Başlığa bakıp Başbakan Davutoğlu’nun açıkladığı yeni ekonomik pakete karşı olduğum anlaşılmasın. Dikkat çekmeye çalıştığım husus, 12 yıllık AK Parti iktidarında ilgililer sürekli olarak ekonominin çok iyi olduğunu, rekorlar kırıldığını söyleyip durdular. Söz gelimi hemen her ay ihracattaki artıştan övgüyle söz edildi ama bir türlü ithalattaki artışın ihracatta yaşanan artıştan fazla olduğu, dış ticaret açığının büyüdüğü toplumdan gizlendi. İktidarların olayların hep iyi yönlerini göstermek gibi alışkanlığı olduğu söylenebilir. Ama görünen o ki, gemi karaya oturmuş, yeni tedbirler almak mecburiyeti ortaya çıkmıştır. Başbakan’ın açıkladığı yeni paket de, “Lüks tüketime fren ve kamuda tasarruf” olarak özetlenmesi mümkündür. Elbette ithalata dayalı lüks tüketimin frenlenmesini sağlayacak tedbirler alınırken yerli üretimin kalite ile birlikte artırılması da söz konusu olacaktır. Çünkü üretmeden tüketen, bir başka ifade ile ürettiğinden fazla tüketen ekonomilerin dışa bağımlılıktan kurtulması mümkün olmaz. Özellikle cari açığın küresel sermayeye sağlanacak bir takım imkânlarla kapatılmaya çalışılması ister istemez küresel sermaye sahiplerine ödenmek zorunda kalınan faizlerin artmasını gündeme getirmiştir. Böyle olunca da yerli üretimden elde edilen gelirin önemli bir kısmı sermaye sahiplerine akmaya devam edecektir.
Sadece Türkiye değil, tam bağımsızlığa sahip olmak isteyen her ülkenin küresel sermayeye mahkûmiyetten kurtulması, kendi kendine yeterli hale gelemese bile ithalatını karşılayacak ihracata ulaşması gerekiyor. Bunun için de ülkenin öncelikli olarak sanayileşmesini sağlaması, rahmetli Erbakan Hocamın ifadesiyle, “Fabrika yapan fabrika”yı yapması ön şart olarak karşımızda duruyor. İktidarların ciddi bir politika belirlemesi, sanayileşmede motor görevi üstlenmesi gerekiyor. Yoksa geçmişte hayata geçirilmiş fabrikaların özelleştirilmesi ve yabancı sermayeye satılması çözüm değildir. Bunu çözüm olarak 12 yıldır uygulamakta olanlar sanıyorum bu noktada yanlışlarını anlamışlardır. Bu ülkede bir takım yerli görünümlü firmaların yabancı şirketlerin ürettiği sanayi ürünleri pazarlayarak büyük paralar kazandıklarını biliyoruz. Elbette kazanacaklar, buna bir itirazım yok. Ancak, ithalat yoluyla kolay kazanma öylesine cazip hale gelmiştir ki, yerli üretime geçmek hususunda ağır davranılmıştır. Hatta öylesine yanlış uygulamalar olmuştur ki, bir alanda yerli üretim başladığında düne kadar ürünlerini yüksek rakamlarla satanlar yerli üretimi baltalayabilmek için fiyat kırmışlar, piyasada yalnız kalmak için uğraşmışlardır. Yerli fabrikalar bu rekabete dayanamayıp kapısına kilit vurunca da fiyatlarını istedikleri gibi belirlemişlerdir. Bu bakımdan sadece lüks tüketimi frenlemek için vergileri artırmakla yetinmeyip yerli üretimin sonuna kadar teşvik edilmesi ve desteklenmesi gerekiyor. Ancak böyle bir karar almak ve uygulamak yabancı sermayeye mahkûmiyet devam ettiği sürece zordur ama imkânsız değildir. Önemli olan bu tercihin yapılması ve uygulamaya konulmasıdır. Bunu Erbakan Hocam, Ağır Sanayi Hamlesi olarak uygulamış ve başarılı olmuştur. Ama ellerindeki pazarı kaçırmakta olan kükresel sermaye çevreleri içerideki maşalarını da devreye sokarak bu hamleyi engellemek için ellerinden geleni yapmışladır. Bu bakımdan siyasiler ya iktidar uğruna yabancı sermayeye teslimiyeti sürdürecek ya da ülkemizin lider ülke haline gelmesini sağlamak için atacakları adımın ödeteceği faturayı göze alacaklardır. Küresel sermaye ile uzlaşarak iktidardaki süreyi uzatmak mümkündür ama bunun sonu yoktur. Ülke ağır fatura ödemek zorunda kalır/kalıyor.