Hareket için teorik tartışmalar - 1

Abone Ol

Geçen haftaki yazımızda hareketin ilkelerinin ne olduğunu, bu ilkelerin kimler tarafından vaaz edilebileceğini ve bu ilkeleri yorumlarken oluşması muhtemel iki sapmanın ne olduğunu anlatmıştık. Buna göre ilkeleri kavramlar belirlerken, ilkeyi ancak kurucu lider ve bu liderin işaret buyurduğu yüksek meselelerin istişare edildiği makamın belirleyebileceğini ifade etmiştik. Yine bu ilkeleri yorumlarken olası sapma ihtimallerinin birincisi: Taşra Kafası’nın darlığını seviye kabul etmek olarak ortaya çıkmıştı. İkincisinin ise kırk yıldır işlenen değer, sembol ve kavramların terk edilip harekete yeni bir gömlek dikme hayali olduğunu ifade etmiştik.

Bu yazımızda Taşra Kafası’nın ve Yeni Bir Gömlek Hayali’nin izdüşümlerini takip etmeye çalışacağız. Buna binaen Orta Yol olarak tanımladığım üçüncü bir yolun imkânına ve fikri temellerine giriş yapacağız. Yazının hacmini dikkate alarak sonraki haftalarda Orta Yol’un niçin önem arz ettiğini, fikri ve siyasi açıdan anlatacak ve son olarak maslahat kavramını merkeze alarak hareketin geleceğine işaret edeceğiz. Bütün bu tartışmalar fikri birikimim neticesidir. Sadece hayır hedeflemekte ve yanlışlanması muhtemeldir.

Taşra Kafası olarak vaaz ettiğim kavram bir kasabayı yahut bir beldeyi ifade etmez. Başka bir ifade ile kavram şehir-köy ekseninde kavranmış değildir. Taşra Kafası dediğim şey tam olarak: Anadolu İslam’ı vücut bulan şehirli, irfan geleneğine dayanan, ötekisi sadece Siyonizm olan, sınırı olmayan bir gönlü içeren, mezhep ve meşrep merkezli değil sadece insan merkezli bir değer dünyası kabul eden anlayışı terk etmiş zihinlerdir. Bu değerlerin terk edilmesi, kapı komşusunun itikadı bozuk kabul edildiği, “Önce Ahlak ve Maneviyat’tan” sadece kadın-erkek ilişkilerinin mahiyetinin anlaşıldığı, sürecin siyasi bir hareket olmaktan bir tarikat havasına döndüğü, hakikatin ve bilginin değil, tam aksine algının merkeze alındığı bir yapıyı kaçınılmaz olarak doğurur. Bu satırların yazarı olarak bu zihin darlığının tam karşısında olduğumu ifade etmek isterim.

Siyasi bir parti seçmen tasnifi yapar, Müslüman gayrimüslim tasnifi yapmaz. Bu partinin her kesime, her gruba ve türlü hayatı benimsemiş insana söyleyecek sözü, kucaklayacak gönlü olmak zorundadır. Siyasi partilerin ancak rakibi, hareketlerin ise ötekisi olabilir. Saadet Partisi için bütün partiler rakip ve eşit mesafededir. Milli Görüş Hareketi dikkate alındığında ötekisi Siyonizm ve faizci sömürü düzenidir. Cihat Müslüman’a karşı yapılmaz. Bu ilke asla unutulmamalıdır.

Yeni Bir Gömlek Hayali peşinde Milli Görüş Gömleği’ni sol eli ile iliklemeye çalışan zihin dünyasından kastım hareketin birikimini yok sayıp, hareketin önce inşa ettiği, akabinde bu inşanın sonucu olarak başarıya ulaştığı, sonrasında sahtesine kaptırdığı bir idrak biçimini terk edip, elli yıldır mücadele verdiği bir idrak biçimine yani sola doğru yürümesidir. Bu yürüme romantik kavramlar (insanlar doğranırken güneş, kuş ve böcek hakları gibi ikincil bile olmayan kavramlar) üzerinden muhalefet geliştirilmesine neden olur. İnsanın kendisi her ne kadar hazreti insan olsa da ilahi irade iman eden insanı neredeyse bir tür olarak diğer insanlardan ayırmaktadır. Bu bağlamda hareketin hümanist bir söylem geliştirmesi imkânsızdır. İnsan merkezli olmakla hümanizm arasında kapanması mümkün olmayan bir fark vardır. Hareketin idrak biçimleri ile bağlanmamış yaklaşımlar ve nihayetinde dışa dönük anlamsız bir çaba ile siyasi parti söylemi ile hareket arasında olması gereken uyum dikkate alınmaksızın ötekisinin (Siyonizm) bir bütün olarak paranteze alınması gibi hareketin bünyesinin kabul etmeyeceği/edemeyeceği söylemler doğurur. Bu satırların yazarı olarak Yeni Bir Gömlek Hayali peşinde Milli Görüş Gömleği’ni sol eli ile iliklemeye çalışan zihin dünyasının da tam karşısında olduğumu bildirmek isterim.

Gönül dünyasında sınırın olmaması sınırsızlık yahut başka gönül dünyalarına meyil etmek değil gelen bütün hatalı anlamları sahih bir gönül dünyasında eritmek anlamı taşır. Aksi durumda mesele sınırsız bir gönül olmaktan çıkar ve gönül eğlendirmeye döner. Hareketler kavramları ile yaşar. Hareketin İslamcı olması bir tercih değil bir zarurettir. Zira İslamcılık sömürüye karşı verilen zorunlu mücadelenin adıdır. Bu bağlamda zorunluluk vücuda getiren işgal devam ettiği sürece ki ediyor hareketin İslamcı olarak kalması ilkenin de ötesinde varlıksaldır.

Orta Yol olarak kavramsallaştırdığım açı ise tam olarak: Gelenekle geleceğin kesiştiği noktanın adıdır. Bu anlayışta gelenek yani hareketin tecrübesi bir yük değil bir güçtür. Geleceğe yürüyebilmenin yegâne yolu geleneği kuşatmak, kavramak ve ihya etmektir. İhya edilen hayat bulur, hayat bulan hayat verir ve nihayetinde hayat veren geleceği anlamlandırır. Orta Yol için siyasi alanda bütün katmanlara uzatılacak bir el mevcutken hareket bazında Siyonizm ve Faizci yerleşik düzen mutlak düşmandır. Orta Yol için bilgi esas, yorum ferdir. Bilginin olduğu yerde aksi bir yoruma mahal yoktur. İlkelerin istisnası kabul edilemez. İlkelerin belirleyicisi kesinlikle hareketin kurucu kadrosu ve dayandıkları geleneklerdir. Bu gelenekler içerisinde en belirleyici olan ve Orta Yol’un anlam dünyasını inşa eden Anadolu İslam’ını gerçekçi İslam yorumu olarak kabul eden, şehirli, İslamcı, hümanist değil insan merkezli, romantik değil gerçekçi, mücadeleci ve ben idrakini hiçbir şekilde kaybetmemiş bir zihindir. Bu yol sağ yahut sol ile tanımlanamaz. Orta Yol merkezin ta kendisidir. Bu merkezilik mutlak hakikat olma anlamına değil mutlak hakikate talip olma anlamına gelir.