“Halk” artık “toplum” oldu. Bütün insanlık bu gerçeği kabul etmek zorunda. Halkın toplum olması değerin, fail olmanın ve merkezi konumda olmanın “Halik”ten alınıp “mahlûka” verilmesi anlamına gelmektedir. Bu, İslam toplumları için tarihi bir kırılmadır. Dikkat edin “İslam toplumları” diyorum gayr-i ihtiyari olarak, zira bu tarihi kırılma bütün zihinlere yerleşmiş durumda.
Gerçekten bu kadar derin midir? “Halk” yerine “toplum” kullanmak gerçekten büyük bir anlam ve varlık tasavvuru değişimini ima eder mi?
Son üç yüz yıllık insanlık tarihini paranteze alırsanız toplum kavramının hiçbir karşılığını bulamazsınız. Zira toplum; kendi başına ayakta duran, karar veren, mutlak özgür olan, kendi dünyası olan, kendi yaşam alanları olan aktif bireylerin gönüllü olarak oluşturdukları gruplardır. Bu durumda yapıp etmelerin tamamı bireye dayanır. Grubu kuran, bozan, bir topluma ait olup olmamaya karar veren artık “insandır”.
Bir varlığın merkezileşmesi başka bir varlığın merkezden çıkarılması anlamına gelir. İnsanın merkeze olan yolcuğu Tanrı’yı merkezden çıkardı. Tanrı’nın merkezde olmasından kastım insanın bütün anlamını ilk ve tek anlam olan Tanrı’dan almasıdır. İnsanın anlam dünyası eğer bir “İlk”ten inşa edilecek ise bu “ilk” kaçınılmaz olarak eski dünyada Tanrı’dır. Savaşların neticesi karar veren, tabiat olaylarına mutlak olarak müdahil olan, insanın karşısında göreceli bir özgürlüğe sahip olduğu yegâne varlık Tanrı’dır.
Ancak bunun böyle kabul edilmesi başkadır bu kabule göre harekette bulunmak başkadır. Kişi bunu böyle kabul etmek zorundadır. Şayet inanan biri ise bunu kabul etmek veya etmemek varlıksal bir durum ifade eder. Ancak kişinin bu kabulü hayatının merkezine alması ise başka bir süreçtir. Burada din dilinde münafıklık durumu ortaya çıkabilir. Felsefi dilde ise sahte algılar ve idrakler.
Merkezinde Tanrı manasının bulunduğu bir anlam dünyasında insan gruplarının adının “halk” olması zaruri kılar. Çünkü insan yaratılmıştır. İnsanın değeri yaratılmış olmasından yani sahibinden gelir. Ve burada insan ikincil konumdadır. Ayrıca insan kendi yaratılmışlığının farkına vardıkça anlam kazanır. İnsan için mutlak bir özgürlükten bahsetmek mümkün değildir. Nispi özgürlüğü ise tartışmak gerekir. Bu durumda merkez tartışmasız olarak Tanrı’dır ve bu durum insanı varlıksal olarak da anlamsal olarak da kuşatmıştır. Tanrı’nın varlığı karşısında varlığı bile müphem olan insanın bırakın “toplum” kurmasını “Halk” olması bile ilahi lütuf iledir. İnsan bunun bilincine vardıkça değer ve anlam kazanır.
İnsanın bu merkezileşmeyi elde etmesi o kadar kolay olmadı. Yıllar, yüz yıllar, bin yıllara varan tarihi var. Bu merkezileşmek iyi bir şey midir? Kanaatimce tamamıyla hayır ya da evet demek mümkün değil. Fakat insanın merkezileşmesinin bize getirdiği dünyayı hep birlikte yaşıyoruz. İyi yönü var mesela; insanın problemlerini başka bir merkeze havale etmeksizin çözmesi insanın ömrünü yüz yıl içerisinde ortalama misli ile artırdı. Bundan yüz yıl önce herhangi bir salgın hastalıkta kutsal metinlerin okunması çözüm yolu olarak görülürken, artık önce doktora gidilip sonra dua edilmeye başlanılıyor. Bu durum fark etmesek de yaşam kalitemizi ve süremizi artırdı. Artık nefes talep edenler kalmadı denecek kadar az toplum nefese değil buğdaya talip. Kötü yönü var mesela; insanoğlu en büyük ölümleri yine insanın yapıp ettiklerinden dolayı yaşadı. Dünya savaşları vs. Bu daha başlangıç bunun farkındayız. Milyarlarca insanın ölmesine neden olacak savaşlar her an çıkabilir. Potansiyel olarak dünyayı yok edebilecek kadar silahımız var. Kesin olarak insan bir bütün olarak kendi ırkının yaşamına son verebilecek güce ulaştı. Bütün dünyayı ve dünya üzerinde yaşayan canlıları potansiyel olarak ortadan kaldırabilecek kadar güç üretti. Burada potansiyel imkân manası kullanıyoruz. İmkân olup olmada eşit olan demektir. Yani insan bütün bu güce imkân olarak ulaşsa bile bu gücün fiili ortaya çıkarabilip çıkaramayacağı Tanrı’nın elindedir. Yani bu satırların yazarı olarak bir halk olma mücadelesi hala derinden ve sessizce yürüttüğümü ifade etmem gerekir.
“Toplumlar” yeniden “halk” olabilecek mi? Hadi oldu diyelim bu toplumlar kendilerini gerçek olanı bağlayacak yoksa suni gerçeklikler oluşturup onlara mı bağlayacak. Bu durumda insan kendi eliyle yaptığı helva putlara tapmaya devam mı edecek? Yoksa cinsi ne olursa olsun bütün putları kırıp yerine aşkın olanı mı tekrar merkezileştirecek. Gerçekten ne olacak merak ediyorum? Nasıl bir yüzyılın şafağındayız? İnsanlığı ne bekliyor? İlahi müdahale nasıl ve ne üzerinden kendisini ifşa edecek. İfşa edecek diyorum zira ilahi olanın her daim bir müdahale de olduğuna inancım tam. Bırak müdahaleyi var olanın ancak varlığını ilahi olanla devam ettirdiğine de inancım tam.
Sistemler çökebilir, algılar değişebilir, kavramlarımız merkezi olmaktan çıkabilir ancak değişmeyen bir gerçeklik var ki o da gerçekliğin yegâne kendisi ve dayanağı olan Hak’tır. Mesele Hak’kı tecrübe edip imkân dairesinde ifşa etmek, tecrübe yollarını inşa etmektir.