"Ölüdeniz de haşema olmaz"
Hürriyet gazetesi bu haberi çok özel bir titizlikle boş sayfanın en üst köşesinden veriyor. Alt köşelerde yayımlasa; gözden kaçma riskinin oluşabilmesinin önüne geçmek istiyor. Her zaman olduğu gibi Hürriyet, toplum mühendisliği rolünü hiç üzerinden atamıyor, insanları rutin standardın kalıbından dışarı çıkmamaya zorluyor.
Haber bir Yener Süsoy röportajı: Bild okurları tarafından "dünyanın en güzel plajı" seçilen Ölüdeniz in CHP li belediye başkanı Keramettin Yılmaz la yapılan söyleşinin can alıcı satırları, özenle logonun üzerine servis yapılıyor: "3500 kadar İngiliz yaşıyor, yaz-kış oturanların sayısı da az değil.
İngilizler, Türkiye nin Avrupa Birliği ne gireceğinden çok eminler. Denizimiz pırıl pırıl, tertemiz. Ölüdeniz plajlarından çarşafla, haşemayla denize giren olmaz."
Şimdi kafalara bir tokmak gibi inen bu sözlerden ne anlamalıyız. Uymamız gereken ilk emir, Bild okurlarına sonsuz şükran duymamız. Adamlar bizim Ölüdeniz i en güzel plaj seçmişler. Cennet Türkiye mizin güzellik tescili illa elinoğluna muhtaç. Bu yüzden bu küçük beyinliler için; sahillerimiz batılılara peşkeş çekilmeli, biz de ayak altından çekilmeliyiz. Ağızlarından çıkacak iki övgü sözcüğünü mumla arayanlar, bulduklarında; seyreyleyin siz kınayı.
Ölüdeniz belediye başkanı, büyük ihtimalle başa çekilen puntoyu, konuşması içine yaydı. Hürriyetin zihniyetine uygun YenerSüsoy dizayn etti. Ama Ölüdenizde 3500 İngiliz in yaşadığını duyduğum da belediye başkanı ve Yenerbey gibi mutlu olamadım. Bütün ülke sevdalıları gibi kahır doldum. Niye Hakkari li, Şırnak lı, Batmanlı değil de İngiliz oturuyor ölüdenizde. Bu bir ayıp ve bu suç ile üstelik gurur duymakta birileri. Dünyanın en güzel sahillerinde yerlilerin olmaması, yabancı işgalinin artması içimizdeki kimi zihniyeti memnun ediyorsa. Yazıklar olsun.Ne ki ikinci cümle bu 3500 İngilizin cennette yaşamasını mazur gösterecek bir savunma mekanizması da geliştirmiş: "İngilizler Türkiye nin Avrupa Birliği ne gireceğinden çok eminler". İğrenç bir sömürge mantığı bu. AB gibi boyalı elma şekeri için, hazinelerini teslim et. Bu iyi İngilizler niçin varoşlarda ev satın almıyorlar anlayamayan var mı
Röportajın kalbi; tehdit renkli bir balyoz: "Ölüdeniz plajlarından çarşafla, haşemayla denize giren olmaz" Niçin Kendisini setr etmek isteyen bir delikanlı uzun haşeması ile oraya gitse kolundan tutulup atılır mı Eşcinselin, ahlak tanımayanın, uygunsuz görüntü verenin necis bedenine teslim edilen plaja; edeb ve adaba riayet eden iman nesline yasak getirilmesi; başı dik gururla ifade edilebilmekte. Biraz da İstanbul a gönderme yapılmakta. Ekstra yerlilerinden kurtarılmış bölge, Ölüdeniz i alaturka İstanbul plajlarına, olanca ironisi ile tepeden bakmakta. Zira son yıllarda halk, İstanbul plajlarını geri aldı. İstanbul sosyetesi de Bodrum a, Marmaris e kaçtı. E, İstanbul un halk plajlarında edepsizlik yapılamıyordu. Varoş insanı da bikini, mayo ile değil elbiseleri, eşoftmanları ile denize giriyorlardı. Hâlâ İslâm ın esenliğini taşıyan bu insanlar soyunmaktan ar duyuyorlardı.
Röportajın birkaç can damarı vardı. En önemlisi de iç sayfada akıyordu. Genç yaştaki belediye başkanı Keramettin Yılmaz ın mal varlığı insanı şaşırtan büyüklükte idi; "The Nicholas Group un otelleri, apartları, villaları, turizm şirketi, kafeleri, karavanları var. Ölüdeniz kıyısındaki kamping alanının da sahibi." Servet sahiplerini seven Hürriyet gazetesi elbet nerede bulduğu ile ilgilenmemiş. Oysa ben ne belediye başkanları gördüm doğuda. Salonlarında oturacak koltuğu yoktu. İki dönem Kütahya da Belediye başkanlığı yapan Süleyman Canan Bey, altmış yaşında hâlâ kirada oturmakta, yıllardır taksitlerini ödediği kooperatif evi bitti mi, bilmiyorum. Askeriyeden yarbay pilot olarak emekli olmuştu, maaşını alınca önce yoksulların hakkını dağıtıyordu. Evinde kaç kere yemek yedim, iki minderin üzerinde oturuyordu aile. Eşinin bulaşık makinesi yoktu, elinde yıkıyordu. Keramettin Yılmaz ın bir belediye başkanı statüsünde iken bu kadar malvarlığı olması kimseyi şaşırtmıyor. O daha baştan sırtını sert kayalara yaslamış. Plajlarını çarşaf ve haşemaya yasaklamış. Artık kim sorabilir ki servetinin hesabını.
Fakat sevgili okuyucu. Plajlardaki adab dışı işgali önleyecek de sizsiniz. Yazın sayılı günlerini kaçırmayın. Deniz nimetinin sağlığından mahrum kalmayın. Ali Şeriati nin, "Sizi rahatsız etmeye geldim" prensibi ile en tesettürlü mayolarınızla denize gidin. İnançlı, mütedeyyin insanlarınızla denize gidin. İnançlı, mütedeyyin insan yıllarca sahillerden kaçtı. Görüntü kirliliğine tanık olmamak için. Biraz da başkaları rahatsız olsun. Zira Yaratıcının armağanı olan dağlar, denizler, ovalar; ne kadar seyredilsin ki bıkılsın.