"Halk mı önemli başkan mı?"

Abone Ol

Pazar günü (26 Ağustos) evde sıcaktan bunaldık. Sokağa çıkmak imkânsız gibi, her taraf kaynıyor. Buna rağmen insanlar yine de sokağa çıkmayı tercih ediyorlar. Maltepe sahilini arabalar işgal etmiş, fakat ortada insan görünmüyor. Nerede bir gölge ya da gölgelik var, oralarda kümelenmişler...

Sokakların kalabalıklığı yüzünden pazar günleri sokağa çıkma yasağı uygularız kendimize... Ne zaman mecbur kalıp sokağa çıksak eve kendimizi zor atarız. Bu pazar hilâf-ı mûtad, kalkıp İstanbul Büyükşehir Belediyesi nin yeni açılan Dragos tesislerine yemek yemeye gittik. Parkta arabaya zar zor bir yer bulabildik.

Lokanta kısmı kapalı bir mekân olduğu için olsa gerek ki oldukça sakindi, kafeterya ise lokantanın aksine çok kalabalıktı. Tesislerin gölgelikleri altında herkes çayını, meşrubatını yudumlayıp sohbet ediyordu... Biz öğle ile akşamı birleştirerek yemek yedik.

Bu arada İstabul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş Formula 1 yarışından dönerken, açılışına katılamadığı tesisi ziyaret etmek istemiş...  Lokantaya girince farkettik. Başkan etrafı kolaçan etti, görevlilerle konuştu, sonra bahçeye çıktı. Bahçedeki insanlarla sohbet etmeye başladı. Bu arada bir aile, küçük çocuklarını başkanın kucağına vererek fotoğraf çektirdi. Bazı vatandaşlar şikâyetlerini dile getiriyorlardı ki, başkan yanında bulunan görevlilere not aldırıyordu.

Biz yemeğimizi yiyip lokantadan çıktık. Kapıda görevlilerin serzenişiyle karşılaştık. "Hayırdır, sizi üzen bir şey mi var " diye takıldım. Genç görevli, "Vatandaşa laf anlatmak çok zor" dedi. Konuşmaya mütemayil bir kişi olduğu anlaşılıyordu. Anlatmaya devam etti: "Adam gelmiş lokantanın önüne park etmiş, rica ettik, lütfen arabanızı biraz ileri alınız Bakın arkada İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı geliyor, onun arabasını buraya alacağız" demem üzerine, "Ne münasebet, başkanın arabasını başka yere alın, bir halk olarak ben mi önemliyim, yoksa başkan mı" demez mi

Elbette sizin önemsiz olduğunuzu söylemiyorum, hatta başkana oy vermiş ya da vermemiş de olabilirsiniz, ama o şimdi İstanbul şehrinin belediye başkanı ve ben şimdi onun arabasına bir yer bulmam gerekiyor, lütfen beni zor durumda bırakmayınız diyerek güç belâ arabasını ileri almasını sağladık" dedi görevli genç memur... Ardında ilâve etti: Herkes belediyenin sosyal tesislerine geliyormuş gibi yapıp parka arabalarını bırakıp gidiyorlar. Biz müşterilerimizin arabalarına yer bulamıyoruz."

***

Yukarıda sözü edilen vatandaşın tepkisi tipik düz bir muhalefet özelliği taşıyor. Başkanın siyasî jargonuna uymayan siyasî bir görüşe sahip olduğu anlaşılan bu kimse, tepkisini "halk" çizgisine çekerek vermeye çalışıyor. Oysa, gerçekten "halk"a saygı duysa, halkı gerçekten önemsese, birçok halkın "rey"i ile seçilmiş ve "halk"ı temsil eden bir insan ile bir ferdi yan yana düşünüp "Ben mi (halk) önemliyim başkan mı " deme noktasında olmaz. İster seçilsin ister seçilmesin esas itibariyle herkes halktır.

Her ne suretle olursa olsun halkın, "halk"a saygı göstermesi gerekir. Meşhur kuralı hatırlayalım: "Kendinize yapılmasını istemediğiniz bir şeyi başkalarına da yapmayınız!"

Hele bir kimse toplumsal bir makamın sahibi ve burada da "halk"ı temsil ediyorsa durum daha başka bir veçhe kazanır. Söz konusu olayda yaşanan, ön yargılı olmaktan kaynaklanan bir tepkidir.

Olayı kişisel felsefenize indirgeyip, "benim gibi düşünmeyen, benim gibi inanmayan insanlar" noktasından bakarsanız, o zaman kimse kimseye saygı duymaz. Elbette böyle bir ortam da "medenî" bir ortam olmaz.

Söz gelimi bazı rütbeler vardır ki öncelikle saygı duymayı gerektirir. Makamlar geçicidir, önemli olan bunların farkında olabilmektir. Bu arada belirtmeliyim ki, en yüksek rütbe "ilim" rütbesidir. Âlime saygı gösterilir, çünkü âlim ilmi temsil eder, ilim de saygıyı gerektirir. İnsanın kendisini bilmesi de en büyük ilimdir, dolayısıyla bu en yüce erdemdir. Çünkü kendini bilen Rabbini bilir. Rabbini bilen kimse de yaratılanı hoş görür Yaratandan ötürü...

Başkan önemlidir, çünkü halka hizmet için "halkın seçtiği" bir kimsedir o... Seçilmiştir, görevini en iyi ve en kolay bir şekilde yapabilmesi için ona imkânlar tanınmıştır, ayrıcalıklar verilmiştir. İnsan oluşuna ilâve olarak başkan, başkan olduğu sürece, halka hizmet ettiği müddetçe "önceliği olan" kişidir. Trafikte üstünlüğü olan araçlar vardır. Kimse bu uygulamaya bir şey demez, demiyor da... Meselâ ben trafikte "tercih yapmam söz konusu olduğunda", belediye otobüslerine öncelik veririm, çünkü ben bir kişiyim, otobüste ise birçok insan vardır. "Onlar"ın önceliği vardır diye düşünürüm, ben halkım demem.

"Bizden olmayan kimse ölsün" mantığı ortada insan bırakmaz. "Herkes" birbirine saygı duyarak yaşasa daha iyi olmaz mı