Ne kadar garip değil mi Türkiye 1. Dünya Savaşı’nda, Çanakkale Savaşları’nda kendisini yok etmek isteyen ülkelere karşı bir ölüm kalım mücadelesi verdi. Aynı Türkiye, savaştan sonra da onların kanunlarını almaya, hayat tarzlarına özenmeye başladı.
Bu ne şuursuzluktur! “Mağlûplar, galipleri taklit ederler” sözü mü doğrulanıyor yoksa
Ne oldu Batı mı değişti Hayır! Batı aynı Batı! Onlarda bir değişiklik yok. Değişiklik, yenilmişlik psikolojisine girmiş, aşağılık kompleksine kapılmış bizim insanımızda.
İsminin başında “millî” kelimesi bulunan eğitimimiz de bu anlayışa göre formatlanmış. Batı toplumuna özenen, başka bir toplumun hayat anlayışını model alan bir başka toplum daha gösterebilir misiniz Türkiye ne zaman bu girdaptan kurtulup da, özüne, aslına, tarihine dönecek İnsanlığa öncülük yapmış bir millete maymunvârî taklitçilik yakışır mı
1969’da başlayan Millî Görüş hareketi, milletimizi aslına dönmeye davet etti. İnsanlığa yol gösteren “öncü” bir millet olduğumuzu ortaya koydu. Değerlerimizin bize ve bütün insanlığa yetecek kadar zengin olduğunu ispat etti.
Lider Prof. Dr. Necmettin Erbakan Millî Görüş’ü şöyle özetliyordu:
“-Millî Görüş milletimizin şanlı tarihi boyunca İstanbul’u fetheden, böylece çağ kapayıp çağ açan, Viyana’yı kuşatan, Çanakkale Zaferi’ni kazanan ve en son Kıbrıs’ta yeniden harikalar ortaya koyan ruh ve manadır. Millî Görüş’te milletimiz kendisini bulmaktadır, aradığını bulmaktadır. Millî bünyemizin kendisini temsil etmektedir.”
Türkiye’nin yabancılaşmaktan kurtulup millî kimliğine dönmesi için Millî Görüş hareketi güzel bir fırsattır. Onurlu, şahsiyetli, kendimize özgü bir hayat yaşamak buna bağlıdır. Yabancı fikirler ayrık otuna benzer. Millî Görüş bu milletin aslı, özü, inancı ve tarihidir.
Batı Hep Aynı
Tarih boyunca engizisyonlar kurmuş, katliamlar yapmış, insanlığı sömürmüş Batı’yla, bugünkü Batı arasında fark yoktur. Haçlı ruhu Batı’nın ayırt edici özelliğidir.
Sovyetlerin yıkılmasından sonra 1991’de İskoçya’da yapılan ilk NATO toplantısında Margaret Thatcher, “Bundan sonraki düşmanımız İslâm’dır” diyerek Batı’nın tarihî İslâm düşmanlığını ortaya koymuştur.
2001’de İkiz Kuleler’in vurulmasının hemen sonra ABD Başkanı Bush, “Bu bir Haçlı savaşıdır. Ya bizimlesiniz, ya da karşımızda” diyerek gerçek niyetini açığa vurmuştur.
Türkiye’nin tek taraflı olarak “İllâ da AB’ye gireceğim” diye diretmesi karşısında, Fransa eski Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, bütün AB üyelerini kast ederek, “Biz, hepimiz Bizans’ın çocuklarıyız” demişti.
Bugün ABD, İsrail’in güvenliğini sağlamak amaçlı Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’ni gerçekleştirmek için sinsi bir plân uygulamaktadır. Bu plânın hedefi 7.8.2003 günü Washington Post gazetesinde yayımlanan zamanın ABD Dış İşleri Bakanı Condeleezza Rice’nin şu sözleriyle deklare edilmiştir: “Türkiye’nin de içinde bulunduğu Fas’tan Ortadoğu’ya 22 ülkenin yönetim, harita ve sınırları değişecektir.”
Erbakan Hoca, buna rağmen “ABD müttefikimiz” diye gezip dolaşanları şöyle uyarmıştı:
“-Adam, 20. Haçlı Seferi’ni ilân etmiş; Senin haritanı değiştireceğim, seni parçalayacağım; Büyük İsrail’i kuracağım; dünya hâkimiyetini tesis edeceğim, deyip duruyor, sen de hâlâ bunlar benim müttefikim diyorsun. Deli misin sen ”
Türkiye Gücünü Bilmeli
Dünyayı tanımadan, düşmanlarımızın plânlarını dikkate almadan son yaşanan olayları değerlendirebilmek mümkün değildir. İbni Haldun’un “Suyun suya benzediği gibi, gelecek de geçmişe benzer” sözü önemli bir ölçüdür. Gelecek hesabı yaparken geçmişte yaşanan olayları da dikkate almak zorundasınız.
Düşmanlarımızın niyetleri anlaşılmıştır. Emellerine ulaşmak için Türkiye’yi maşa olarak kullanmak istemektedirler. Türkiye, düşmanlarının plânlarına alet olmamalıdır. Bağımsızlığın da gereği budur. Bunun da yolu millî bir politika izlemek, millî çözümler üretmektir.
Türkiye’de ve bölgede bir IŞİD problemi varsa, bunu Müslüman ülkeler birlikte çözmelidir. Askerimiz yabancı bir ülkenin emrine verilemez. Türkiye, ABD adına Suriye ve Irak’a girerse bu bataklıktan bir daha çıkamaz. Komşularımız Türkiye’ye düşman haline gelir.
Hem ABD, AB gibi süreçlerin içinde yer alıp hem de Türkiye ve İslâm âleminin menfaatlerini savunmanın mümkün olmadığı görülmüştür. Türkiye safını netleştirmelidir. Bu da kurumsal olarak Müslümanların yanıdır. Müslümanlar ancak bütün kurumlarıyla İslâm Birliği’ni kurarak hak ve menfaatlerini koruyabilirler. Dünya gerçekleri de bu istikamettedir.
Böyle bir yapılanma aynı zamanda dünya barışının da teminatı olacaktır. İnsanlık, İslâm’ın sevgi, barış, şefkat, iyilik, güzellik ve hayırlarla dolu evrensel mesajına muhtaçtır.
Bencil, kibirli, sömürgeci Batı zihniyeti yerine; insanlığa huzur ve barış getirecek değerlerin hâkim olması, sevgi ve barış dünyasının kurulmasına yol açacaktır.
İki milyara yaklaşan İslâm dünyası güç ve dinamiklerinin farkına vararak dünyaya âdil bir düzen armağan etmelidir.