Hapishaneler neden doldu?

Abone Ol

İstanbul

Milletvekili Sezgin Tanrıkulu nun soru önergesini cevaplayan Adalet Bakanı

Bekir Bozdağ, Türkiye de 3 Ocak 2014 itibariyle, toplam kapasitesi 154 bin

240 kişi olan 362 ceza infaz kurumu bulunduğunu cezaevlerinde 3 bin 193 kişilik

kapasite bulunuyor. 72 cezaevinin yapımı ise devam ediyor diye yanıtladı. Bunların

kaç bini uyuşturucuya bağlı suçlar Çocuk yaşta sayılacak bu gençler nasıl

uyuşturucuya bu kadar kolay ulaşıyor Cumhuriyet tarihinin en büyük rakamı. 22

Aralık 2000 yılında çıkarılan ve Rahşan affı olarak adlandırılan af sonucu

bir anlamda boşalan cezaevleri ne olmuştu da bu kadar dolmuştu Son dönemde

bireysel silahlarla işlenen suçlar, hırsızlık, yankesicilik, sahtecilik,

uyuşturucu, fuhuş, dolandırıcılık gibi suçlarda büyük artış yaşanıyor. Bu

rakamlara Taahhüdü ihlal hapis cezası alanların eklendiğini düşünmüyorum.

Çünkü sayısı bilinmiyor. İstatistiki yapılmadığını biliyorum. Milletimizin

ahlakı bozuldu. Batı kültürünün etkisinde olan ülke insanımız, maneviyatını

kaybedince suç işler hale geldi. Oysa İmam hatiplerin orta kısmı açılmış, İmam

hatip liselerinin katsayı problemi çözülmüş ve başörtü kamusal alanda özgür

kılınmıştı. Daha fazla muhafazakâr nesil yetişmesi gerekmiyor muydu Nerede

hata yapılmıştı

Ilımlaştırılan halk

AKP nin

yola çıkarken yanına Cemaati alması, ılımlı İslam ın diğer adıyla Protestan

İslam ın uygulanma alanı buldu. Zaten Amerika ve İsrail in istediğiydi buydu.

İslam a savaş açmaktansa, ılımlaştırıp, radikallikten çıkararak, İslami

kapitalist bir birey yetişmesinin sağlanması. Bunun diğer adı; kaleyi içerden

feth etmek öyle de yaptılar. Bu milleti bir tek partiye mahkûm ettiler. Rusya nın

dağılması ile sona eren soğuk savaş döneminin artından yenidünya düzenini

hayata geçirmek için ABD, NATO ya yeni görev vermişti. Terörizmle savaşmak.

NATO nun terör algılaması ise İslamiydi. Kapitalist sistemin İslam dünyasına

yerleşmesi için Türkiye ye de rol düşüyordu. Bunu Türkiye de kriz yaşatan

partilerle yapması mümkün değildi. Refah partisi yükselen değer olmaya başlamıştı.

Fakat bir sorun vardı. Refah anti Amerikancıydı ve asla kapitalizme geçit

vermezdi. O halde yeni ılımlı biri bulunmalıydı. Millet muhafazakârlara gönül

veriyordu. Öyle de yaptılar Fazilet Partisi ni önce böldüler, sonra da

kapattılar. Özal ile kapitalist sistemle tanışan Türkiye, Erdoğan ın hükümet

ettiği dönemde bu yükselen değer haline geldi. Bunun sonucun da birçok

mağduriyette beraberinde geldi. Kredi kartı mağdurları, Taşeron sistemi, GSS

mağdurları gibi daha sayamadığım birçok mağduriyet yaşantı ve yaşanmaya devam

etmektedir. Kazananlar olmadı mı Yollar yapıldı. Siyonist Yahudi daha çok

araba sattı. KİT leri satıldı. Yabancılar satın alarak köşe oldular. Sağlık

sektörü iyileştirildi. Akabinde bütün sistem taşerona teslim edildi. Yapılan her

hizmet vatandaştan çok rantiyeye yarıyordu. 2002 den önce müşteri sıkıntısı

çeken bankalar, hükümetin; maaşları bankadan ödenmesi ve kiracıların kirayı

bankaya yatırması genelgesinden sonra, bankaların müşteri sıkıntısı ortadan

kalkınca, hazır gelen müşteriden daha fazla nasıl kâr ederiz hesabına düştüler.

Millet daha fazla borçlandırıldı. Hem çalışanlar hem de işverenler borçluydu.

2001 kriziyle terbiye edilen bu halk, ikinci bir krizi kaldıramayacağını

bildiklerinden, istikrar sürsün diye AKP ye mahkûm edilmişlerdi. 

Oded Yinon raporu

Ortadoğu

ve İslam coğrafyasının bugün içinde bulunduğu paramparça vaziyetin ipuçları,

1982 de hazırlanmış bir raporda tüm unsurlarıyla yer aldı. Oded Yinon un

hazırladığı raporda, İsrail in varlığının İslam ülkelerinin parçalanarak küçük

yapay devletlere bölünmesine bağlı olduğu vurgulanıyordu. Bu bağlamda hem ABD

hem de İsrail in menfaati Türkiye deki ılımlı hükümetle olabilirdi. Nitekim

başbakanın one minute çıkışından sonra da İsrail ile ticari ilişkilerin devam

etmesi küresel kapitalizm başarısıyla ilgilidir. Oysa tam bağımsız Türkiye bu

ticareti yapmazdı. Türkiye ABD ve Israil in çıkarları doğrultusunda bir siyaset

izliyor. Hükümet bu politikadan dışarı çıktığında hemen CIA devreye giriyor ve

ülkemizde bir takım olayların fitilini ateşliyor. Gezi parkı olayları gibi. Amerika nın

çıkarlarına hizmet ettiğiniz sürece, iktidardaki hükümetin siyasi fikrinin

hiçbir önemi yoktur. Eğer Erbakan hoca Amerika ya evet deseydi, Amerika Erbakan

hocanın Milli Görüşçü olduğuyla ilgilenmeyecek ve iktidarını sorgulamayacaktı.

Hatta iktidarda kalması için her türlü bilgi desteğini verecekti. Erbakan hoca

ahiretini kurtarmayı seçti, makamların gelip geçici olduğunun bilincindeydi.

Halk olarak bizlere sunulanla amel ediyoruz.

Oysa

her olayın bir arka planı vardır ve siyasette hiçbir şey tesadüf değildir.

Amerika güçlü ne yapalım düşüncesiyle hareket edersek, çocuklarımızın da Amerika ya

köle doğmasına sebep oluruz. Bizler bedel ödemezsek, çocuklarımızım geleceğini

de Amerika ya satmış olmaz mıyız Ilımlaşarak sadece Amerika nın küresel

kapitalizmine hizmet edebiliriz. Oysa biz Müslümanız ve Kur an ı iyi okuyup

anlamalı ve hayatımıza tatbik etmekle sorumluyuz. Bunu yapmadığımız sürece,

hapishaneler dolacak, bankalar ilk ondaki başarılarını sürdürecek, köylü

üretmeyecek ve biz batının pazarı olup, üretmekten çok tüketerek köle gibi

yaşarız. Ülkenin rejimi ne olursa olsun, örfümüzü, ananemizi ve İslam ı

yaşamamıza engel teşkil etmez. Çocuklarımızı bu duygularla yetiştirelim ki, suç

makinesi haline gelmesinler. Bizler yaşantımızla örnek olursak, yeni nesil de

bizim peşimizden gelecektir. Yoksa kötü örnekleri kendi hayatlarına tatbik edip,

yanlışta ısrar edeceklerdir. Kendin üretmediğin sürece, Batı nın araçlarını

kullanıp, cola içerek cihat yapılmaz.