“Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Yasası” geçen hafta
hızlı ve sessizce meclisten geçti. Tasarı gündemdeyken ilgisiz, duyarsız ve
sessiz kalan Sivil Toplum Kuruluşları nefeslerinin kesilmesini, teröristlerin
listesine girmeyi bekleyedursunlar…
STK temsilcilerinin birlikte hareket ederek Sayın
Cumhurbaşkanımız tarafından yasanın TBMM’ ye iade edilmesi yönünde girişimde
bulunmalarını bekliyor ve diliyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın da bu vahim
yasayı veto etmesini ümit ve temenni ediyoruz.
Bu yasanın “talimatla” çıkarıldığına ilişkin bir itiraz
yok. Adı gibi muhtevası da, iradesi de, tanımı da, yararı da bize ait değil.
Terör de batılı bir kavram laiklik gibi… Onun gibi belirsiz, kapalı, zalimin
elinde kötüye kullanılmaya çok elverişli bir kavram ve bir silah. Bizi
vurabilecek silahı bize yaptırıyorlar. ABD’ nin, Güvenlik Konseyi’nin
“terörist” dediğine biz devlet olarak “hayır, terörist değildir!” diyebilecek
miyiz ABD kendisiyle işbirliği yapmayan herkese terörist diyebiliyor. ABD ve
AB’nin Emperyalist Siyonizm’in etkisinde, kontrolünde bulunduğunu artık çok
kimse görebiliyor.
Tasarı on yıldan fazla bir zaman TBMM gündemine
getirmedi. Öyle ya ülkemizin lehine idiyse niçin bu kadar zaman bekletti
Aleyhine ise neden yasalaştırdı Üstelik TBMM’de “Terörle Mücadele” görüntüsü
verilmiştir.
Egemen küresel güçler zulümlerini özellikle Müslümanların
yaşadığı coğrafyalarda sürdürmektedirler. Bizi hem bölmeyi hem de çatıştırmayı
başardılar. Kendileriyle “işbirliği” yapan Müslüman yöneticilerin dışında boyun
eğmeyen, zulme direnenlere “terörist” yaftası vurarak onları yok etmek
istemektedirler. Şimdilerde İnsansız Hava Araçları ile Amerika kendi
vatandaşlarına bile suikast düzenleme tasarısı görüşülmekteymiş. Zaten birçok
ülkede İnsansız Hava Araçları ile “terörist” avı yaptıkları bilinmektedir.
Egemenler “efendi” oldukları için onların değer
yargıları, tanımlamaları, cezaları geçerli oluyor.
Zulme boyun eğenler, haklarıyla birlikte onurlarını da
kaybederler. (Hz. Ali)
Bugün bu yasa karşısında suskun, ürkek ve hesaplı
olanların, yarın belki çok yakınları, belki de kendileri bu yasayla
vurulabilecek, sindirilebileceklerdir.
Günümüzde uluslararası tüm kurum ve kuruluşlar(AB, BM,
NATO, IMF, DÜNYA BANKASI vb.)ve birçok devlet zulüm odaklarının kontrolündedir.
Küresel sermayeyi elinde tutan odaklar bu güçle dünyadaki siyasal, ekonomik,
askeri tüm alanları ve kuruluşları etkileyebilmektedirler.
Dünyanın birçok coğrafyasında ABD’nin üsleri, askerleri,
ajanları var. Tabi ki bizde de öyle… Bu odakların sözleri yasa olabiliyor.
Dışarıdan herhangi bir talimatla yasa yapmak “egemenlik
kimin ” sorusunu gündeme getirmez mi Egemenliğin paylaşılması ya da devri ne
anlama geliyor Anayasada ve TBMM Genel Kurulunun duvarında “egemenlik
milletin” sözlerinin ne anlamı var Oyu, vergiyi, askeri halktan al,
talimatları batıdan… İşte yaşasın demokrasi! Halkı halkın değerleriyle,
ilkeleriyle değil, AB veya ABD’nin değerleriyle yönetmek…
Halk kendi iradesiyle kendi değerlerine dönmek istediği
zaman da sopayı göster, gerekirse silaha sarıl, halka silah yönelt. Demokrasi
denen oyun bu mu
Anılan yasanın tutarlı bir tarafı yok. Anayasaya
aykırılıklar içeren, geleceğimizi de tehdit eden bir düzenleme. Biz bu yasa
vesilesiyle genel bir “Batılılaşma” eleştirisi de yapmak arzusundayız.
Yaklaşık iki yüz yıla yakın bir zamandan beri yüzümüzü(yönümüzü)
batıya çevirdiğimiz bilinmektedir. Tanzimatlar, Meşrutiyetler, Cumhuriyetler
(1839, 1856, 1876, 1908, 1921, 1923, 1924, 1928, 1937, 1946, 1950, 1960, 1980
ve 28 Şubat…) BM, NATO, ABD, AB yolunda ilerlemeye devam ediyoruz. Batı; merhum
Necip Fazıl’ın deyimiyle Hıristiyanlık+Roma Nizamı+Yunan Felsefesi’dir.Merhum
Akif’e göre ise “tek dişi kalmış canavar” dır.
Batının kavramlarını, kurallarını, kurumlarını,
kuramlarını ve düzenlerini ithal edegeldik. Kimi zaman zorla, kimi zaman da
gönüllü yöntemlerle… Bu yolda neler kazandık , neler kaybettik Bunların
muhasebesini yapmanın zamanı geçiyor.
Osmanlıyı bu yolda kaybettik. Osmanlı ile birlikte
ümmetin başı kopartılarak parça parça edildi. Egemenliğimiz, topraklarımız,
sözümüz, itibarımız, izzetimiz, dinarımız… küçüldü, azaldı. Huzurumuz,
merhametimiz, kardeşliğimiz, vahdetimiz, barışımız, adaletimiz de neredeyse
kayboldu. Osmanlı gitti, şimdi ise ülkemiz tehlike içinde. Osmanlıyı bölüp
parçalayanlar şimdi de ülkemizi bölüp parçalama yolundalar. Dün; Türk, Kürt,
Arap, Çerkez, Boşnak, “bir” di, bütündü. Bir vücudun organları gibiydi; beraber
seviniyor, beraber ağlıyordu. “Tek dişi kalmış canavar” a karşı omuz omuzaydı.
Bugün parça parça ve karşı karşıya, hem de çatışan düşmanlar halinde değil
miyiz
Dün Çanakkale’de Batı Emperyalizmine karşı omuz omuza
savaşanların çocukları olarak bugün biz birbirimizi boğazlıyoruz. Hatta bir
kısmımız batı cephesinde… İşbirlikçi durumundayız, yakışıyor mu Dün Bosna’da,
Afganistan’da, Pakistan’da, Irak’ta, Libya’da; bugün ise Suriye ve Mali’de
yaşananların yarın ülkemizde yaşanmayacağından emin olabilir miyiz
Bizi önce ırkçılıkla, sonra da “demokrasinin
vazgeçilmezi” partilerle böldüler. Ayrışmalar, dağılmalar, çözülmeler ve
çatışmalar artarak sürüyor… Batının dini Hıristiyanlık mı Demokrasi mi
Katolik, Protestan, Ortodoks…
Hıristiyanlığın mezhepleri; demokrasi dininin mezhepleri
de siyasi partiler mi Mezhep kavgaları, ırk kavgaları, parti kavgaları…
Çatışma, kan, gözyaşı… İşte batı egemenliğindeki dünyanın hali…
Asıl sorun “yol” sorunudur, “nizam” sorunudur,
“kimlik(aidiyet)” sorunudur, Egemenlik (söz, hüküm) sorunudur. Egemenlik
kimindir , Kimin olmalıdır
Şimdi şu can alıcı soruyu soralım: Batının yolu doğru yol
mudur Batılılaşma doğru mudur
Yolların hangisi doğrudur, iyidir, güzeldir, adaletlidir
Hangisi insanları mutlu eder
Dünya denen gezegende “ne işimiz var ” sorusunun cevabı
ne
Yollar varsa yolculuk var. Nereden nereye O’ndan geldik,
O’na dönüyoruz… O halde bizi sadece kendisine kulluk etmemiz için gönderen
Rabbimizin yolu en doğru yoldur.İnsanları saadete götürecek biricik yoldur.
Rabbimiz bu yoldadır, elçilerinin çağırdığı yol da bu yoldur. “Elçilerin,
sıddıkların, şehitlerin, salihlerin yolu”…
Bu yol “tarik-i müstakim” dir. Öteki yollar yanlıştır,
sapıktır. Rabbimiz namazda günde kırk kez bize yolun doğrusunu hatırlatıyor,
istetiyor. Başka yollara sapmaktan kaçınmamız gereğine de dikkatimizi çekiyor.
Rızasının da, yardımının da kendi yolunda olduğunu buyuruyor. İlahi kanun
böyle; zorlama yok, gönüllü olarak, özgürce, irademizi kullanarak ilahi yolu da
seçebiliriz, öteki yolları da…
“Oluklar çift: birinden nur akar, birinden kir…”(N.F.K)
Doğru yolu görmek, bilmek yetmez. O yola girmek, yürümek,
koşmak hatta yarışmak ihtiyacındayız. Bunu yaptığımızda hem dünya hem ahiret
mutluluğu bizleri bekliyor.
Sahibi olduğumuzu zannettiğimiz canlarımız, makamlarımız,
servetlerimiz, eşlerimiz ve çocuklarımız sadece birer emanettir ve tüm bu
nimetlerden sorgulanacağız.
Bizi batıcıların safına götüren nefsimizin, şeytanımızın
bize dünyayı ahirete tercih ettirmesidir. Artık anlamalıyız ki batı patentli
ilaçlar derdimize deva ol(a)madı, bilakis dertlerimizi arttırdı. O halde bu
reçeteleri çöpe atmalıyız.
Güneş doğudan doğmaya devam ediyor. En doğru yol
Rabbimizin yoludur. O halde O’nun yoluna girecek, O’na dönecek ve kurtulacağız…
07.02.2013 tarihli ve 6415 sayılı yasayla ilgili
görüşlerimiz:
1999 tarihli BM
sözleşmesindeki terör tanımı ile bu yasadaki terör tanımları farklıdır. Şöyle
ki sözleşmedeki terör tanımı kapsamına bizdeki PKK girmemektedir. Biz bu
nedenle sözleşmeyi imzalarken ilgili 2. Maddeye çekince koymuşuz. Böyle olunca
ABD’nin, Güvenlik Konseyi’nin, AB’nin terörist dediğine biz terörist işlemi
yapmak zorundayız. Ama bizim terörist diye tanımladığımıza onlar isterlerse
terörist işlemi yapacaklar, istemezlerse yapmayacaklar. Yani onlar serbest, biz
bağlıyız. Bu onur kırıcı…
1) Terör tanımı açık, net, belirgin değil. Keyfiliğe çok
elverişli bir kavram.
2) Mal varlığının dondurulması kararının yargı organlarının
yetki ve görev alanında olması gerekirdi. Bu da keyfi tasarruflara neden
olabilir.
3) Güvenlik Konseyi’ndeki “terörist” tanımlaması da yine
siyasal ve ideolojik amaçlarla kullanılmaya müsaittir. Ortada objektif kriter
ve yargı organı yoktur.
4) Yasa, STK’ların ülkemizde ve yurtdışındaki
faaliyetlerinin önlenebilme ihtimali düşünülerek, onları koruyucu biçimde
düzenlenmeliydi.
5) Bu yasanın çıkartılması için dışarıdan baskı, tehdit
ve talimatın gelmesi kabul edilemez.