Vaktini hiç şaşırmaz. Özletir, bekletir, söyletir ama gelir. Bir elbise gibi gelir. Kim giyerse yakışır. Garantilidir. Evi genişletir, haneyi genişletir, rahmeti genişletir, ömrü bereketlendirir. Sağanak misali yağar işte. Benimkisi laf kalabalığı. Ayrılan yeri doldurma telaşı.
Son zamanlar sıkça duyduğum, her duyduğumda da azda olsa sinirlendiğim bir hususu paylaşayım sizlerle. “Nerede o eski Ramazanlar ” serzenişlerini anlaşmışız gibi koro halinde söylemeye başladık. Değişenin Ramazan olduğunu varsaydık hep. Kendi elimizle kirlettiklerimizi görmedik. Göremedik. O sırada bilmem hangi dizinin kahramanının akıbetini, ya da yarışmayı kimin kazandığının heyecanına terk etmiştik fikrimizi.
“Ramazan” hep o eski “Ramazan” aslında. Biz değişiyoruz. Bu hayıflanmayı yapan nesil hayal meyal dahi olsa mahallede Ramazan yaşamış nesildir. Öykündüğü de aslında özlediği o insancıl zamanlardır. Komşularının evine rahatça girip yemek yiyebildiği, yan taraftaki yaşlı teyzenin evine her gün neden çorba götürmek zorunda olduğuna anlam vermeye çalıştığı o zamanları özlüyordur. Çok değiştik biz. Çok değiştirdik. Bir kültürdü bu aslında bizi birbirimize yaklaştıran. Yeni nesle aktaramadık maalesef. Bozduk kendi elimizle. Yeniden onarmaya uğraşmadık. Hissizleşti şimdi. Eskiden bizi hayata hazırlayan tecrübeler bugünün geleneği olmuş. Adet yerini bulsun diye yapılıyor artık. Beni rahatsız ediyor gördüklerim. Ama Allah’tan mevsim Ramazan. Bana “bu mevzuları bil, an ama uzatma” diyor. “Vakit kıymetli, zaman yitik hazinen” diyor.
Hatırlamamı söylüyor bana. İftar vakti yaklaşınca çocuklarını eve sokup, pencereleri kapatıp, pide kokusu gelmesin derdine düşen anneleri hatırlamamı söylüyor.
Bir babanın çaresizliğini, dişlerini sıkışını, gözlerinin içine bakan yavrusundan gözlerini kaçırışını…
Her an bir bomba düşebilir korkusunu yanından ayırmayanları, sapanlarına taş niyetine o kocaman yüreğini koyan çocukları, her gün evden helalleşerek çıkmanın ne demek olduğuna dair destan yazanları, eşine ağlamayan, yavrusuna dayanamayanları. Buluşmaları mahşere havale edenleri… Gazze’yi…
Yokluk meselesinin sözlükteki karşılığı olan o kara coğrafyayı… Susuzluktan çatlamış dudakları, yalın ayak yürünen yolları, sıcağı, kuyrukları, sıcağı, bekleyişleri, sıcağı, bir tas çorbanın kokusunu, sıcağı, bir tas çorbayla kaç çocuğunun karnını doyurabileceğinin hesabını yaparken dalmış bir anneyi… Afrika’yı…
Ezan sesi yasaklanmışları, “Allah” diyen dilleri dağlanmışları, bağrına “Esma”yı konduranları, darağacına gülümseyerek çıkanları, yarını çalınmışları, dünü unutulmuşları, ölüm ve tecavüzden kaçıp ormanda yalın ayak, yağmur altında ıslak, ürkek, elinde sadece ağaç kabuğu, kemirerek, yanlarındaki çocuklarının yüzüne bakmaya çekinerek gözyaşlarını tehdit edenleri.
O kadar çok kişi var ki hatırlamamı istediği. Hepsine nasıl yer bulurum endişesi taşıdım bir an. Bana “hatırla” diyor Ramazan. “Oralarda doğmak onların tercihi değildi” diyor. Haline şükretmek için bile onlara ellerinin uzanması gerektiğini söylüyor. “Zaman istediği kadar değişsin ve değiştirsin. Ben hep aynıyım” diyor. “Rahmetim, Mağfiretim, Azaptan kurtuluşum “ diyor. İnanmamı istiyor. İnanırsam değişecek dünya. İnanırsam eğer..
Süslü iftarlara gidiyorsun, git. Gözüm yok. Reklamlar çok cezbedici. Önden yöresel tatlar. Ardından günün çorbası. Ana yemek et isteyenler için şefimizin özel tarifi. Mevsim yeşillikleriyle servis edilir. Kişi başı 90 TL’dir.(bu rakam ortalama bir fiyattır) nasıl ama.
İştahınız kabardı mı Ben daha sağlam bir menü biliyorum. Onu duymadan son kararınızı vermeyin. Arzu eden herkese de söylerim yerini eğer beğenirseniz menüyü. Söyleyeyim mi Tamam o zaman. Bu menü bir tas çorbadan ibarettir. Bir parça kuru ekmekle servis edilir. Fakat hayat kurtarır. Umut verir. Kardeşlik okunur, okutur. Adını duymadığınız yerlerden dua ettirir size. Üstelik 6 TL’dir. Evet, bu kadar ucuzdur. İçinde pirinç, içinde un, içinde kardeşten kardeşe selam, içinde şükür, içinde acziyeti ilan, içinde sahip olunanın kefareti saklıdır. Şifadır. Tavsiyedir. Paylaşın sizde bu mübarek ayı. Paylaşınca artar. Vallahi artar billahi artar.
O kadar çok şey var ki aslında anlatmak istediğim. Bana ayrılan yer yetmeyecek sanırım. Neyse haftaya da kaldığımız yerden devam ederiz. Hatta haftaya eskiden nasıl ev alınırmış ondan bahsedelim. Çocuklarımızdan bayramları nasıl çaldığımızı da konuşalım. Komşusuna göre seçilen evleri özlediğimiz zamanları dillendirelim. Kredisine göre aldığımız evlerin bizi nasıl boğduğunu belki o zaman anlarız. Ne dersiniz
Kalbinizin sahibine emanet olun.
Eyvallah!!!