Hatırasını okuduk, hatırını saydık. Bu bizim yanlışımızdır.

Abone Ol

11 Temmuz 2015.

Habertürk tv. Tarihin arka odası programı..

Ünlü yazar ve tarihci Murat Bardakçı ve tarihci Prof. Dr. Erhan Afyoncu tartışıyorlar. Konu: Osmanlı’nın arab tebası hakkında ne biliyoruz

Erhan Afyoncu: Bizim topraklarımızdaki şehit arap sayısı, isyan eden arap sayısından fazladır.

Murat Bardakçı: Ne zaman saydın

Erhan Afyoncu: Çanakkale’de Atatürk’ün yanındaki askerlerin üçte ikisi araptır.

Murat Bardakçı: Şerif Hüseyin isyan etti.

Erhan Afyoncu: Genelleme yapmayın. Birkaç isyancı arabı konu ederek, seninle savaşan binlercesini unutturamazsınız.

Bu tartışmanın aslını internette bulun ve izleyin. Buraya kadar yazdıklarım, tartışmanın buraya kadar kısmının aklımda kalanları. Çok eksiği olabilir.

Benim önemsediğim ve duyduklarımı kelime kelime yazmak istediğim kısımda Murat Bardakçı’nın bir izahatı var. birkaç kez “Lawrance’nin kitabını ingilizcesinden okuyun” ikazını yaptıktan sonra dediki:

“Lawrance hatıralarında Şam hastanesini anlatır. Orada yüzlerce yaralı Mehmetçiği maalesef bırakıp gitmişiz. Kızılay – Kızılhaç karşılıklı anlaşmaları ayrı konu.

Şam’a giren arap birlikleri, yaralı askerin, şayia çıkmış, karınlarında altın var diye. Karınlarını yarıp altın aramışlar. Hatta altın dişleri nasıl söktüklerini anlatır.”

Ünlü yazar ve tarihci Murat Bardakçı’nın bu anlatımının en vurucu kısmı, son cümleleridir ve yine Lawrance ağzındandır.

“Bu vahşetin böyle olacağını tahmin etseydim, bu işi yapmayı düşünürdüm.”

Burada duralım ve konuşalım.

Lawrance’nin ağzından aktarılan son cümleye bakarak, onun merhametli, pişman bir ingiliz olduğuna ve yazdıklarına/anlattıklarına inanırsanız, yani onu doğru kabul ederseniz, beyninizin bir yerlerine “ayrılıkçılık” tohumları ekilmesine izin veriyorsunuz demektir.

Lawrance’nin yapmak istediği bu idi.

Yaralı askerlerimiz, yaralanmadan önce o bölgede altınlı alışverişler mi yapmışlar

Şayia çıkmışmış.

Karınlarını yarmışlar, altın aramışlar.(Hastane çalışanları, sorumluları nerede )

Karın deşen Jak’in çocuğu böyle söylemiş.

Yüzlerce yaralı mehmetciği bırakıp gitmişiz. Ne yaptığımızı bilmiyoruz. Bizi bilgilendirecek valimiz yok, memurumuz yok,koca Şam vilayetimizde. Lawrance’den öğreniyoruz.

Şuyuu, vukuundan beterdir diye anlattığımız bir durum var burada.

O yıllarda oralarda yaralanmış ve esir düşmüş bir gazimizi dinlemiştim çocukluğumda. İngiliz kampının yahudi doktorlarının esir askerlerimiz üzerinde ilaç denemelerini ve askerlerimizin haykıra haykıra öldüklerini bana hüngür hüngür ağlayarak anlatmıştı. Kampın etrafına gelen Arap kadınların askerlerimize günlerce ağladığını da...

Ben çocuktum ama, neden kayda almadı devlet teşkilatı o gazilerin yaşadıklarını

“Arabistanlı Lawrance’nin ektiği fitne tohumu bu coğrafyada on yıllardır etkisini sürdürmeye devam ediyor.”

Bu cümleyi de 16 temmuz 2015 tarihli milli Gazete’mizden Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol’un köşesinden aldım.

“Kürt Lawranceler” yazısını okumayanlara hatırlatmak için…

“Neo Dr Haydar” ürettiler

Adına beyaz falan (hoca) diyeceğim. Siz kim olduğunu zaten biliyorsunuz.

Beyaz dememiz, ne Beyaz adıyla maruf ilahiyatçının yerini bu ramazan’da almasıyla ilgilidir, ne de akıllarda aklık çağrıştırmaktır niyetimiz.

AKP’li zencilerin(!) en beyazlarından olması dolayısıyladır ona beyaz dememiz.

Falan’lığı ise malum. Zira öyle karakterlerin anlatımlarını dilimizde üstlenen iki kelimemiz vardır. Diğeri daha narin: Filan..

Üstüne yapıştırmaya çalıştığı Hoca’lığı parantez içi yapmamızın sebebi üstün insanlara sıfat olmuş bu kelimeyi muhafaza etmek istememizdendir.

Üniversiteli yıllarımızda, Süleymaniye hatibi diye ünlendirmeye çalışan ve siz hep muhalif düşünüyorsunuz diyen arkadaşlarımıza MTTB çatısı altında şu cevabı veriyorduk: Süleymaniye’de ondan öncesi yok mu Ondan sonrası olmayacak mı Ne söylenmemişki Süleymaniye’de, o söylemiş, o seslendirmiş olsun

O yıllar, ülkemizin bir yerlerini ve bazı kurumlarını bir takım isimlerle üstlerine almaya çalışan sağcıların yıllarıydı. Örnek mi istersiniz Doğu’nun başbuğu, DPT’nin takunyalıları, Hukuk’un takkelisi, Süleymaniye’nin meydan okuyanı vesaire, vesaire.

İhtilalden hemen sonraki bir yıl, yine ondan bahsediyorlardı, moral desteğini dışarılarda arayan insanlarımız.

Rahmetli Muammer Dolmacı ağabey’in genel müdür olduğu şirkette çalışıyordum. Dedilerki, Piyalepaşa camiine gidiyoruz cuma namazımızı eda etmeye.. Davet demeyeyim ama, beyaz falan (hoca)nın orada hutbe okuyacağı telefonla bildirilmiş. Benim tercihim Nimet Abla camii idi. Emin Işık Hoca’yı dinliyordum orda. Hem çok güzel iç ezan okuyan bir muezzin de vardı. Bir cuma uydum mesai arkadaşlarıma. Mecidiyeköy-Kasımpaşa, gidiş – geliş şirket arabalarıyla. İzin alındığı muhakkak.

Hutbede, elindeki birkaç sayfayı okudu Beyaz falan (hoca). Yazmış, gelmiş.

Dönüşte, hala yüzlerinin kızarıklığı geçmemiş arkadaşlarıma, bir daha oraya gitmeyeceğimi söylediğimde, gerekçemi de açıklamıştım: Bir cinsellik kitabı yazmış. Bunu yayımlamadan önce sizlere okuyor. Sonra itiraz edeniniz olmasın!

Ülkede ihtilal olmuş. Yıllardır emek verdiğimiz her faaliyetimiz dondurulmuş, yasaklanmış. Derneklerimiz, vakıflarımız ve siyasi partimiz kapatılmış. Liderimiz ve önderlerimiz uzun süren mahkemelerde çok yıllara mahkum edilmek isteniyor. Tesbihlerimizin ipi kopmuş, taneler kayıp.

Beyaz falan (Hoca’nın),  tam da cinsellik düşünme, doya doya cinsellik yaşama ve yazma zamanı…

Bugünümüz de öyle günlerdenmiş o Beyaz falan (Hoca)ya göre. Çıkmış bir tv kanalına konuşmuş; insanların, bu ramazan Beyaz Zekeriya’nın tacizine uğramadık, diye gülümsemeye çalıştıkları bir günde. Kursaklarında bırakmış sevinçlerini.

Telefon ricalarıyla ve reyting (çok izlenme) garantisi verdiğinden çıkarıldığı o tv kanalında söylediklerini, bu ülkenin insanları ertesi gün gazetelerden okuyup haberlendiklerinde, ilk söyledikleri kelimelerin hepsini duysun isterdik. Gerçi merakı varsa sorar, öğrenir.

Dört bir yanımızda savaş.. Ülkemiz, komşumuz ülkelerin çocuklarının çığlıklarıyla dolu. Şehirlerimizde bombalar patlamakta. Polisimiz, askerimiz şehid edilmekte. Seçim olmuş, Meclis yeni hükumetten mahrum. Enflasyon rakamları yükselmekte, işsizlik rakamları uçuşta.. İşçi, köylü, memur, esnaf, ev kadını bankaların faiz kıskacında inlemekte.

Beyaz falan (Hoca)nın cinsellik konuşarak ününe ün katacağı günlere böyle gelmişiz, Tıpkı 1980 ihtilalinden hemen sonraki yıllarda olduğu gibi..

O yıllar onun, kendi tabiriyle “çuvalla para” kazandığı ve başkalarına da bu yolu gösterdiği yıllardır. Arabca öğretme maksatlı kitaplar yayımlamayı hedef seçen bir Hoca’yı, yayınevinde ziyaret eder birgün. Söyledikleri şudur: Kitap satarak para kazanmak zor. Bu işi yapacağınıza, bir turizm şirketi kursaydınız ve hac- umre turları yapsaydınız çuvalla para kazanırdınız. Hatta benim şöhretimden de yararlanabilirdiniz. Beyaz falan (Hoca)yı da biz hacca götürüyoruz diye reklam yapmanıza izin verirdim. O işi yapsaydım, der yayınevini kuran Hoca, seni değil, Bülent Ersoy’u düşünürdüm.. O senden daha meşhur. Konu ünlülük olursa…

Bu cevaptan sonra kalktı gitti mi, yoksa sözü edilen şarkıcının cinsel hayatı üzerine kitabına atıf yaparak konuştu mu, doğrusu bilmiyorum. Ne bana anlattılar, ne de ben merak edip, sordum.

Not: Biz bu yazıyı, mevzubahis ettiğimiz şahısın, havalı koltuklarda bacak bacak üstüne atarak, “Ben Hoca’ya söylemiştim. O iftarı yapma demiştim. Beni dinlemedi, 28 Şubat’ı kendisi çağırdı” mealindeki zırvalamalarını tv kanallarında çok dinlememize bir karşılık olsun diye yazmadık. O hesap ayrı.

Okuyanlar böyle bilsin!

Listeye bağla

Başbağlar köyü derneği başkanı katliamın 22. Yıldönümünde gazetemize konuştu.

 5 temmuz 2015

Başkan Mehmet Ali Dikkaya’nın tesbitlerinden bikaç cümle okuyalım.

“Bu katliamın failleri bulunamadı, adalet tecelli ettirilemedi. Umudumuzu yitiriyoruz.

22 yıl geçmiş. Hiç bir gelişme yok.

Ateş düştüğü yeri yakıyor. Delillerin üstüne gidilemedi. Yeterince hassasiyet gösterilemedi.”

Ağıtı dinmeyen köyümüzün acılı başkanına biz de katılıyoruz.

Lakin AKP 7Haziran’da listelerinin birine bir Başbağlar çocuğunu yazmıştı. Müracaatları üzerine.

Yani AKP’nin çözümcülüğüne bir işaret sayılabilir bu durum.

Ana-Kuma

AKP’nin CHP ile koalisyon (ortaklı yönetim) kurma çalışmaları hızlanınca, “Millet bize ana muhalefet olma görevi Verdi” demiş Bahçeli Devlet Bey.

Ama bir tane daha 80’lik parti var.

Millet, onlara da “Kuma muhalefet” olma görevi  mi verdi acaba

Doğrusunu okumak,

Doğrusunu bilmektir.

Milli Gazete aydınlatır

ÖZKES, KISA KES

CHP’nin eski müftü milletvekili İhsan Özkes, partisinden istifa etmiş.

Bu cümle duyanlara, acaba Ataşehir’mi dedirtti. Acaba daha fazlasını mı biliyor, dedirtti.

Lakin o, başka bir şey dedi.

“Partinin büyümesini engelleyenler var ”

“Birlik, beraberlik – Sevgi, saygı eksikliği var..”

“Parti içi disiplinsizlik had safhada..”

Sanki CHP’nin yegane sorumlusu. O geleneksel problemleri Kılıçdaroğlu bile umursamıyorken..

CHP’nin içindeki en çok CHP’li diye mi bilinmek, ünlenmek istiyor yoksa..

Her geçen gün CHP’nin iktidar umutlarının azaldığını da kendine dert edinmiş sayın Özkes..

Halbuki o çocuktu, o umutlar Güneş Motel odalarında yeşertilirken… Nasıl hatırlamış

Belki de onbeş-yirmibeş rezidans daireli milletvekilleriyle aynı sıralarda, eşit gibi oturmak rahatsız etmiştir sayın Özkes’i.

Bana arkadaşını söyle,

Sana istifa gerekçeni söyleyelim.

Korkaklık ÖRNEĞİ

“Öldü dediği partinin başına da beni geçirdi.”

http://www.milligazete.com.tr/koseyazisi/Buyuk_kulupte_ilginc_iftar/25431

Yıldırım Akbulut aynen böyle demiş.

Birkaç yıldır, bir çok kere yazıldı, anlatıldı, bu Yıldırım Akbulut anektodu.

Akbulut’tur canım, hoş göreceksin diye düşündüğünden mi insanlar, aralarından hiç biri çıkıp şöyle bir soru sormadı.

O olay olduğu gün, Meclis kürsüsünde ya da bir basın toplantısında, seni seçen ve Meclis’e gönderen o sorumlu olduğun milletin insanlarına neden açıklamadın

Milletin o gün alacağı bir karar, bugün ülkemizi daha iyi yerlerde yapmaz mı idi

Akbulut, Karabuluttan çok korkuyormuş.

Tayyip reis ve yavrum mesut

Orucunu aç

ağzını kapa

-Buyrun Yavrum Mesut Bey! Soframızı size açtık, herkeslere de ilan ettik.

-Bizde size iktidar yolu açmıştık, Sayın Tayyip Reis. Bir akşam yemeği mi karşılık olacak yahu.

-Akşam yemeği demeni asla kabul etmem Yavrum Mesut Bey! Bu masanın adı iftar sofrasıdır. Bunu masalar odasının mimar kadınları da böyle kabul ediyorlar. İftar yiyeceksin, iftar diyeceksin.. Yok öyle!

-Sayın Tayyip reis musaade edersen, iftar yiyeceğim, iftar suyu içeceğim yahu.

-Bekleyeceksin Yavrum Mesut Bey, masanın kuralları vardır, dahası iftarın kuralları vardır. Kimsenin ezana 5 dakika kala su içerek laiklik gösterisi yapmasına asla izin vermeyiz. Yok öyle, sayın Yavrum Mesut Bey. Davet ettik, kıymetimizi bil!

-Sakin, sakin… Lütfen herkes sakin olsun yahu. Laiklik tehlikede değil. Ayrıca Sayın Tayyip Reis’in kıymetini bilenler bilir yahu.

-Ne demek şimdi bu sayın Yavrum Mesut Bey Laiklik tehlikede değil darken, burda olmanın karşılığını mı söylemiş oluyorsun

-Bana Kılıçdaroğlu muamelesi yapma sayın Tayyip Reis.. Ben seni övüyorum yahu. Laikliğin bizzat teminatı olduğunuzu söylüyorum yahu. Daha ne diyeyim yahu.

-Ha şöyle çözüm sürecine gel Yavrum Mesut Bey. Kıymetimiz nasıl biliniyor, açık söyle Demokrasi açıklık rejimidir.

-Beni de Başbakan yapmışlardı. Tankları alkışlamıştım. Birde açık seçik “yarasa” demiştim yahu.

-Ha, evet, sahi. Ikide birde öyle şeyler söylüyordun Yavrum Mesut Bey.

Hay Allah nasıl unutmuşum.

-Denenleri unutunuz, diyenleri dost tutunuz, yahu. 4,5 milyon liralık masada yemeğe beni unutmadınız yahu. Hu Tayyip reis huuu. 28 Şubat aşkına hu diyelim yahuuu!

-Sen bana hesap mı soruyorsun Yavrum Mesut Bey Top patlasın, ezan okunsun yemeğini ye. Yediğin haltları bir bir hatırlatma bana.

-Biliyorsan, hatırlıyorsun demektir sayın Tayyip reis. Hatırlıyorsan unutmamışsın demektir yahu. Nerde kaldı su

-Evet, evet biraz hatırlıyorum. Şubat’lar vardır Yavrum Mesut Bey... Okullara alınmayan kızlar vardır, caddelerde tanklar vardır, Başbakanlıkta patronlar vardır, ayaklarında pijamalar vardır, peşkeş çekilen körfezler vardır, koylar vardır… Hazine dairesinde yağmalar vardır…

-Bana şiir okuma sayın Tayyip Reis. Beni böyle mi suçluyorsun yahu.

-Seni aklıyorum Yavrum Mesut Bey. Benim yanımda oturdun, aklanmış oldun. Şubat aylarında da sokaklara çıkabilirsin artık.

-Sana hemşehri kıyağı yaptım, deme sayın Tayyip Reis. Biz birbirimizi biliriz yahu.

-Sarmaları yutuyorsun, dolmaları götürüyorsun, bana ne diyorsun Yavrum Mesut Bey Biz milletimizden hiçbir şeyi gizlemedik.

-Ben de onu diyorum sayın Tayyip Reis. Sen beni aklamak için değil millete birşeyler hatırlatmak için çağırdın yahu.

-Kavşak’a benzer bir şeysin mi demek istiyorum yani Yavrum Mesut Bey Asla inanma, kanma.. Onu sana The şapkalı baban söyledi.

-Sen kimi kandırıyorsun sayın reis Tayyip bey. Sen beni buraya, bize oy vermezseniz, bu adam bir daha gelir ha! Demek için getirdin yahu. Yerlerse yahu. Sofrada artık kalmadı yahu..

(Bu son cümle, yandaş kalemci uçak yolcularına, savunmanın nasıl yapılacağını öğretmek için yazılmıştır. Arz ederiz.)

Ellere vay

CHP’nin ünlü Türklerinden bayan İlgezdi, Meclis kürsüsünde yemin ederken sol elini havaya kaldırmış.

Bir başka partinin bayan milletvekilinin kılık kıyafetini/giysisini devlete meydan okuma  diye algılayan CHP’liler o anda neler düşünmüşlerdir.

Ve kaç CHP’li milletvekili, bizim sol elimiz yok mu Biz neden düşünemedik böyle bir hareketi, diyerek saçlarını yolmuştur yahut dizlerini dövmüştür.

Bilmek hakkımızdır.