Hamburg?ta olay var

Abone Ol

Almanya şu sıralar Hamburg ta patlak veren hadiselerle

sallanıyor. Her ne kadar Alman basını dışında Batı da henüz net bir analiz

ortaya çıkmamış olsa da, yaralı Türk basını olayları çoktan Gezi penceresinden

bakarak intikam hırsıyla teşhisi koymuş durumda. Aslına bakılırsa Türkiye den

böyle bir tepki dalgasını yükseltmekte çok da haksız değiliz. Gezi olayları

sırasında da Alman parmağının çok daha özgün bir nitelik taşıdığını ve daha

dikkatli incelenmesi gerektiğini yazmıştık. Tabi ki Allah büyük, benzer olaylar

şimdi kendi ülkelerinde de zuhur etti. Bakalım Batı geleneği olayları nasıl

okuyacak göreceğiz.

Hamburg olaylarının çıkış sebebi basında da yer aldığı

üzere bizdeki Gezi parkı misali bir mekân odaklı ortaya çıktı. Uzun süredir

ülkedeki Ortodoks sol gruplar tarafından kontrol edilen, onlar için neredeyse

kutsal kabul edilebilecek Rote Flora Kültür Merkezi nin kapatılma kararı

gerginliğin ilk kıvılcımlarının çıkmasına neden olmuştu. Bu kapatılmayı

protesto etmek isteyen yedi binden fazla kişinin polisle çatışması ve çıkan

olaylarda karşılıklı yaralanmaların da yaşanması siyasetin yavaş yavaş meseleye

girmesini sağladı. Akabinde St. Pauli deki polis karakoluna yapılan saldırı

sonrasındaysa artık bazı bölgelerin tehlikeli bölgeler ilan edilmesi ve yapılan

ağır ve yoğun kontroller, durumun bu noktalara kadar gelmesine neden oldu.

Dış Müdahale Var mı

Hamburg olaylarının Almanya nın daha geçen hafta

açıkladığı rekor düşük işsizlik oranları sonrası gelmesi, yani mevcut krize

rağmen dünyaya meydan okuyarak refah üzerinden adeta buyurun benim açıklamaları

akabinde ortaya çıkması, ister istemez Batı dünyası içerisinde var olan Alman

idealizmi kıskançlığının bir ürünü olarak müdahale olasılıklarını akıllara

getirebilir. Hatta Ukrayna da ortaya çıkan protestolar sonrası bir Rus

rövanşizmi iddiası ortaya atılabilir. Ancak bir dış müdahale olsa bile, Alman

sosyoloji geleneğinin bunu kabul edebileceğini sanmıyorum ve olaylar daha

otantik olarak değerlendirilerek bir dâhili hikâye uydurulacaktır. Belki aşırı

gelişme bahane edilecek belki de postmodern dönem düşünsel malzemesinden

yararlanılarak tüm dünyaya olayların patlak verme sebebine dair bir cevap geliştirilecektir.

Göçmenler Yine Hedefte

Her ne kadar şuana dek Alman Federal Emniyet Teşkilatı,

olayları radikal sol adı altında Ortodoks Marksist gruplarla ilişkilendirse

de, Marx ın hayaletinin Almanya ve dolayısıyla Avrupa semalarında dolaştığı

iddiaları genel anlamda çok fazla tutmayacaktır. Devrimci sol gruplar uzun

süredir daha etkin olma çağrıları yapmaktaydılar, ancak bu durum en fazla daha

fazla demokrasi çağrılarıyla sonuçlanabilir. Öte yandan gittikçe yükselen

göçmen tehdit algılaması, yavaş yavaş bazı kesimler tarafından yeniden dile

getiriliyor. Almanya her yıl iki yüz bin kadar daha fazla göçmene ev sahipliği

yapıyor. Bunların içerisinde doktor, mühendis olduğu kadar, çoğunun da vasıfsız

olduğu dillendiriliyor. Daha önceden Almanya da Türkler, Fransa da

Cezayirliler, Hollanda da Faslılar gibi göçmen kitleler şamar oğlanı olarak

değerlendiriliyordu. Şimdi ise durum daha vahim ve gittikçe faşizan gruplar

olarak değerlendirilmeye başladılar. Her nerede kötü bir durum ortaya çıksa,

suç onların üzerine atılıyor. Burada gizliden gizliye İslamofobi nin de

geliştiğini gözden kaçırmamak lazım.

Arap Baharı nın Kurumsal Çıktıları

Bir süredir dünyada görüldüğü üzere bir sosyal hareketler

furyasıdır ortaya çıkmış gidiyor. Belli amaçlar siyasal iktidarlara devrim

tehdidi ile dayatılmaya çalışılıyor ya da devrim gerçekleşiyor. Bu bazen haklı

durumlarda gerçekleşirken, bazen iktidar oyunlarının bir parçası olarak

kullanılıyor. Sosyal hareketler her yerde aynı şekilde gelişmese de yaşananlar

belli kurumsal çıktıları meydana getiriyor. Yani bugün Almanya da olanlar da

Arap Baharı nın hatta Occupy Wall Street hareketinin kurumsal çıktıları olarak

değerlendirilebilir. İnsanlar belli durumlar karşısında benzer davranış

kalıpları geliştiriyorlar. Ancak dünyanın hiçbir yerinde henüz bu hareketlere

tam manasıyla cevap üretebilen bir ülke çıkmadı. Burada öncü model olmak

gerçekten önemli görünüyor. Ankara bu fırsatı kaçırdı. Bakalım Almanya bunu

başarabilecek mi