Hasma bilenmek ve bileylemek

Abone Ol

Hasım: düşman, karşı kimse olarak tanımlanır. Karşıt olunca onunla zıtlaşma, hesaplaşma, savaşma, çatışma gibi durumlar akla gelir. Bu, birey olabileceği gibi toplum ve halklar da olabilir. Çatışmaların gerekçeleri olur. Kimi zaman çıkar, kimi zaman ideoloji, devletler, toplumlar, kültürler olabilir.

Düşman ifadesini kullanmayı uygun görmedik. Gerekçemiz bunu daha çok keskinleştirmek istemediğimiz için. Düşmanlık tam anlamıyla birbirini yok etmeye aday, hazır kimselerdirler. Hangi koşul ve durumda olursa olsun yok etmeye adanılır. Bunun için de öfke ve nefretin sürekli olarak keskinleşmesi gerekiyor. Boşluk bırakıldığında ya da gevşetildiğinde nefret dili soğuyabilir. Bunun içindir ki karşı tarafa hazırlanmak için sürekli olarak öfke ve nefreti keskinleştirmek gerekir.

Karşıt halklar, milletler arasında bu oldukça sıcak tutulur. Öfke ve nefret kazanı sürekli kaynatılır. Ya da bir başka deyişle alabildiğine keskinleştirilir. Kesici aletlerin körelmemesi ve paslanmaması için sürekli olarak bileylenirler, hazır tutulurlar. Hasmının üzerine atılmanın anını kollarlar. Günü ve zamanı gelince de amaçlarına ulaşmaya çalışırlar.

Gerilim ve öfke, nefret sürekli en üst perdede olunca gözler kararır, baş döndürücü bir sürece girilir, adeta bir anafor içinde olunur. Zihnen onunla yoğunlaşıldığında başka bir şey düşünmez, düşünmeye vakti de olmaz.

İnsanın kendini tüketme ve yok etmenin bir yoludur bu. Asıl işlevinden uzak durur. Üretmeye amade olan bir insan kendisine hangi alanı seçerse o alanda verimli olmaya ve verim almaya adar. Başka bir şey aklına gelmez. İnsan güzellikler ve iyilikler oluşturmaya daha çok eğilimlidir, öyle olması gerekir. Yaratılmış varlıkların en değerlisi, en üstünüdür.

Öfke ve nefret diline sahip olanlar zehir saçarlar, insanı fiilen öldürmeseler de hâl ve durumlarıyla gönülleri kırarlar, tahribata neden olurlar. Bu da insanda dönülemez bir yol ve sürece girilmeye neden olur.

Bir insan, toplum ve halk sürekli olarak öfkeye bileylenirse karşıtı da benzer bir tutum içinde olur. Kendini savunma, yaşama ve var olma düşüncesine kapılır. Karşıtlar sürekli olarak birbirlerine bileylendiklerinde savunma güdüleri de daha da kabarır. Ulusların çatışmalarına alan sağlayan bu davranışlar daha çok silahlanmaya, daha çok en acımasız araçlar edinmeye bakarlar. Yok olmamak için yok etmenin hazırlığı içinde olurlar.

Mevcut dünya sisteminin ideolojik keskinlikleri insanları karşıtlaştırdı. Birbirlerine hasım hale getirdi. Emperyalizm devasa ve sömürücü bir güç olduğunda karşıtları ona karşı daha çok bileylendiler, amaçları haklarını ve kendilerini korumak içindir. Ne var ki bu anlamda emperyalizm karşıtı olan oluşlar pek de başarılı olamadılar.

Gerek ideolojik ve gerekse çıkarlar da insanların karşıtlığına neden oldu. Bunun en somut göstergesi siyasal partilerdir. Partiler bir halkın temel değerlerinden çok çıkar ve ideolojik eksene oturduklarında kendilerinden başkalarını görmezler. Demokrasiler de bu oyunların bir kurbanıdır bir anlamda. Çekişmeler daha çok bütünleştirme değil belli klikler, belli çevrelerle sınırlı kalır.

Halklar ve insanlar birlikte yaşayabilirler mi? İnsanlığın ortak değerleri vardır. Aynı kültür ve düşünce ortamında bulunanların da ayrıca ortak buluşma alanları çoktur. Medeniyetimiz topraklarında birbirlerine en çok karşıt gibi görünen halklar bir arada yüzyıllar yaşamışlardır. Bugün Türkiye özelinde bakıldığında en nefret edilen halk Ermenilerdir. Oysa Ermenilerle bir arada yaşamışlar ve hatta ortak kültüre mensup olmuşlar, birbirilerini hem beslemiş hem de desteklemişlerdir. Bugün için “Ermeni” kavramı nefretin doruğunu oluşturur. Bu bir örnek bunu başka alanlara da yansıtılabilir. Farklı partilere mensup olanlar için de bu durum aynıdır. Belli bir tarihten itibaren “Arap” kavramı nefretin bir başka odağıdır.