Siyasi partilerin vitrini vaatleridir, projeleridir,
meselelere getirdikleri çözümler, sorunlara karşı yaklaşımlarıdır, insanlara karşı
kullandıkları üsluplarıdır, mensuplarının genel itibariyle sergiledikleri
davranışlar ve söylemleridir. Ortaya bir bakış açısı ve yaklaşım koyma
açısından önemlidir hem vaatler, hem de eylem ve söylemler
Son dönem Türkiye siyaseti, öylesine bir yozlaşma,
düzeysizlik ve zemin kaybı yaşıyor ki; neredeyse adından söz ettirmek için her
türlü sansasyonu yapan magazin ünlüleri gibi reklamın iyisi kötüsü olmaz
ucuzluğuna indirgendi vaziyet. Zeminini ve seviyesini yitiren siyasette, içerik
yerine şekil ve kişiye odaklı yaklaşımlar önem kazanıyor. Bir yerlere
gelebilmek adına lider pohpohlama diye özetlenecek bir çiğlik geçer akçe
artık.
Seçmenin oy verme kararında, memleketin içinde bulunduğu
sıkıntılar, çözülmesi gereken meseleler, yapılması öncelikli işler söz konusu
bile değil son dönem siyasetinde. Değişen ve dönüştürülen, aynı zamanda da içi
boşatılan toplum, oy verirken salt bir iktidar sevdası ve karşıtlığı
dürtülerine indirgenmiş bir mekanizmaya mahkum ediliyor. Akıl, mantık, insaf ve
izanın yürürlükten kalktığı Türkiye de, her konudaki ifrat ve tefrit burada da
geçerli ve doğru-yanlış terazisine bakan da yok artık. Düşünün, seçmenden oy
isteyen iktidar partisinin temel argümanları, o dönem gündemde olan bir düşmana
karşıtlık, CHP mi gelsin gibi aculluklar olabiliyor. İçi boşaltılmış ve
hamasetle yoğrulmuş seçmenin bir bölümünün propaganda filmlerine, müziklerine
vurularak oy verdiğini de hatırlayalım.
Seçmen, aklını ve mantığını kullanmak yerine neredeyse
birtakım ilkel dürtülere yer verdikçe, siyasetin düzeyinin düşmesi de gayet
normal. Her gün yaşanan gereksiz ve saçma polemikler, tartışmalarla toplumun
enerjisi heba ediliyor, kıymetli hiçbir sonuç elde edilemiyor. Seçimlere
gidilirken, partilerin vaatleri yerine sansasyonel sözler, artistik reklam
filmleri ve müzikleri konuşuluyor. İçerik olmayınca şeklin ön plana çıkması
normal.
Bir zamanlar partiler öyle veya böyle yapmayı vaat
ettiklerine bakılarak değerlendirilirdi. Refah Partisi, Adil Düzen diyerek
topluma bir proje sunmuş ve kabul görmüştü mesela. Demirel, 91 seçimini
kazanırken (desteksizce atsa da) herkese iki anahtar demişti. İlginç bir
siyasi karakter olarak bir anda mantar gibi biten Cem Uzan bile bugün bile
herkesin hatırladığı (ve muhtemelen Demirel gibi desteksiz attığı) mazot 1 TL
olacak benzeri vaatleriyle yüzde 7 civarında oy almıştı. Siyasi parti demek,
bir projeyle çıkmak demektir sonuçta.
Bugün Yeni Türkiye söylemi var. Ancak bahsi edilen Yeni
Türkiye ye bakınca, karpuz gibi ikiye bölünmüş, toplumun birbirine karşı düşman
edildiği, üretmeyen, ithalat bağımlısı ve halkın algılarla oyalandığı bir ülke
görüyoruz.
Bugünün Türkiyesinde, anlamsız ve toplumu düşmanlaştıran
kavgalar yerine dişe dokunur projelere (ne idüğü belirsiz çılgın olanlar değil)
kafa yormayanlar, yine akla ve mantığa değil de, hamasi duygulara oynayacaklar
muhtemelen. Huzuru kaçan ve birbirine düşmanlaştırılan bu topluma önerilmesi
gereken en önemli proje ve vaat, toplumsal barış ve uzlaşmanın yeniden tesisi
projesi olur herhalde. Yoksa, ekonomik sıkıntılar bile bir şekilde (elbette ki
faiz düşmanı ve milli politikalarla) aşılacaktır.