Halep-Musul Ekseninde Kapsamlı Savaş mı?

Abone Ol

suriye iç savaşında değişen aktörlere ve dengeye bağlı olarak taraflar yeni pozisyon almaya çalışıyorlar. Türk-Amerikan ilişkilerinde IŞİD ve PPK terör örgütleri merkezli yeni işbirliği süreci ve bölgede başta PKK terör örgütü olmak üzere Kürt grupların değişken tavırları ve yeni işbirliği-ittifak arayışları, bölge-bölge dışı aktörleri hareketlendirmiş durumda.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) her ne kadar Kuzey Irak ağırlıklı operasyonlar yapıyor olsa da, bunun yakın bir zamanda Suriye’ye kayacağına yönelik haberlerin de bu hareketlenmede önemli bir yere sahip olduğu görülüyor.

Bu bağlamda, Kandil’deki PKK terör örgütü lider kadrosunun Suriye’ye kaçtığına yönelik haberler, adeta yeni operasyon adresi olarak değerlendiriliyor. Oysa daha önce basında yer alan haberlerde başta Karayılan ve Bayık olmak üzere terör örgütünün üst düzey kadrosunun daha güvenli bir yer olarak İran’a kaçtığı ifade ediliyordu.

Operasyonların Suriye’ye kayacağıyla ilgili somut göstergeler sadece bununla sınırlı değil. Burada Rusya, İran ve Irak kadar, Türkiye’nin “müttefiki” olarak adlandırılan ülkelerden gelen tepkiler de oldukça önemli bir yere sahip.

Örneğin, Arap Birliği’nden gelen son açıklama. Katar’ın şerh koyduğu Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil el Arabi’nin Türkiye’nin Kuzey Irak’taki PKK terör örgütü kamplarına yönelik devam eden hava saldırılarını kınaması oldukça dikkat çekici, fakat şaşırtıcı değil.

Bölgede İran’a karşı bir Kürt devletinin kurulmasını destekleyen Suudi Arabistan’ın belirleyici bir güç olduğu bir örgütten de daha başka bir açıklama beklenemezdi zaten.

Aynı şekilde AB ve ABD’den gelen, “oran-orantı” üzerine kurulu tepkisel açıklamalar da Arap Birliği’yle aynı kapıya çıkıyor: “Irak’ta operasyonu durdur, Suriye’ye kay, IŞİD’i hedef al.”

Benzer bir yaklaşım Barzani’nin açıklamalarında da görülüyor. PKK’ya “tepki koyan” Barzani yakında:  “TSK boşuna Kandil’i bombalıyor, hepsi Suriye’de” derse şaşırmamak gerekir. Barzani’nin sözde tepkisi daha çok bölgedeki terör örgütünü muhafaza etmeye yönelik dolaylı bir koruma refleksinin başka bir ifade şekli.

Göstergeler elbette bunlarla sınırlı değil. 5 Ağustos itibarıyla Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da bu yeni süreci adeta teyit ediyor. “ABD ile yaptığımız anlaşma çerçevesinde; üslerimizin, özellikle de İncirlik üssünün açılması konusunda mesafe kat ettik” açıklamasında bulunan Bakan Çavuşoğlu, “İnsanlı ve insansız Amerikan uçaklarının gelmeye başladığını görüyoruz. Yakında DAEŞ’e karşı hep birlikte kapsamlı bir savaş başlatacağız” ifadesini kullanıyor.

Çavuşoğlu her ne kadar IŞİD’le mücadelede bir alan ülkesi adı vermese de, Türkiye ve ABD’nin yakın zamanda IŞİD’e karşı “kapsamlı bir mücadele” başlatacağını söylemesi akıllara bu ülkeyi getiriyor.

Ne de olsa Türkiye’ye yönelik son IŞİD saldırısı Suriye’den gelmişti. Ve yine Türk-Amerikan ilişkilerindeki son ciddi kırılma da ağırlıklı olarak Suriye merkezli yaşanan görüş ayrılıklarından kaynaklanmıştı.

Kırılma, 2012’de ABD’nin “Yeni Suriye” ve radikal grupların tasfiyesi ile Türkiye’nin Afganistan’da ABD sonrası muharip güç olması karşılığında başta PKK terör örgütüyle mücadele olmak üzere, Türk-Amerikan ilişkilerinde “stratejik ortaklığın” daha da derinleştirilmesini içeren bir takım önerilere sıcak bakmaması üzerine ortaya çıkmıştı.

Mayıs 2013’teki Washington ziyaretinde ise, iplerin iyice gerilmesi üzerine Türkiye’yi alandan tasfiye etmeye yönelik operasyonlar Obama yönetimince başlatılmıştı.

Dolayısıyla, iki ülke arasında ilişkilerin koptuğu noktadan yeni bir başlangıç söz konusu gibi görünüyor. Bu da, her iki ülkenin 2012’de Washington tarafından ortaya konulan bir takım talepler ve öneriler noktasında belli bir mutabakata vardığını gösteriyor.

Bu mutabakatın merkezinde de, Esad rejiminin geleceği kadar, Kuzey Suriye ağırlıklı Kürt grupların ve terör yapılanmalarının yer aldığı anlaşılıyor. Bunu PYD terör örgütü lideri Müslim Salih’in son açıklamaları ile İran’ın sert tepkileri ve Rusya’nın “diplomatik çözüm” adı altında başlattığı yeni inisiyatif arayışlarında görebiliyoruz.

Halep’i ve Musul’u Türkiye sınırları içerisinde gösteren “Yeni Türkiye” ve “Yeni Ortadoğu” haritalarının yer aldığı bir takım haberlerin basında yer almaya başlaması zamanlama olarak bu açıdan oldukça manidar.

Sanki gündem “Hatay Modeli”ne gebe gibi.

Diğer taraftan, işin ucunda Dimyat’a pirince giderken giderken evdeki bulgurdan olmak da var!

Dolayısıyla kafalar fazlasıyla karışık!