Halkın sesi hakkın sesidir

Abone Ol

Doğuya ve Müslümanlara karşı çifte standart Batı’da kökleşmiş ve kurumsal hale gelmiştir.  Rastgele bir davranış kalıbı değildir. Ayrım ve ayrımcılık Şarklılara ve Müslümanlara karşı yerleşik bir kural halindedir.  İttihat ve Terakki’nin Genel Sekreteri olan Ahmet Rıza Bey bu kavramı ve kalıbı bir kitap hacminde izah etmiştir.  Kitabının başlığı ‘ Batının Doğu Politikasının Ahlaken İflası’dır.  Bu iflas Mısır olaylarıyla birlikte yeniden güncellenmiştir. ‘Bon pour l’orient’ deyimi ‘Şark için yeterli ve iyidir’ anlamındadır.  Bu deyim bizi düşük gördüklerinin bir ispatıdır.  Deyim, ‘Batı için yetersiz ama Şark için geçerli ve yeterli’ anlamındadır.  Batı’ya yetmeyen Doğuya yeter de artar anlamına gelmektedir.  Kitabın başlığı gerçekten de Batı’nın müesses ve kurulu Şark politikasını ortaya koymaktadır.  Ahmet Rıza Bey hem kültürel hem de aktüel olarak Batı ile temasları neticesinde muhkem bir kanaate varmıştır. O da Batı’nın Şark politikalarının ahlaken düşüklüğüdür.  Bu politikaların herhangi bir ahlaki temele dayanmamasıdır.  Gerçekte bazı İttihatçı atalar Batıcı olmalarına ve Fransız Devriminin izinden gitmelerine rağmen Batı’nın yaklaşımlarından hayal kırıklığına uğramışlardır. Bu hususta birçok İttihatçının ismini vermek mümkündür. Ahmet Rıza’dan başka Çerkeszade Halil Halit Bey de İngiltere’de yaşadıktan sonra Batı’yı yakından tanımış ve Hilal ve Haç Kavgası kitabını yazmıştır.  Ahmet rıza gibi İttihatçı olan Halil Halit Bey aynı sonuca ulaşmış ve Batılıların Müslümanlar karşısında samimi olmadıkları ve dönek olduklarına dair şaşmaz bir kanaate varmıştır.

*

Mehmet Akif Bey’in Mısır’da bazı üniversitelerde ders vermesi gibi  Halil Halit Bey de 1902-1906 arasında Cambridge Üniversitesinde Türkçe öğretmenliği yaptı. Cezayir ve Kahire’de de bulundu. Sonra 1911’e kadar İngiltere’de kaldı.  Bir misyonla Hindistan’a gitti. İttihatçı olmasına rağmen Batı’yı gördükten sonra Halil Halit Bey de Osmanlı’nın İttihad-ı İslam politikasına ağırlık vermesi gerektiğine inanmıştır.  İslam bağıyla bağlı olmayan ilişkilerin zayıf ve köksüz ve kopmaya amade olduğunu görmüştür.

*

Batı’da demokrasinin teorisyenlerinden birisi içtimaiyatçı Alexis-Charles-Henri Clérel de Tocqueville’dir.  Amerikan demokrasisi üzerine gözlemleri ve uyarıları olmuştur.  Onun halk iradesiyle alakalı olarak güzel bir tanımı ve ifadesi vardır. Vox populi, vox Dei. Bu ifadenin İngilizce versiyonu da şöyledir:  ‘Voice of people, voice of God’ yani halkın sesi hakkın sesidir.  Bu ifadenin karşılığı bizde de vardır ve daha muhkemdir.  Ahmet Bin Hanbel,  Kitabu’s Sünne kitabında rivayet ettiği metin şöyledir: Ma reahu’l müslimune hasanen fehuve indallahi hesenun.  Müslümanların iyi gördükleri Allah katında da iyidir.  Bunun nedeni, Müslümanların Allah’ın nuruyla bakmaları ve çoğunluğun ortak aklı ve vicdanını temsil etmeleridir.  Müslümanların iradesi ve tercihleri hakkın sedasıdır.  Elbette her çoğunluk muteber değildir ama imani çoğunluk muteberdir.  Batı ise ideolojik ve pragmatik nedenlerden dolayı imani çoğunluğa muhaliftir. Bundan dolayı da ahlak yoksunluğuna dayalı tarihi yanlışlarını Mısır’da bir kez daha tekrarladılar.  Dolayısıyla Mısır’daki olay bir sayı meselesi olmaktan çıkmış ve hak ve batıl meselesi suretini kesp etmiştir. Bundan dolayı Batı meseleye öteki taraftan bakıyor ve Temerrüt hareketine ve askeri darbeye açık bir surette destek vermekten kaçınmıyor.   İttihatçılar Batı’dan yaka silkerken ve teberri ederken onların ardılları ve Mısır tabiriyle diyecek olursak fulul ve kalıntıları hala çareyi Batı’da arıyorlar.  Bir defa Fransız Devrimiyle birlikte zihinlerine ve kalplerine Batı virüsü girmiş bulunuyor.  Zihinleri iğdiş edilmiştir.  Hevalarından arınmadıkça bu virüsten kurtulmaları ve kendi özlerine dönmeleri mümkün değildir.  Bugün Mısır’da iman bölüğünün buluşma merkezi Rabiatü’l Adeviyye meydanı olmuştur.  Mısır’ın çağdaş Rabialarının nabzı da bu meydanda atıyor.  Tahrir’deki bindirilmiş kıtalar ise ramazan bereketiyle söndü gitti.  Evet, halkın sesi hakkın sesidir.  İman nuruna sahip olmak kaydıyla.