Hastalık hastalığının felsefesi

Abone Ol

Bazı hastalıklar var. Günümüzde çokça karşılaşıyoruz. Acı

tarafı şu; hasta olduğumuzu kabul etmiyoruz.

Dört tarafımız öyle kuşatılmış ki Neye ihtiyacımız

olduğunu bile başkası söylüyor. Birey kelimesi ve bu kelime üzerinden türetilen

anlamlar bir hastalık aslında. İnsanları yalnızlığa itiyor önce. Sonra ise

hamura şekil verir gibi yoğuruyor ve şekillendiriyor onu. Bireysel kazanımlar,

bireysel haklar, bireysel özgürlükler

Bizde özgürlük diye bir tavır olması mümkün değil. Bize

en çok kulluk yakışıyor çünkü. Bireysel olarak elde edeceğimiz kazanımlar

bizi paylaşımcı olmaktan biraz daha uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramıyor.

Kendimizi öncelemeyi söylüyor bireysellik. Oysaki Müslüman kardeşinin de refahı

için çalışır. Sadece kendisini kurtarması yetemez. Böyle bir kazancı da kabul

edemez. Kendi için istediğini mevzuunu bilmediğinizi söylemeyin.

Sosyalleşirken de karşımıza çıkıyor bireysellik. Anlamsız

duruyor oysa. Sosyal medya dediğiniz şey aslında bu. (Yine kızacak bana arkadaşlarım.

Teknolojiden anlamadığım için bu kadar suçlayıcı olduğumu düşünüyorlar) işin

başında söyleyeyim. Ben sosyal medyaya iman etmedim henüz. İnsanların

kategorize edildiği, masa başından kalkmadan sosyalleşilen, Şizofrenik hallere

çok açık, insanları başka biri olmaya zorlayan; genelinde ise kapitalizmin

reklam çarkının bir parçasından öteye geçmeyen mecralara büyük anlamlar katmamı

beklemeyin benden. Teknoloji bu hale geldi. Boş mu bırakalım bu mecrayı

diyor kimileri. Bence zararı yok boş bırakmanın. Hatta faydası var.

Bireysellikten uzaklaşıp insanlarla sosyalleşmenin önünü açar diye düşünüyorum.

Bu kadar hız faydalı bir şey değil maalesef. Çünkü hiçbir meseleyi anlamaya

fırsat bırakmıyor bulunduğumuz ortam. Çiğnemeden yutuyoruz. Midemizde ağrı olmasını

normal karşılamamız lazım.

Hızlı olduğu yetmiyormuş gibi bilgi kaynaklarını

zehirliyor olması en büyük açmaz aslında. Bilen de yazıyor bilmeyen de.

Manipülatif arkadaşların ise ekmek kapısı. Algı operasyonu yapılıyor diyerek

algı operasyonunu başka hangi mecrada yapabilirsiniz ki! Tüm bilgi

kaynaklarımızı tekrar gözden geçirmemiz şart. Yoksa kalabalık bir ortamda

okuduğumuz bir habere güvenip ahkâm keserken işin ucunda rezil olmakta var

Kendi kendimize inşa ettiğimiz hapishaneler haline geldi

profillerimiz. Bizi tanıyanları beklenti içine soktuk bir kere. O beklentiyi de

karşılamak şart. Maskeler takmak hoşumuza gitti aslında. Olmadığımız biri gibi

davranmayı sevdik. Bu hal bizi cemaatmişiz gibi göstererek itti yalnızlığa.

Eleştirilerimizi sıkıştırdığımız kelimeleri yayınlamak için enter tuşuna

cihad şuuruyla vurmaya başladık. Sistemin açtığı delikleri boş mu bırakalım

malasıyla sıvaya sıvaya bir hal olduk. Delikler de hiçbir zaman kapanmadı. Hani

surda gediği açan bizdik Teknolojiye ayak uydurmak için verdiğimiz

mücadeleyi asli vazifelerimize vermediğimiz için emperyal, kapital ve Siyonist

kafa istediği atı oynatıyor işte. Tesettürle modayı yan yana kullanabiliyor.

Bir Müslümanın da kapitalist ve emperyalist olabileceğine inandırıyor. (bazı

yöneticiler kaynayan Ortadoğu dan payını almak istiyormuş ya! Amerika boşuna mı

giriyormuş Afganistan a Irak a. Anlamak lazımmış)

Bir yazarın bir yazısıyla on binlerce kişiyi Beyazıt a

topladığını hatırlıyorum. Konya daki tarihi Kudüs Mitingini hatırlıyorum.

Şimdiki kadar kolay değildi bilgiye ulaşmak. Bugün aynı kalabalıkların

mazlumlar için bir araya gelemeyişini bana açıklayıverin bi zahmet. Diyorlar ki

Arap baharı sosyal medyanın başarısıdır. Anlık haberleşme için faydası olmuş

olabilir. Fakat ne kadar teknolojik bir devrim olursa olsun Tunus ta bir adam

çıkıp da yakmasıydı kendini sosyal medyanız ne işe yarardı

Kendinize en son ne zaman vakit ayırdığınızı hatırlıyor

musunuz Hiçbir dış etkenden etkilenmeksizin, kendi iradenizle karar verdiğiniz

bir zaman Bugünkü hız ortamı bizi anlık yaşamaya mecbur ediyor. Bir an ın

içinde yoruluyor ve yoğuruluyoruz. Anlata anlata bitiremediğimiz kahramanlar ve

yaptıkları işler, hâlâ caps yapıp paylaştığımız o mübareklerin sözleri neden

tesir etmiyor bize hiç merak ediyor musunuz Bizde eksik olan şey adanmak!

hedefsizlik en büyük bela başımızda. Bu yüzden hedefe kilitlenmek deyiminin

hükmü zayi. Yazmak işin en kolayı. Yapmak ise en şahsiyetlisi. Bu yüzden

yapanları anıyoruz biz. Bizim ise ardımızda bırakacağımız tek şey belki de

başarılı bir profilden başka bir şey olmayacak!

Selahaddin, Kudüs fethine kadar kendisine gülmeyi haram

saymış. O andan itibaren Kudüs ün kapılarından geçene kadar güldüğüne şahit

olan yok. Dönemin hoca efendileri ise Selahaddin, Allah ın kendisine helal

kıldığı bir eylemi haram saymış duydunuz mu diye başlayan cümlelerle

mezhebini sorgulamaya başlamışlar. Tarih değişiyor ama sistemin bir parçası

haline gelmeyi seçen hocalar hiç değişmiyor. Ve adanmış insanlar onlara rağmen

devam ediyor mücadelesine. Sırtını Allah a dayayan ve onun ipine sımsıkı

tutunanlar kazanıyor hep. Başkası değil!

Hani haberiniz olsun istedim

Kalbinizin sahibine emanet olun

Eyvallah!!!