Hiç tanımadığımız bir dünyaya getiriliyoruz. Bazıları hiç istemese de isteyen ve istemeyenlerin hepsi bu dünyadan götürülüyor.
Bu dünyanın varlığını gördüğü için inanan, öbür dünyanın varlığına inanmayan ateist ve deistler, tanımadıkları yere gittiklerine zorunlu olarak inanıyorlar.
Çöp arabasının, küllüğe boşalttığı çöpler gibi hissediyorlardır herhalde kendilerini.
Her ırk ve renkten Müslümanlar ise, Kur’an-ı Kerim’de ve Kur’an’ı bize açıklayan hadis-i şeriflerde tarif edilen cennete doğru gittiklerinin farkındalar ve oraya layık olmak için cennetlik işler yapamaya çalışırlar. Böylece İslam’ın bütün emir ve yasakları yaşanır hale gelirse modelimiz Asrı- Saadet’i günümüzde yaşarız.
Son yüz yıl içinde dünyada en çok insan öldüren ülkeleri gözden geçiriverin.
Mafyaları demiyorum.
Son yüz yıl içinde dünya devletlerinin yeraltı ve yerüstü servetlerini çalan hırsız devletleri sıralayıverin ve ondan sonra oralardan bize medeniyet adına getirilen ahlaksızlıkları düşünün.
İslami kesim de bu pisliklerden nasibini aldı. Gökten pislik yağarken temiz kalmak mümkin değil ama İslam şemsiyesi Müslümanların bazı yerlerini korudu.
Onun için iki yüz yıldır, eğitim kurumları tarafından üzerimize boşaltılan inkâr pisliklerine tutulan insanlar arasında en temizi yine Müslüman’ca yaşamaya çalışanlar olduğu görülmektedir.
Çocukken elimizdeki oyuncakları kapmaya çalışan çocuklar, elimizdeki ekmeği alıp kaçan tavuklar, yandıran sıcaklar, donduran soğuklarla mücadele ederek büyürüz. Büyüyünce koca koca devletlerin horozlandığını, milletlerin elindeki ekmeği alıp kaçtığını, vermeyenleri dövdüğünü görürüz. Dünyanın gülleri, gül yüzlüleri de var ama gül ağacında bile diken sayısı gül sayısından fazla oluyor.
Kur’an-ı Kerim’de, “Onların çoğu iman etmezler” anlamında birçok ayet vardır.
Rabbimiz Bakara süresinin 38’inci ayetinde Hz. Adem ile Hz. Havva’yı cennetten yeryüzüne indiriverdiğini fakat bu dünyada yolumuzu şaşırmamamız için yol gösteren kitaplar indirdiğini, O’nun yoluna uyanların iki dünyada da korkmayacaklarını, üzülmeyeceklerini bildirir:
“Hepiniz oradan inin. Sonra benden size bir hidayet gelir de kim benim hidayetime uyarsa, artık onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar, dedik.
Küfre saplanan ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise ateşin yaranıdırlar ve orada ebedi kalıcıdırlar” (Bakara süresi ayet 38-39).
Peki, ama bütün bunları başarmak kolay değil ki?
Bu dünyada bile bir eve, bir arabaya, eş ve çocuklara sahip olmak da kolay değil ki.
Bir gülüne bütün dünyanın denk olmadığı cenneti kazanmak da kolay değil.
Önce Adem aleyhisselam gibi adam olacaksın.
Adam olabilmek için tepeden tırnağa seni yaratanın kitabına göre yaşayacaksın.
Düşmanlarının dayattığı medeniyetsiz kitaplara göre değil.
Kur’an-ı Kerim’i, kendi arzu ve isteklerine veya sana dikte ettirilen doğru veya yanlışlara göre yorumlamamak için gönderilen Sevgili Peygamberimizin açıklamalarına ve örnek davranışlarına uyacağız.
Zorlukları sabırla ve namaza sığınarak başaracağız.
Kur’an’ında Rabbimiz, “Kötülüğü, iyilikle gideriniz” buyurur. (Fussılet süresi Ayet 41/34).
Gül suyu, biti öldürmez ama vücudumuz, elbisemiz, evimiz gül gibi temiz olursa insanda bit olmaz.
Asıl olan bit öldürücü ilaçlar üretmek değil, bitin üremesini ve tertemiz yaratılan insanı suç makinesi yapanlara malzeme olmasını önlemektir.
Bu da iyiliklerin yaygınlaşmasıyla olur.
“Amerikan polisi çok iyi eğitildiğinden, teknolojinin bütün imkânlarından yararlandığından, her sene beş milyonluk şehirde bir milyonun üstünde suçluyu adalete teslim ediyor” haberi aslında yüz kızartıcı bir haberdir.
Milletlerin hedefi, gül gibi çocukları eğitim kurumlarında diken haline getirdikten sonra, devlet gücünü göstermek için o dikenleri kırmak değildir.
Diyelim ki, eğitimdeki ihmalimiz sonucu köşe dönücünün, soyguncunun, hortumcunun, hırsızın, mafyanın, katilin, fuhşun, tacizcinin, sapkınların, uyuşturucu bağımlılarının sayısını artırdık.
Hemen çare olarak polisin sayısını artırmak yerine kültürümüze yön verenleri, eğitimde kasırga ekip hortum biçenleri değiştirmek gerekir.
Rabbimiz:
“İyilikle kötülük denk değildir. Sen kötülüğü en güzel olanla defet. Bir de bakmışsın ki, seninle arasında düşmanlık olan kişi sanki sıcacık bir dost oluvermiş.
Buna (kötülüğü iyilikle defetmeye) ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak (Kur’ân’dan) büyük bir haz alanlar kavuşturulur” (Fussılet süresi ayet 41/34-35).
Anadolu insanı bu ayeti, atasözü haline getirmiş, “Kanı kanla yıkamazlar, kanı su ile yıkarlar” deyivermiş. “Taş atana ekmek at” demiş.
“Kötülüğe karşı kötülük yapmak her kişinin kârı,
Kötülüğe karşı iyilik yapmak er kişinin kârı” demişler.