Hatta masum insanları hedef tahtasına koyup suni kavga ortamları oluşturmakta. İnsanları kutuplaştırmak için insanların sinir uçları ile oynamakta.

Buradan sözü Maaile’nin 34. sayısına getireceğiz. Neden Maaile’nin son çıkan sayısını değil de 34. sayısına dikkat çekiyoruz? Maaile otuz dördüncü sayısında toplumun içine düştüğü buhranın sebeplerine dikkat çekerek toplumda artan ahlâksızlığın, zararlı olan işlerin sebebinin İslam’ın emri olan ve toplumların sağlıklı yaşamasını temin edecek “emr-i bi’l-maruf, nehy-i ani’l-münker” kuralının ihmal edilmesi olarak sorunu ortaya koymuştu. Allah-u Teala, Peygamberi Hz. Muhammed’e (S.A.V.), “Oku!” diye ilk emri verdikten sonra, “Kalk ve uyar” demişti. Bu uyarmak insanları kötü olandan, zararlı olandan, yanlış olandan, çirkin olandan ve zulüm olandan uzak tutmak; iyi olana, faydalı olana, doğru olana, güzel olana ve adil olana çağırmak şeklindeydi. Daha şekli ibadetlerin emredilmediği zamanlarda bile Allah, kulu Hz. Muhammed’i (S.A.V.) topluma ahlâklı olanı emretmesini ve ahlâksızlıktan uzak tutması üzerine bir nizam, bir din gönderdi.

Bir Müslüman iman ettiğini söyledikten sonra bilgisi hangi düzeyde olursa olsun etrafındakileri kendi öğrendiği iyiliklere çağırmakla sorumlu. Toplumumuzda kötülüğün artmasının sebebi, bu kötülükleri yapanlardan daha çok kötülüklere şahit olup bu kötülüklerden insanları uzaklaştırmaya çalışmayan kişilerdir. İnsan “nisyan” ile malul olduğu için, “Din nasihattir” emri ile Allah tüm kullarına birbirine nasihat eden, birbirini cehenneme gitmekten uzak tutmaya çalışmak cennete giden yola çekmek üzere “kardeşlik” bağı ile bağlamıştır. Allah, Al-i İmran Suresi’nde de, “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır” buyurmuştur.

Bu emirler dâhilinde atalarımız, bizlerden önceki toplumlar kendi güçleri nispetinde faaliyetlerde bulunmuşlardır. Hatta İslam’ı kendine şiar edinmiş devletlerde bu işle meşgul olan muhtesiplik kurumunu kurmuşlardır. İslam devletlerinde genel ahlâk kurallarını ve amme nizamını korumak, kontrol etmek üzere belirli özelliklere haiz kişilerden müteşekkil teşkilatlar olmuştur.

Şimdi hem bireysel açıdan hem toplum açısından bakalım, biz bu emir için neler yapıyoruz? İslam’ın bu emrinin neresindeyiz? “Emr-i bi’l-maruf, nehy-i ani’l-münker”den hepimiz sorumlu iken biz neler yapıyoruz? Bireysel olarak hayatımızın neresine koyduk bu emri? Hele toplumsal hayatımızda nerede?

Ülkemizin gündeminde başlıca yer alan haberlere baktığımızda bu emrin hiçbir izini görmemekteyiz. Hatta insanları irşat etmekle görevli ve birinci dereceden sorumlu olanlar birbirlerini “ahlâksız videolarını paylaşmakla” tehdit ediyor.

Bu emir hayata geçirilmediği sürece de hadiste geçen uyarıya göre, “En hayırlılarımız dua eder de” yine de o dualar kabul olmaz. Müslümanlar olarak bu emri öncelememiz gerektiği gün gibi apaçık ortada.

Biz öncelikle kendi hayatımızda bu emri uygulamaya çalışıp, bizi uyaranları da bu emri hatırlattığını bilerek kızmadan, küsmeden hayatımızı yaşamaya çalışacağız. Ve içimizdeki “iyiliği emretmek ve kötülükten men etmek” üzere çalışan Milli Görüş kuruluşlarında görev alıp, üzerimize düşeni yapacağız. Yoksa ahirette vereceğimiz hesabın haddi olmayacak!