Orta Doğu'da tansiyon bir an olsun düşmezken, işgal altındaki topraklardan gelen son haberler bölgedeki insani krizi ve siyasi gerilimi yeni bir boyuta taşıdı. Gazze Şeridi'ne yönelik askeri operasyonların başladığı 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te de baskın, gözaltı ve saldırıların dozu her geçen gün artıyor. Evlerini, dükkanlarını ve atalarından kalan toprakları kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan Filistinli ailelerin gözü kulağı uluslararası camiadan gelecek tepkilere kilitlenmiş durumda. Tam da bu süreçte Hamas genel merkezinden yükselen sert çıkış, sahada yeni bir kırılmanın habercisi niteliğinde.
El Halil'de Onlarca Yapı İçin Yıkım Kararı
Hamas tarafından yapılan yazılı açıklamada, İsrail'in son olarak El Halil kentinde onlarca ticari alan ve konut hakkında koordineli bir şekilde yıkım kararı almasına dikkat çekildi. Batı Şeria genelinde mülksüzleştirme politikasının sistematik bir hal aldığı vurgulanırken, bu operasyonların tek bir gayesi olduğu ifade edildi: Filistin halkını öz topraklarından tamamen kopararak göç etmeye zorlamak. Açıklamada, uluslararası hukukun ve insani normların açıkça çiğnendiği belirtilerek, Filistin halkının kendi haklarına ve topraklarına olan tarihi bağlılığı sayesinde bu sinsi hedefin asla başarıya ulaşamayacağı kaydedildi.
"Ruhsat" Bahanesiyle Gelen Evsizlik
Sahadaki acı bilanço ise her geçen gün ağırlaşıyor. Son olarak El Halil'e bağlı Kalkas beldesinde Filistinli bir aileye ait konut, İsrail işgal güçleri tarafından yerle bir edildi. Yaşanan bu son yıkımla birlikte 5 kişilik bir aile daha bir gecede evsiz kalarak sokakta bıraktı. Benzer şekilde, kentin hemen yanı başındaki Hirbet Hamsa bölgesinde bir araya gelen Filistinli gruplar, arazilerinin zorla ellerinden alınarak Yahudi yerleşim birimlerine dönüştürülme planına karşı kitlesel gösteriler düzenledi.
İsrail makamları, Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki bu yıkımları genellikle binaların "ruhsatsız" olduğu iddiasına dayandırıyor. Ancak işin arka planında, Filistinlilerin inşaat yapması veya tarımsal faaliyette bulunması için gereken yasal izinlerin alınması bizzat işgal yönetimi tarafından imkansız hale getiriliyor.
Oslo'nun Mirası: C Bölgesi Kıskacı
Yıkımların merkez üssü haline gelen bu toprakların statüsü, geçmişte atılan diplomatik imzaların trajik bir sonucunu barındırıyor. Filistin yönetimi ile İsrail arasında 1995 yılında bağıtlanan İkinci Oslo Anlaşması, Batı Şeria'yı üç idari bölgeye ayırmıştı:
-
A Bölgesi (%18): İdari yönetim ve güvenlik tamamen Filistin'e devredildi.
-
B Bölgesi (%21): İdari idare Filistin'e, askeri güvenlik kontrolü İsrail'e bırakıldı.
-
C Bölgesi (%61): Hem idari süreçler hem de tüm güvenlik mekanizmaları tamamen İsrail'in kontrolüne terkedildi.
İşte tam da bu geniş "C Bölgesi" içinde kalan topraklarda yaşayan Filistinliler, İsrail'in katı kısıtlamaları ve Yahudileştirme politikaları sebebiyle mülklerini korumakta büyük bir çaresizlik yaşıyor. Bölgedeki hak savunucuları, atılan adımların bölgenin demografik yapısını kalıcı olarak değiştirmeyi amaçladığı konusunda hemfikir.