Toprağın ayaklarımızın altından kaydığı zamanlardı… Güneşin doğup doğmama konusunda kararsız kaldığı… Suyumuzun rengi bulanıktı. Gökten, çadırda çamura bulanmış sabi çığlıkları yağıyordu. Her şey şeyleşmiş, tanımlar kaybolmuş, ideolojiler yerle yeksan… Mış gibi yapan insanlar değil, ülkeler vardı artık… Üzülmüş gibi, kınamış gibi… Hiç kimse hiçbir şeyin hakkını savunmak istemiyordu. Bayağı bir insan ölüyor, bayağı bir insanın umurunda olmuyordu. Umursayacak gibi olanlar da uyarılıyordu. “Karışma siyasete, sivil topluma, kavgaya, hiçbir şeye! Fizyolojik ihtiyaçlarını karşıla ve mutlu ol.” Bu komutla yetişen ve yetiştirilen milyonlarca şey. Doymak ve mutlu olmak isteyen kimliksiz, tanımsız, milyonlarca şey. Sadece bir şey istiyorlardı! Mutlu olmak… Akıl, izan, idrak? Yasak. Tek hakikat Dubai çikolatası… Ameliyat bölgesinde narkozun etkisi geçtikten sonra ortaya çıkan acı gibi… Aklı işe karıştırırsak; üzülebiliriz, korkabiliriz, heyecanlanabiliriz veya hiçliği fark edebiliriz. Zayıflığımızı, noksanlığımızı, yetersizliğimizi… Allah’a ihtiyaç duyduğumuzu… (!) Bu uygun olmaz, biz sadece mutlu olmalıyız. Hiçbir şeye karışmamalı ve mutlu olmalıyız. Narkozlu da olsa mutlu…
“Size verilen şeyler, dünya hayatının geçici nimeti ve süsüdür. Allah katındaki nimetler ise daha hayırlı ve daha devamlıdır. Hâlâ aklınızı çalıştırmayacak mısınız?” Kasas Sûresi - 60. ayet
Yakın dönem açısından bakıldığında, ülkemizde ve dünyada yaşanan birçok olumsuz hadisenin temelinde, doğal işleyişi büyük bir ustalıkla fesada yönlendirmeyi başaran Siyonizm bulunmaktadır. Bu minvalde Apolitizm ve Hedonizm ise Siyonistlerin sapkın emellerine ulaşmak adına kullandıkları önemli iki ruh hastalığıdır. Apolitizm, siyasetten, politikadan, genel olarak olaylardan uzak durmak, tarafsızlık, ilgisizlik anlamına gelmektedir. Bu eğilim toplumsal duyarlılığı ve bilinçlenmeyi azaltmakta; dini kuruluşlar gibi, sivil toplum kuruluşları gibi, siyasi partiler gibi, hatta bedelli seçeneği bulunan ordular gibi doğal eğitim kurumlarını yok etmektedir. Güncel hayatta insanları umursamazlığa, merhametsizliğe, bireyselliğe, menfaatçiliğe, bana neci bir yaklaşıma teşvik eden bu özellik günümüzde tüm dünyayı kasıp kavurmaktadır. Ülkemizde de etkisi fazlasıyla hissedilen apolitik tutum, gençlerin fikirsel gelişimden ve idealizmden uzaklaşmasına sebep olmaktadır. Merak etmeyen, araştırmayan, okumayan, kavga etmeyen, ayet edebiyat bilmeyen, gölgesinden çekinen canlar…
Sadece gelecek kaygısı yaşayan, en büyük hayali devlet dairelerinde bir memuriyet veya kolay para kazanmak olan, dünya üzerinde var olan hiçbir olayı veya olguyu umursamayan, tanımlanamayan bir nesil yaklaşıyor.
Apolitizmden dolayı hiçbir şeyi umursamayan insanlar, maddi manevi tatmini nerede arıyorlar dersiniz? Mutlulukta, yani hazda. Mutlu olabilmek, kalabilmek, ölebilmek… Hedonizm, hazcılık anlamına gelen Antik Yunan’da ortaya çıkan sapık bir felsefi akımdır. Kainatın yegane varlık sebebinin insanların maddi manevi zevk alması olduğuna inanan ilginç bir bakış açısı… Bu hastalık genelde herhangi bir hedefi, hayali olmayan, toplumsal duyarlılığı zayıf olan ve toplumun çoğunluğunu oluşturan apolitik veya sıradan bireylerde tezahür eder. Söz konusu bireyler her şeyden uzak boşlukta olduklarını düşünürlerken dahi aslında boşlukta değildirler. İnsan ruhu, Allah (c.c) tarafından mükemmel bir dizayn içerisinde yaratıldığı için boşluk kabul etmez. Farkında olmadan o boşluğu farklı ve zararlı bir fikir yapısı olan Hedonizm ile doldurur. Ancak bunun adının Hedonizm olduğunu dahi bilmez.
Sıradan veya apolitik insan, mutlu olduğu için yaşar. Mutlu olduğu sürece yaşar. Mutlu olmazsa intihar eder. O kadar yani... Mutlu vakit geçirebildiği arkadaşlar, ortamlar seçer. Mutluluk veren müzikler dinler. Kıyafetini mutlu olma durumuna göre dizayn eder. Kendisini mutlu eden yiyecekleri yer. Mutlu olduğu zaman insanlara karşı davranışı daha farklıdır. Mutsuz olduğu zaman daha farklı… Mesela mutlu olduğu için kahveye, halı sahaya gider. Veya mutlu olduğu için alışveriş merkezine gider ve sadece mutlu hissettirdiği için alışveriş yapar. Mutluluk veren filmler diziler izler. Mutlu hissetmediği için ders çalışmaz. Mutluluk vermeyen öğretmenden hiçbir şey öğrenemez. Şaklabanlık yaparak dersi anlatmamız lazım tabii… Bu kişiler, mutlu oldukları insanlar ile evlenirler. Mutlu olmadıkları için boşanırlar. Çocuklarına kendilerini mutlu hissettirecek isimler verirler. Çocukları sessizken mutlu olurlar. Çocukları yaramazlık yaparken, hayatı sorgularlar. Veya mutluluk verdiği için tüm haramlara bulaşabilirler. Tüm sapıklıkları yapabilirler. Bu vb. örnekler fazlasıyla çoğaltılabilir.
Apolitik veya sıradan insanlar farkında olmadan idealizmden veya herhangi bir inançtan uzak sürdürülen hedonist bir kafa yapısı inşa ederler. Hayatta yaşamaları gereken birçok rutin adımı; okul gibi, evlilik gibi, meslek gibi rutin koşuşturmacaları kendilerine has zayıf bakış açıları ile yaptıkları için birçok şeyi yanlış veya eksik yaptıklarının farkına dahi varamazlar.
Örneğin evlilikte temel ölçü Müslümanlara göre, dini güzel olan ile evlenilmesidir. Bu taraftar toplama isteğinden kaynaklı bir öneri değil be adam… Bu Rasulullah önerisi! Tabii bizim sıradan apolitik vatandaş, bu öneriyi dahi araştırmadığı, bilmediği için, güzelliğine yakışıklılığına bakarak evleniyor ve hayatını mahvediyor. Hâlbuki bunun sosyolojik açıklaması şu, bir evlilik başlangıçta veya süreç içerisinde geliştirilen inanç veya idealler üzerine inşa edilirse sürdürülebilir. Evliliği ayakta tutan sadece cinsel ihtiyaçlar olamaz… Bizim hedonist vatandaş çok basit kara kaş, sırma saç edebiyatına dünyasını da ahiretini karartıyor. Sonra boşanma oranları %1000 artıyor. Mahkemede sebep, şiddetli geçimsizlik… Hâkim bey, bir sor bakalım çiftimize, maksatları geçinmek miydi? Haz arayışı mıydı?
Evlilik gibi örnekler çoğaltılabilir. Okul hayatlarında, kariyerlerinde hasılı içtimai hayatlarının her aşamasında çuvallamalarının temel sebebi, içerisinde bulundukları apolitik, sıradan ve hedonist hayat… Hayali olmayan bir insanın; bir poşetten, bir terlikten, bir şişeden ne farkı olur? Ben söyleyeyim size. Bu saydığım eşyaların iradeleri olmadığı için, üretim işlevleri doğrultusunda insanlara yararlı bir varlık sergilerler. Peki onu okumaya, araştırmaya, hakikati kavramaya, kendini geliştirmeye teşvik etmeyen sadece hazları için yaşayan bir bireyden kendisine veya topluma nasıl bir fayda beklenebilir? Bu tarz bir bireyin, irade faktöründen kaynaklı kendisine veya topluma verebileceği zararın haddi hududu olabilir mi? Hedonizm, ilk bakışta çok da tehlikeli görünmüyor değil mi? Peki ya bu kadar mutlu olmak üzerine hayatını kurgulamış olan insanlar, bir gün mutsuz olursa? Yarım kalan milyarlarca hikâye… Başarısızlıklar, geçimsizlikler, adaletsizlikler, kavgalar, tacizler, tecavüzler, intiharlar, cinayetler, hatta savaşlar…
Sonuç olarak, bana dokunmayan yılan bin yaşasın, mantığıyla yetiştirdiğiniz evlatlar, süreç içerisinde yılanın ta kendisine dönüşürler! Sorumluluk vermediğiniz, hayal kurmasına yardımcı olmadığınız, hedeflerini kısıtlı tuttuğunuz ve her şeyden uzak durmasını öğütleyerek büyüttüğünüz nesiller kâinatın ve insanlığın sırtına yük olmaktan başka bir işe yaramayacaklar. Hatta sırf mutlu olmadıkları için insanların canlarına kıymaktan dahi çekinmeyecek korkunç bir şeye dönüştüler, dönüşüyorlar, dönüşecekler! Kâinat boşluk kabul etmez… Cihat ayetleri, iyiliği emredip kötülükten men etme vazifesi, ilmin her Müslüman’a farz olması, namazın 5 vakit olması genel olarak İslam’da her şeyin bir sebebi var. Allah ile doldurmadığınız her yüreği, şeytan ve yeryüzündeki işbirlikçileri ateşle dolduracaklar. O ateş çok yakacak düştüğü yeri de, bizi de… “Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!” – Nisa Sûresi 78. Ayet