Hâlâ mı Avrupa Birliği Kompleksi

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

DİLE kolay! Tam 55 yıl… Şerefli maziye sahip olan bir millet bu kadar uzun süre oyalanabilir, aldatılma zilletine katlanabilir mi? Avrupa sevdasına düşmüş yöneticilerimiz 55 senedir “sabır”la AB kapısında nöbet(!) tutuyorlar. Değerlerini, kimliğini tanımamaktan doğan bir kompleks bu!

Sayın Erdoğan 04.10.2018 günü AB’den yine sitemle karışık bir istekte bulundu: “Alacaksanız alın; almayacaksanız, söyleyin de biz yolumuza devam edelim.” AB emirle hareket etmiyor ki! AB, binasının üstüne sembolünü (haç) işlemiş; durduğu yeri işaretlemiş; inancını yerine getirmeye çalışıyor. Karar verecek durumda olan biziz.

Erdoğan 2 sene önce de yakınmış, AB gerçeklerini ifade etmeye çalışmıştı: “Ey AB! Çoğunluğumuz Müslüman olduğu için bizi kabul etmiyorsunuz. 53 yıl geçti; hâlâ oyalıyorsunuz! Bunu, bana Fransa dışişleri bakanlarından biri açıkça söyledi. Biz, samimiyet testidir, diye bu yola girdik. NATO’da yanlış yaptık, AB’ye almayız diyorlar. Ayrımcılık bunlarda var. AB bize verdiği sözleri yerine getirmedi.” (22.06.2016)

Bu sözlerin hangisini ele alalım. Türkiye’nin Müslüman olduğu için AB’ye alınmayışını yalnız eski bir dışişleri bakanı söylemiyor ki! Fransa eski Cumhurbaşkanı JackChirac, AB olarak “Hepimiz Bizans’ın çocuklarıyız” (15.11.2004) demişti. Nicolas Sarkozy daha ileri gitti; Türkiye’nin bölünmesini istedi: “70 milyonluk Müslüman Türkiye AB’ye giremez.” (01.12.2010)

GEÇMİŞİNİ İYİ TANI

AVRUPA, toplum yapısına uygun olarak kararını vermiş durumda. Biz kendimize bakalım. Şeyh Edebali çizmiş yol haritamızı: “Geçmişini iyi bil ki, geleceğe iyi basasın.” Türkiye, tarihin imtihanını yüz akıyla vermiş kadim bir medeniyetin temsilcisi. Kadim değerler üzerine kurulmuş sağlam bir inancın sahibiyiz. Selçuklu ve Osmanlı devletlerini kurmuşuz. Yüzyıllarca mukaddes emaneti taşımışız omuzlarımızda.

Erbakan Hoca 42 yıl, temsil ettiğimiz medeniyetin yükünü taşıma konusunda bütün insanlığa karşı sorumlu olduğumuzu hatırlattı bize. Erdal İnönü, 1992’de yapılan liderler zirvesinde, “Avrupa bize AB’ye girmeye layık gördü” şeklinde görüş bildirmişti. Erbakan Hoca söz aldı, “Erdal İnönü’yü severim, ama söylediği sözün ecdadımızın kemiklerini sızlatacağına inanıyorum” diyerek siyasetin doğrusunu gösterdi:

“Kimmiş Avrupa? Nereye girmemize layık görüyormuş? Biz tarihin en şerefli milletiyiz.. Biz, Avrupa’yı bir şeye layık görürüz veya görmeyiz. Bu bir iltifat mı? Her şey buradan başlıyor. Yöneticileri hatırlatıyorum: Bırakın şu AB’yi!” Erbakan Hoca, Allah’ın milletimize sahip kıldığı sapasağlam, taptaze, her zaman ve her yerde doğru olan değerleri bırakıp da; Batı’nın kokmuş, fosilleşmiş hayat tarzına özenen AB sevdalılarını uyarır; yol gösterirdi:

“AB dediğin ne senin be! Ne aile kalmış, ne çocuk kalmış. İçki, uyuşturucu, her türlü felaket! Çökmüş, çürümüş. Sen hangi inancın evladısın; hangi milletin çocuğusun? Neyi bırakıp nereye gidiyorsun? Deli misin, deli misin?”

DOST VE DÜŞMANINI TANI

BATI, tarih boyunca ikiyüzlü, sinsi, yıkıcı, zalim ve düşmanca tavırlar sergilemiştir. Müslümanlar ise, hep barışçı, uzlaşmacı, “insanı yaşat ki, devlet yaşasın” anlayışını bayraklaştırmıştır. Milli şairimizin tarihi uyarısı şöyle: “Tükürün, Ehl-i Sâlib’in ‘asla’ güvenilmez sözüne!”

Haçlı Seferleri’nin öncüsü Kral Richard, Avrupa’nın her yerinden gelen haçlı ordularıyla 15 Temmuz 1099’da Kudüs’ü işgal etti. Tarihin en büyük katliamlarından birini yaptı. 70 binden fazla insan öldürdü. 1187’de Selahattin Eyyûbî Kudüs’ü fethettiği zaman sivil halka dokunmadı. Ev ve araziye zarar vermedi. Haçlılara şöyle seslendi: “Ben Müslüman’ım! Dinim, inancım, vicdanım, ahlâkım sizin yaptığınızı yapmaya izin vermez.”

Şerefli milletimiz, iman dolu göğsüyle 20 büyük haçlı seferini püskürtmüştür. Cihat şuurunun hâkim olduğu o inancı muhafaza etmek zorundayız. Düşman pusuda; zayıf tarafımızı kolluyor. Her daim hazırlıklı olmalıyız.

Haçlılar 565 yıldır İstanbul’un fethini içlerine sindiremediler. Çanakkale’de yedikleri tokadı; Kût-ulAmâre’de verdiğimiz dersi unutamadılar. 15 Temmuz 2016’daki darbenin başarısızlığı onları yine hüzne boğdu.

Bunları biz de biliyoruz, demeyin. Bilmek yetmez; olayı içselleştirmek, harekete geçmek şuuruna ulaşmak gerekir.

AB hızla uçuruma doğru gidiyor. Batmakta olan AB gemisinin içinde bulunmaya sevdalanmak akıl kârı mı? Türkiye’nin yeri haçlıların yanı değil; kardeş Müslüman ülkelerin yeridir. AB uğruna harcadığımız 55 yılı Müslüman ülkeleri uyandırmak için harcasaydık, çoktan İslam Birliği kurulmuş olurdu!