Daha önce, ‘kurra ile fukaha’ başlıklı bir yazı kaleme
almışız. Geriye arşive döndüğümde, söz konusu yazımla karşılaşarak yeniden bu
başlığı kullanarak bir başka yazı kaleme almaktan kurtuldum. Neredeyse,
görmeseydim bu başlıklı ikinci yazımı kaleme alacaktım. Geçenlerde Suudi Arabistan’da yayınlanan Eş
Şark gazetesinde Fayd el Uleyvi adlı yazarın (14/12/2012) ‘Nevakezu’l İslam al
Aşeretü bihacetin ile tafsilin/İslam’ı
nakzeden ve kişiyi küfre düşüren on meselenin yeniden gözden geçirilmesi’
başlıklı yazısını gördüm. Yazar bu yazısında hadiste uyarıyla birlikte ifade
edilen kurra fenomenine ve tayfasına değinmekte. Buradaki kurra ile Kur’an hafızları ve
Kur’an-ı Kerim’i tecvidiyle tilavet eden insanlar kastedilmiyor. Yüzeysel
okuyan ve yüzeysel anlayanlar kastediliyor. Kur’an-ı Kerim’i tedebbür etmeden
okuyan ve Kur’an-ı Kerim’i nefsi emellerine alet edenler ve arzuları
istikametinde anlayan ve yorumlayan kimseler murat ediliyor. Bu zaman zaman
zahiriliği ve zaman zaman da nassın zahiri üzerine taassubunu çağrıştırır.
Şevket Eygi Bey de gazetemizde ‘Yaşları Küçük Akılları Güdük Beyinsizler’
yazısında bu zümreyi muhatap almıştır. Onlara intibak eden bir hadisi şahit
olarak dile getirmiştir. Hadis şudur: “Buharî Kitabu’l-Menâkib’te (IV, s. 179)
Hz. Ali’den (radiyallahü anh) şu hadîsi rivayet etmektedir: ‘Ben, Resulullah
sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu işittim: Âhir zamanda, yaşları
küçük, akılları kıt bir zümre gelecek ve yaratıkların en hayırlısı olan
(Peygamber’in) sözlerini söyleyecekler... Onlar, okun avı delip çıkıp gittiği
gibi İslam’dan çıkacaklardır. Bunların imanları, hançerelerinden öteye
(kalplerine) geçmeyecektir…” Şevket Eygi Bey hadisi zikrettikten sonra şu notu
düşmektedir : “Hadîsin başka kaynaklardaki varyantlarında bu anlatılan şerli
gençlerin Kur’an okudukları, fakat Kur’an’ın hançerelerinden aşağıya inip de
kalplerine girmediği beyan edilmektedir…” İmtihan sırrı gereği Cenab-ı Hak bu
zümreyi Hazreti Ali’ye musallat etmiştir. Lakin Hazreti Peygamber de onların
fitnesini Hazreti Ali’ye anlatmış ve onun vasıtasıyla ümmete duyurmuş ve
şerlerine karşı uyarmıştır. Bu hadis ve versiyonlarında kurra tayfasından (fie)
bahsedilmektedir. Bu kurra kavramından hem Şevket Eygi hem de Fayd El Uleyvi Bey
Harici tayfasını ve zümresini anlamaktadır. Kurra deyimi onları aşsa da netice
itibarıyla sıfat olarak en fazla Haricilere intibak etmektedir. Elbette
Haricilikten içre başka Haricilikler de vardır. Fayd Bey’in deyimiyle
Hanbeliliğin bazı ifrat zümreleri de zamanla kurra kapsamına girmiştir.
*
Hariciliğin en önemli vasfı derinleşememektir ve sığlıktır.
Kurra da bunu ifade eder. Buna mukabil, kurranın panzeri fakihlerdir (fukaha).
Fukaha, kurranın hilafına dinde derinleşenlere verilen isim ve sıfattır. “Allah kim için hayır murat ederse dinde fakih
kılar veya fıkhını artırır” diye bir hadis vardır. Demek ki kurranın panzehiri
fukahadır. Hazreti Ali’nin karşılaştığı fitnenin en büyüklerinden birisi kurra
fitnesi veya kurranın özelinde Haricilerdir. Kurracılığın veya kurra fenomeninin ahir zamanda artacağı da ifade
edilmiştir. Gazali’nin deyimiyle dini selika veya gelenek bozulacak ve
dolayısıyla Protestanlıkta olduğu gibi herkes dini okuduğu kadarıyla veya
kafasına göre anlayacaktır. Kurra, hikmetsizler mangası ve takımı demektir.
Dini hikmetten yoksun bir şekilde anlarlar ve aynı zamanda taassuplarıyla bu
anlayışlarını başkalarına da dayatırlar. Fayd El Uleyvi, taassup ehlinin
itiyatlarının, okuduklarını (nasları/metinleri) anlamamak veya yanlış anlamak olduğunu
ortaya koymaktadır. Nitekim eskiler bunu vecizeleştirerek şöyle demişlerdir:
Kem bir kavlin sahihih afetuhu fehmu’s sakim. Nice doğru söz vardır ki, afeti
yanlış anlaşılmaktır. Zamanla kurra geleneği oluşmuştur. Bu geleneği merhum
Faslı âlim Abdusselam Yasin, “didan el kura” kurra geleneği ( El İslam evi’t
Tufan kitabı, s: 18) şeklinde temas etmektedir.
*
Sıfatlarıyla Haricilere bakan kurranın en önemli
özelliklerinden birisi tekfircilikleridir. Bir anlamda, dışlayıcılıkları. Onlar
tekfirle toplumu dışlarken genişi daraltarak aslında dışlanmaktadırlar. Fayd El
Uleyvi bu özelliklerine temas ederek; bunların bazı konularda İbni Teymiye’den
de ‘aşırı’ gittiklerini ifade etmektedir. Hanbelî mezhebinin bazı
anlayışlarında namazı terk eden İslam dairesinden de çıkmaktadır. Onlar bu
ameli meseleyi daha da kaşımakta ve dairesini genişletmektedirler. Kurra deyimi
en fazla Haricilere intibak etmektedir. Lakin günümüzde kurraya en fazla
benzeyen zümre de bir nevi mealciler değil midir Acaba mealciler de bu hadisin
muhatabı olmuyor ve kapsamına girmiyorlar mı
Kurra meselesinde bir başka ehemmiyetli nokta ise günümüze
ve hayatımıza bakan hadisleri ve hadis kavramlarını güncellememiz gereğidir.
Kurra deyimi buna misaldir.