Genel anlamda Müslümanların ne yapmaları gerektiği hususunda önerilerde bulunuyoruz. En temel sorun günümüz Müslümanlarının öneriler ışığında geleceğe dönük girişimlerde bulunmalarıdır. Egemenliklerin kurulduğu, baskın olduğu, toplumları denetime aldığı şu zamanda ulusların çıkış yapmaları elbette ki zordur. Zorluklar aşılabilirse başarılar elde edilebilir. Başarı ya da çıkış yolu kendiliğinden gelebilecek değildir. Dengeleri kollama, kendilerinin çıkarına baskın olanını tercih etme, karşı tarafları da tam anlamıyla hasım ve düşman hale getirmeden neler yapabilir onların üzerinde durulur.
Birliktelik kurabilecek uluslar ve veya halklar öncelikle Müslümanlardır. Onların manevi güçleri, inançları bunu zorunlu kılar. Zorunluluktan öte kendi çıkarlarınadır da. Müslüman toplumların yanında emperyalizmin gadrine, baskısına uğrayan halklar da bu daireye katılabilir. Ulusların bulundukları konumlar ve kimi durumlar bunu kolaylaştırabilir.
Zorluklar aşılmak için bir amaç olmalı. Çile ve kimi durumlar göze alınmalı. Başlangıçta kayıp gibi görünen kimi durumlar zaman içinde taraflar için hayra ve iyiye dönmüş olur.
Şu son İran işgal girişimi önemli bir başlangıcın işaret ve göstergesidir. İran’ın bulunduğu konumu, körfez ve petrolü, halkının birlikteliği, devlet geleneği, halklarının birliktelikleri genel anlamda insanlık ve özel olarak da Müslümanlar için iyi bir başlangıçtır.
Devlet geleneği ve konumu bakımından da Türkiye çok önemli bir durumdadır. Üstelik İran ile komşudur. Bu iki devlet geleneği olan komşuların dayanışması sadece kendileri için değil çevre ülkeler için de önemli bir hamledir.
Türkiye açısından bizi kaygılandıran durumlar yok değildir. Özellikle mezhep kışkırtıcılığı, ırkçılık, aşırı tutumlu cemaatlerin varlıkları, Kemalizm ideolojisi veya çevrelerinin yaşama tarz ve seçimlerinin baskınlığı başlıca zorluklardır. Gerçi Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında iki uç çevrenin koalisyonu önemli bir durumdu. Kimi durumlardaki uluslararası gerilimlerde yeterince bir birliktelik sağlanamadığı görülmektedir. Bu, siyasal, sosyal ya da ideolojik ayrışmaların keskinliği tercih etmeleri, birbirlerine yaşama alanı ve hakkı tanımamalarıdır. Çanakkale ruhu diyebileceğimiz o özel durum çok gerilerde kalmıştır.
Milli Mücadele dönemi de başlangıçta bütünlük gösterirken halkın inanç ve düşünceleri bakımından devre dışı bırakılmış, söz sahibi olamamıştır. Bu da bir didişme ve karşılıklı direniş getirmiştir.
Emperyalizm gücüne karşı da ne yazık ki gerek geçmişte ve gerekse şu zamanlarda yeterince bir bilinç oluşmadığı ortadadır. Geçmişte sol çevreler Amerikan emperyalizmine “Gohome” derken, sağcılar karşıt gösterilerde bulunuyorlardı. Bu yeni değildir. Daha önceleri İngilizlerin Boerleri yok etme savaşında Türkiye’nin batıcıları İngilizler lehine gösterilerde bulunuyorlardı. Bu açmazlar bugün için de geçerlidir.
Geçmiş sol izleğinde bulunan kesimlerin emperyalizm karşıtı düşüncelerinin yerini daha çok yaşama tarzlı bir gelecek düşüncesidir. Din onlar için başlıca engeldir.
Geçmişin sağ izleğindekiler emperyalizm ile barışık ya da onlarla birlikte olmanın çabası içindedirler. Geçmişten süregelen bağımlılıklar ayak bağlarıdır ama bu yeter bir gerekçe değildir. Geçmişin kimi yaşanmışlıkları bile örnek alınamıyor gibi bir psikolojik baskı altında bulunuluyor. Kıbrıs Barış Harekâtı ve sonrası gelişmeler, Suriye, Irak, Kıbrıs konusunda yaşanan gerilimlerde olduğu gibi.
Bir halk daralınca kendisine yeni bir çıkış yolu bulur. Ne yapar eder işin içinden çıkar. Allah’ın kendisine bağışladığı iman, inanç bilinciyle köleliği değil özgürlüğünü tercih eder.
Amerikan emperyalizmi İran halkının bütününü ortadan kaldırma gibi bir durumu hiçbir zaman göze alamaz. İran halkının bütünlüğü ve direnişi diğer unsurlar kadar önemlidir. Müslümanların bütününün böyle bir direniş içinde oldukları düşünülürse emperyalizm için bir karabasan olur. Yeter ki halkların hamlede bulunabilme irade gücü olsun.