Hasan Ejderha Şiiri

Abone Ol

Şiir gerçeklikten neşet eder. Gerçeklik, gerçekle şairin gerçeği arasındaki varlıksal durumdan şairin özgün bir şekilde yarattığı dünyadır. Şair yaşadığı ya da yaşanabilir olanı kendi dünyasında tekrar yaşanabilecek somutlukta ortaya koyar. Somutluk derken, soyut olanı somutlayıp tekrar soyuttan somuta varmayı kastediyorum. Şiir soyuttur yargısını kabul etmiyorum; çünkü şiir soyuttur diyenler şiirdeki gerçekliği görmede zorluk çektikleri için kolay yoldan soyut deyip işin içinden çıkmayı düşünenlerdir, bu kolaycılık. Şiir somuttur diyenlerde de aynı kolaycılık var. Şiire tamamen soyut da diyemeyiz tamamen somut da; çünkü her iki durumda da şiirdeki gerçekliği görmeme meselesi ortaya çıkıyor. Gerçeklik şairin dünyasıyla hayatın kütlesi arasında deveran eden yepyeni bir dünyanın kapılarını aralar. Şiir, şairin hayata baktığı yerden yeni bir dünya kurar. Söz konusu dünya, o şiiri okuyana kadar duyumsamadığımız, algılamadığımız ve yaşamadığımız dünyadır. Şair şiirinde kendine özel yani özgün bir dünya yaratır; bu yaratımın temel direği sestir. Daha önce şiir üzerine yazdığım yazılarda, şiir konusunda yapılan soruşturmalara verdiğim cevaplarda ve benimle yapılan söyleşilerde belirttiğim yargımı bir kez daha tekrarlıyorum; şiir bir ses meselesidir. Her şairin kendine özgü bir sesi vardır. Şiirinde kendine özgü sesi olmayanları zaten şair saymıyorum. Şair gerçekliği sesle yontar, şekillendirir, kendine özgü bir hava meydana getirir. Şiirde biçem ve biçim sesle meydana gelir. Şair algıladığı gerçekliği vermek istediği gerçeklikte oluştururken bunu sesle deneyimler. Şiirde kullandığı her kelimeyi ya da harfi vermek istediği gerçekliğin yapısına göre, anlamın gerçeklik düzlemindeki varlığına mütenasip bir şekilde, kelimenin müzikalite tonajını seçerek kullanır. Bu konuda, kullandığı kelimelere gelecek eklerin şiirindeki kendine özgü sesine gidip gitmediğine hayat memat meselesi gibi bakar. Bu, hayat memat meselesini şiirin sadece biçiminde değil, bununla birlikte biçeminin varoluşunda da görmek gerekir. Ben şiiri hayat memat meselesi olarak görüyorum. Bence şiir hayat memat meselesidir. Bu, her yönüyle böyle.

Şair dünyaya bakarken hüzünlenen insandır. Şairin kadim derdi vardır. Fikri olan ve fikredendir. Bir medeniyet algısı olandır. Şair kendi şeriatıyla bütün şeriatlara bakan ve aksaklıkları görendir. Aynı zamanda güzellikleri de. Şair bütün mazlum halkların doğal savunucusudur. Şiir bu yüzden fıtrattır. Çünkü zulüm fıtrata aykırı olduğu için zulmeden zalim, zulüm gören ise mazlumdur. Şair yitik iyiliğin sürekli arayıcısıdır. O yüzden bu dünya cehenneminde her daim hüzünlüdür.

Sözü bir hüzün şairine getirmek istiyorum; Hasan Ejderha, hem hüzün şairi hem de hüzünlü bir şair. Ejderha, ulusal anlamda ilk şiirini Dolunay dergisinde yayımlamış. Daha sonra Milli Kültür, Türk Edebiyatı, Dergâh ve Kırklar gibi dergilerde şiirleriyle göründü. İlk şiir kitabı Seni Yaşamadan Olmaz ismiyle 1993 yılında yayımlandı. İkinci şiir kitabı ise; Marallar Oymağında Bir Ceylanla Oturup Ağlamak.

Hasan Ejderha ilk şiir kitabı Seni Yaşamadan Olmaz’la dikkatleri üzerine çekmiş bir şair. Seni Yaşamadan Olmaz kitabında kitaba isim olan şiiriyle Annem Hasta Değildi O Zaman başlıklı şiiri Hasan Ejderha şiirinin karakteristiğini veren şiirlerdir. Özellikle, Annem Hasta Değildi O Zaman şiiri, -yukarıda bahsettiğim- şiirde gerçeklik meselesini başarılı bir şekilde yansıtan etkileyici bir şiirdir. Şiirin kalkış noktası somut gerçekliğe dayandığı için şiir, bir hüzün şiiri olmasına rağmen hüzün kelimesinin günümüzdeki alelade kullanımının içerdiği gibi bir içerik ve ses içermiyor. Örneğin şu dizeler bu söylediğimi kanıtlamaktadır; “Annem hasta değildi o zaman / Babam başını elleri arasına alıp / Uzaklara, taa uzaklara dalıp / Geceler boyu düşünmezdi.”

Marallar Oymağında Bir Ceylanla Oturup Ağlamak’ta ceylan imgesi bütün şiirlerin ana akım’ı konumunda. Şair ceylan imgesiyle tasavvufi bir atmosfer meydana getiriyor. Bu atmosfer içinden aşka, dünyaya, hayata, anneye, çocuğa, yiğitliğe ve dostluğa bakıyor. Bakmak için durduğu haritanın toprağında evrensel hüzün var; “Denildi ki çağrı sonsuza kadar sürecek / Babalar topladığı elmaları / Buğdayla değiştirmeyecek.”

Hasan Ejderha şiirinde anne ve çocuk temel iki konudur. Her iki konu da hüzün dolayında işlenir. Şair hüzün medeniyeti’ bağlamında bakıyor anne ve çocuğa. Özellikle çocuk, Hasan Ejderha şiirinde başat ögedir. “Zikir çeken dervişler gibi kaplar ruhumu cezbe / İzbe bir köşesinden odanın, ağlarım, göklere ve yere / Annelere adanmış şiirler söylemeliyim / Ve bebeklerine hasret annelere” örneğinde görüldüğü gibi. Şairin çocuğa bakışı coğrafyayla sınırlı değildir. Ejderha, evrensel bir hüzünle bakıyor çocuğa; “Bizim kimsemiz yok mu anne / Neden yanıyor Gazze ”

Ejderha şiirinde ironi yok denecek kadar azdır. Şiirinde ironiyi hüzünle bağlaşık bir şekilde kullanıyor şair; “Muhtarlar kadar kim alır hayatı ciddiye / İkindiye tamam senet, bakiye sonraya kalsın / Yıkılmadan yıldı yapıları kentlerin / Derin yaralara çare yazmaz kâğıtlar.”

Türk şiirinde, şiirinde hiç cinsellik yer almayan ender şairlerdendir Hasan Ejderha. Ejderha’yı çağdaşlarından ayıran bir başka özellik ise; şiirinde hiç pislik’ içeren kelime ve imgelerin yer almayışı. Tertemiz, dupduru bir şiiri var.  

  

Marallar Oymağında Bir Ceylanla Oturup Ağlamak-Hasan Ejderha (Ocak 2014-Sage Yay.).