Son haftalardaki iç piyasa eğilimlerine bakılır ise
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası nın para politikasını gevşetir ve faizleri
geriletir iken çalışacağını düşündüğü varsayımlar çok ciddi bir hayal
kırıklığına sebep olacak gibi görünüyor. Farklı yöntemlerle rezerv biriktirmek
ve kredi notunda yaşanan artışlar, faizler geriler iken Türk Lirası nın değer
kaybını önleyememiş gibi görünüyor. Belli ki yan tesirleri kontrol altında
tutmak için devreye sokulan beklentiler herkesi etkilemiyor ve evdeki hesap
çarşıya uymuyor. Siyasi irade ve mali sektörden gelen destek yeterli olamıyor.
Başka bir deyişle gaza basmanın yan tesirleri faydasından çok daha büyük
olabilecek, ekonomi cephesindeki iyimser hesaplar çökecek ve buna bağlı olarak
aşırı risk alanlar ciddi sorunlar yaşayacak gibi görünüyor.
Türk Lirası nın değer kaybının devam etmesi teorik olarak
üretim cephesinde dış rekabet gücünü arttırır fakat iç talebi daraltır iken
enflasyon baskısını da yükseltir. Oysa Türkiye iç talebi arttırarak yüzde 4 lük
orta vadeli büyüme hedefini yakalamak, bütçe gelirlerinin azalmasını önlemek,
sorunlu alacak rakamlarının büyümesini kontrol altında tutmak için gaza basmak
zorunda kalmış ve beklentiler yolu ile paramızın değer kaybını önlemeye
çalışmıştı. Döviz kurlarının yükselmesi bu aşamada yapılan hesabın eksik veya
yanlış olduğu anlamındadır. Gelişmeler tedbirli olalım diyenlerin daha haklı
olduğuna işaret ediyor!..
Türk Lirası nın yaşadığı değer kaybında bireysel veya
kurumsal talep olarak yerleşiklerin herhangi bir katkısı bulunmuyor. Yabancı
sermaye girişinde yaşanan daralma ve daha önce giriş yapmış bulunan sıcak
paranın kâr realizasyonuna gitmesi bu sonuçta belirleyici olmuş gibi görünüyor.
Eğer gaza basmaya devam edilir ise kısa vadeli faizler daha fazla geriletilmese
bile bu olumsuz eğilimler kendi kendini besleyerek güçlenebilir. Türk Lirası
değer kaybettikçe bir yandan döviz borçlularının ve bunlara aracılık edenlerin
dengesi bozulur, diğer yandan enflasyon baskısı artar ve iç talep daralır.
Devamında son on yılda yapılan makyaj akar, göründüğümüz gibi olmadığımız
gerçeği açığa çıkar!.. Ve olumsuz baskılar kademe kademe güçlenir ve yakıcı olur... Gerçeğin açığa çıkması
için döviz kurundaki yükselişi durdurmak ve kısmen geriletmek gerekir ki
parasal sıkılaşma ve faiz yükselişi olmadan bunu başarmak pek mümkün olmaz.
Özetle söylemek gerekirse iki ucu da olumsuz bir durum
söz konusu, gaza bassan da basmasan da olmuyor. Her iki olasılıkta da
durgunluğun derinleşmesi, sorunlu kredi hacminin artması, vergi gelirlerinin
azalması gibi olasılıklar belirleyici olmaya aday görünüyor. Olumsuzlaşan
küresel koşullar, sıcak para açısından gelişmekte olan ekonomilerin
çekiciliğini büyük bir hızla azaltıyor, bugüne kadar pek dikkate alınmayan
olumsuzlukları ön plana çıkarmıyor. Geç gelen kredi notu ayarlamaları bu
etkileşimi duraklatamıyor.
Bazı ekonomiler parasına değer kaybettirerek dış rekabet
gücünü takviye etmek, bazıları ise iç talebi uyararak büyüyormuş gibi görünmek
ne borç-alacak zincirinde olası bir kırılmayı geciktirmek adına faizleri
düşürdü; parasal genişlemeye giderek gaza basmış oldu. Türkiye diğer gelişmiş
ekonomiler gibi iç talebi uyarmaya çalıştı fakat şimdilik ortaya çıkan tablo
öngörülenden çok daha farklı oldu; hiç istenmeyen bir durum ortaya çıktı,
durgunluk tehlikesi büyüdü.
Siyasi iradenin ABD seyahatinden umduğunu bulamaması,
kredi notu desteğine rağmen ülkemize yönelik sıcak para ilgisinin azalması
belirsizlik ve kırılganlığı önemli ölçüde artırıyor. Galiba bu yaz mevsimi her
anlamda çok sıcak geçecek!.. Çözüm ve uzlaşı bizlerden uzaklaşırken
istikrarsızlık ve gerginlik peşimizi bırakmayabilir...