HALEP KAN AĞLIYOR, DÜNYA SEYREDİYOR

Abone Ol

Katar doğalgazının Suriye ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması sonucu Avrupa’nın, Rusya’ya olan bağımlılığının azaltılması düşüncesi karşısında Rusya, bu oyunu bozabilmek adına Suriye’deki mevcudiyetini daha da tahkim etme yoluna gitmekte ve Suriye rejimine lojistik destek vermekle Suriye krizini daha da derinleştirmekte ve içinden çıkılmaz bir hale getirmektedir.

Batılılar ise, hem İsrail’in uzun vadede yayılmacı politikalarına gerekli temel zemini oluşturmak, hem de söz konusu doğalgaz hattının Kuzey Suriye üzerinden gerçekleşmesi için büyük çaba içerisindedirler. Uçuşa yasak bölgenin oluşturulma fikrine sıcak bakmamalarının asıl önemli sebebi de bu olsa gerek.

ABD ve Batılı koalisyon güçleri, bu sinsi plan dâhilinde Rusya’nın katliamına sessiz kalmakta ve dahası, İngiliz, Fransız ve Amerikan istihbarat birimleri Türkiye dâhil, tüm Ortadoğu’da algı operasyonu yaratarak, mezhep kışkırtıcılığıyla önemli fay hatları oluşturmaya çalışmaktadırlar.

Beyrut’ta faaliyet göstermekte olan ve Maroni Kilisesi’nden Dr. Michel Jalakh’ın genel sekreterliğindeki Ortadoğu Kiliseler Konseyi (MECC) de, benzer faaliyetlerini yoğun bir şekilde sürdürmektedir. Kuzey Suriye’de, zaman zaman YPG ve PKK ile ufak çaplı çatışmalar ve sorunlar yaşamalarına rağmen, bu unsurlarla birlikte omuz omuza mücadele vermekte olan ve Kamışlı’da yerleşik; Gozarto Koruma Güçleri (GPF) ve Sootoro Güvenlik Gücü (SSF) de, “Ninova’yı Şimdi Kur Vakfı” (Restore Nineveh Now Foundation) aracılığıyla ABD ile ilişkilerinin en üst düzeyde seyretmesini sağlamışlardır.

Burada Gozarto, YPG’nin Rojova olarak adlandırdığı Kuzey Suriye’nin Asurice ifadesidir. Bu örgütlerden başka, Kuzey Suriye’de Süryani Birlik Partisi (SUP) de faaliyet göstermekte olup, “Sootoro” adlı polis asayiş teşkilatı da bu partinin bir kolu olarak bu bölgede etkinlik göstermektedir.

Büyük bir keşmekeş ve açmazların yaşanmakta olduğu Kuzey Suriye’nin gergefinden Türkiye’nin uzak tutulmaya çalışılmasının temel nedenleri az çok tebeyyün etmektedir. Türkiye açısından mihenk taşı özelliği taşımakta olan Kuzey Suriye’de, yeniden şekillenmeye başlayan güç dengelerinin ortaya çıkarmaya çalıştığı kaygan zemin yerine, bu stratejik öneme haiz bölgeyi sağlam bir zemine alabilmek için Müslüman ülkelerle ilişkilerin daha güçlü ve kalıcı bir zemine oturtulması gerekmektedir.

Türkiye açısından olayların yalnızca ABD kanallarından izlenmesinden dolayı Suriye politikasında yanlış yönlendirme oluşmaktadır. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanı’nın Rakka politikası, bu tutum ile olaylara baktığının göstergesi olsa gerek. ABD’nin olası Suriye politikası, aslında genel ulusal politikasının bir parçası olduğu bilinmektedir.

Hatırlanacağı üzere, General Schwarzkopf  yönetiminde gerçekleştirilen “Çöl Fırtınası” (Desert Storm) operasyonunun sadece iki günlük maliyetinin BM’nin bir yıllık bütçesinin karşılığı olduğu düşünüldüğünde, ABD ve koalisyon güçlerinin Suriye ve Irak’ta neden bu denli büyük bir operasyona girdiklerini anlamak gayet mümkün olabilmektedir. ABD ve koalisyon güçleri, yararcı (utilitarian) politikaları gereği hiçbir şeyden çekinmezken, Halep katliamı konusunda ağır kalmalarının ardında yatan nedenlerden birisi de Katar petrol ve doğalgazı olmalıdır.

Diğer yandan, son günlerde  İsrail medyası başta olmak üzere, birçok İsrailli politikacının, sık sık Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan’da ‘mezhepsel’ (sectarianism) sınırların oluşturulması amacıyla fikir fırtınası içerisinde olmaları düşündürücü olsa gerek.

Batı Asya ve Kuzey Afrika’da, Suudi Arabistan ve İsrail arasındaki iş birliği de göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Bunun ne anlama geldiğini Suudi Arabistan ve İran arasında yaşanmakta olan sorunlar zincirine baktığımızda daha net anlamak mümkün olabilmektedir. Suudi Arabistan’ın İran’ın ezeli rakibi İsrail ile iş birliğine gitmesi, bölgeyi daha da içinden çıkılmaz bir ateş topuna çevirmesine neden olabilir.