Haremeynde Müslümanlar birbirleriyle niye konuşmazlar?

Abone Ol

İbadet amacıyla vardığım Mekke şehrinde tuhaf bir toplulukla karşılaşmıştım. Beyazlar içindeki müslümanlar lal idiler.

Heyecanla koştuğum Kâbe mahzundu.

İnsanlar, farklı coğrafyadan gelenlerle pek alakalı değillerdi. Herkes kendi kafilesine, herkes kendi memleketine doğru yürüyordu.

Değişik ülkelerden gelen Müslümanlar bir araya gelip neden konuşmazlardı?

Denebilir ki, Müslümanların ortak dilleri yoktu. Arapçayı herkes bilmiyordu… Türkçe bilenlerin sayısı belliydi… İngilizce konuşanların oranı azdı… O halde nasıl bir yolla birbirleriyle ilişki kuracaktı müslümanlar?

Lal oluşlarını sadece ortak dille açıklamak mümkün değildi.

Mekke’ye gelenler birçoğu kaybolma korkusu yaşıyordu… Bu korku yaşlılarda daha çoktu. Ezilme, ölme tehlikesi de kafaların içine bir şekilde yerleşmişti.

Ama şöyle dört başı mamur bir yerde, sayısı mühim olmamakla beraber, müslümanların dertlerini, problemlerini konuştuklarına şahitlik edemedim.

İçimi burkan, beni mutsuz kılan en önemli hal buydu.

Hac, sadece farklı uzuvlarımızla yerine getirdiğimiz bir ibadet olamazdı. Şekillerin bize emrettikleri yahut söyledikleri olmalıydı.

Dünya Müslümanları aynı safta birlikte kıyama duruyorlardı.

Aynı çağrıyla dünyanın merkezine koşuyorlardı. İbadet esnasında Allah’a yakarmaları, kullandıkları sözcükler aynıydı.

Lakin bir yerde oturup, dertlerini, açmazlarını, umutlarını, umutsuzluklarını dile getiremiyorlardı.

Geldikleri gibi, kimi resimleri beyinlerine yükleyerek gerisin geriye ülkelerine gidiyorlardı.

Böyle olmamalıydı?

Bizi, birbirimizle konuşmamaya kim itmişti?

Aramızdaki bağları kimler koparmıştı?

Meselelerimizi konuşmamıza, dertlerimizi azaltmamıza kimler mani oluyordu?

Haremeyn’de müslümanlar yüreklerini, dillerini açmayacaklardı nerede açacaklardı? Bir yanıyla, hac demek, dertlerin, acıların paylaşıldığı merhamet kapısı değil miydi?

Niye, Müslümanlar bilinçlenmezler, soruları çoğaltmazlardı?

Hep, irademizi ve aklımızı, düşünme yetimizi devrettiğimiz ağalar mı bizim adımıza ahkâm kesecekti?

Müslüman için Allah dışında itaat edeceği, ilah edineceği güç yoktu.

Anne ve babaya itaate dahi, islami ölçü arınıyordu. Allah’a şirk koşmada… Allah’a isyanda, anne ve babaya… Vezire, sultana… Lidere itaat yoktu.

Hal böyle iken, harameynde lal olmak neyin nesidir?

Umutlarım var elbet… Müslüman gençler… Gelecekte, bir gün mutlaka, ibadetlerini yaptıktan sonra… Yahut tavaf, say derken… Bir araya gelip, ne oluyor dünyada… Beraber neler yapar, neleri değiştirebiliriz, diye kafa yoracaklarına… Bunu da bütün dünyaya göstereceklerine inanıyorum…

Konuşunca, irdeleyince… Açık ve aleni hal ile yürüyünce hayat daha güzel olacaktır.

Karabasan gibi üzerimize çöken kan, barut, bombalar, gözyaşılar, bu sayede dinecektir.

Müslümanlar, dünyadaki sömürü düzenini ancak bu şekilde yeneceklerdir…

Hac farizasında, dünya Müslümanları, farklı coğrafyadaki kardeşleriyle tam olarak hemhal olup, dertleriyle dertlendiklerinde, bunun tam anlamıyla ibadeti tamamlayan bir unsur oldukları gerçeğine vardıklarında, dünya değişecektir… İyilik anlamında değişecektir.

Böyle inanıyorum.