Hangi eğilimler geçici, hangileri kalıcı?..

Abone Ol

Türkiye İstatistik Kurumu tarafından geride bıraktığımız

hafta içinde açıklanan enflasyon rakamları belirsizlik ve kırılganlığın

arttığına işaret ediyor. Tüketici fiyatlarındaki Mart ayı değişimi yüzde 1.13

olur iken, ilk çeyrek dönemindeki yükseliş yüzde 3.57 olmuş. Hem iç talep

daralması nedeniyle ekonominin hızlanan bir şekilde durgunlaşması, hem de

enflasyonun tehlikeli bir şekilde artması olumlu düşünmeyi imkansızlaştırıyor.

Dış finansman imkanlarındaki daralma bu süreçte belirleyici oluyor.

Sürdürülebilir olmadığı bilinen rotada günü kurtarmak bile zorlaşacak,

güvensizlik kademeli olarak büyüyecek gibi görünüyor.

Bazı kesimler seçimler öncesinde finansal piyasalarda

başlayan iyimser eğilimlere bakarak yukarıda ana hatları ile tanımlamaya

çalıştığımız olumsuzluğun geçici olduğunu iddia edebilir. Türk Lirası ndaki

kayıpların kısmen geri alınmaya, borsanın mali sektör öncülüğünde yükselmeye ve

faizlerin gerilemeye başlamasını bunun delili olarak tanımlayabilir. Bu aşamada

sormak gerekiyor: İlk çeyrek dönemde giderek daha yoğun bir şekilde hissedilen

olumsuzluklar mı yoksa son günlerde finansal piyasalarda yaşanan iyimserlik

rüzgarı mı geçici Hangisi daha kalıcı ve belirleyici olacak Eğer finansal

fiyatlardaki eğilim geçici ise Cumhuriyet tarihinin en ağır krizine doğru

koşmaya devam edeceğiz demektir; diğer ihtimalde ise bir süre daha günü

kurtararak sorunları ağırlaştırmaya devam edebileceğimizi hesaba katmak

durumundayız. Orta vadede her iki olasılık da iyi şeyler söylemiyor: Kısa

vadede ise hangi olasılığın bizi beklediğini anlamak için küresel düzeydeki

gelişmeleri yakından izlemek gerekiyor. Yerel seçim sonuçları bu tablo üzerinde

herhangi bir değişiklik yaratmadı, yaratma potansiyeli yoktu...

Federal Reserve nin aldığı son kararlar ve mevcut para

politikası duruşu, finansal sermayeyi panik yapmadan gelişmekte olan ekonomi

risklerini azaltmaya teşvik ediyor. Siyasi gelişmeler ise bulunduğumuz

coğrafyaya ilişkin belirsizliğin tehlikeli bir şekilde artmaya devam ettiğini

söylüyor: Karadeniz Bölgesi ve Orta Doğu da Şangay İşbirliği örgütü hamle

üstüne hamle yaparken, Batı tepki vermekte yetersiz kalıyor; güç dengeleri bir

taraf lehine ve diğeri aleyhine değişiyor. Bu durum doğal olarak bizi de

etkiliyor: Bir yandan finansal sermaye ilgisi daha seri bir şekilde azalıyor,

diğer yandan mevcut politika duruşu sorun haline gelerek hareket yeteneğimizi

daraltıyor. Hal böyle olunca finansal piyasalardaki kısa vadeli iyimser

eğilimlerin geçici olduğu kanaati diğer olasılığa belirgin bir üstünlük

sağlıyor.

Dış koşullar orta vadede Türk Lirası nın, sermaye

piyasamızın dalgalı bir şekilde değer kaybedebileceği ve faizlerin daha da

yükselebileceği olasılıklarını dayatıyor. Hoşumuza gitmese bile kabul etmek ve

tedbir almak zorunda kalıyoruz. Söz konusu eğilimleri görmezden gelmenin veya

inatlaşmanın ödenecek bedelleri bir kaç kat arttırabileceğini, ihmal etmek ve gelecekle

kumar oynamak ise ancak bindiğimiz dalı kesmek anlamına geliyor. Evet iç talep

daralmaya devam edecek ve bu sayede cari açık hızla gerilemek zorunda kalacak,

iş akışı farklılaşacak; yerli girdi kullanımı artacak, üretim cephesi lehine ve

hizmetler aleyhine bir değişim yaşanacak. Diğer yandan vergi geliri azaldığı ve

sorunlu kredi hacmi arttığı için, kamu dengesi ve mali sektör hatırı sayılır

oranda yıpranacak; ülkemizin kredi itibarı gerileyecek. Özetle söylemek gerekir

ise ekonomi daralır iken, enflasyon ve işsizlik yükselerek daha sorunlu

seviyelere yelken açacak, sistemik kırılganlık artacak.

Riskini azaltarak kendini kurtarmak ve beklentileri kendi

çıkarlarına uygun bir şekilde yönlendirmek isteyenler doğal olarak bizim

yazdıklarımızın aksini iddia edebilirler. Hangi görüşün gerçeği yansıttığı

sorusunun yanıtı da okura kalıyor! Size verilen aklı kullanın, ileride hiç

düşmek istemediğiniz durumlardan kaçınmaya çalışın!..