Son günlerde Engelliler Camiasında bize gelerek veya telefon veya mesajlarla serzenişte bulunan, müşkül durumdan kurtulma çaresizliğini izah eden, bu hususta bizden yardım talep edenlerin sayıları bir hayli çoktur. Elimizden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışsak da bizim yardımlarımız yol göstermekten veya nasihat etmekten ileri gitmemekle birlikte, biz hakkın ve adaletin tahakkuk etmesi için olabildiğince, gerek yetkilikler nezdinde ve gerekse başka platformlarda dilimiz döndüğünce konuşuyor ve yanlışların düzeltilmesi hususunda gayret sarf ediyoruz.
Lakin bunun yanı sıra da, ah keşke elimizde yetki olsa da şu garibanların hakkını versek ve adaleti sağlasak, diye de iç geçiriyoruz. Şimdi denilebilir ki, “kendisi muhtaç himmete, kaldı ki gayriye himmet ede” Evet ama haksızlığın karşısında susmak acaba nedir? Karınca bile Hazreti İbrahim’e (A.S) su taşırken, gayesi safını belli etmek ve hakkın yanında olmaktı. Biz karınca kadar da mı olmayacağız? Eğer olmayacaksak insanlığımızdan utanmalıyız. Haksızlığa uğramışların, yoksulluğa düşmüşlerin, biçare durumdaki insanların sesini dinlemek, çektikleri sıkıntılara ortak olmak, düştükleri bu durumdan onları çıkarmak adına çalışmak, gayret sarf etmek bizim ve üstlendiğimiz misyonun asli görevlerinden değil midir?
Kaldı ki, Engelli Sivil Toplum Kuruluşlarının yetkilisi ve temsilcisi olarak da söz konusu mağduriyete düşmüş engellilerin haklarını korumak, kollamak ve yetkili muhataplar nezdinde savunmak ve hak aramak gibi görevle de yükümlüyüz. Bütün bunların yanı sıra insan hakları, engelli hakları gibi konularda azami hassasiyeti göstermek, buna göre tavır koymakta ayrıca insanlık vazifemiz değil midir?
Şairin dediği gibi;
“Kanayan bir yara gördüm mü, yanar ta ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim. çifte yerim!.
Adam aldırmada geç git!, diyemem aldırırım.
Çiğnenirim, çiğnetirim, Hakkı tutar kaldırırım.!.”
Hakkı tutmak, kaldırmak Hak-Hukuk, Adalet duygusu taşıyan her Müslümanın olmazsa olmazlarından olmalıdır. Aksi halde, “bana değmeyen yılan bin yaşasın.” diye aldırmaz bir tutum ve davranış içinde olursanız o yılan zehri bir gün de size değer.
Tarih bize gösteriyor ki, Allah’ın gazabı bir beldeye bir ülkeye geldiği zaman sadece haksızlık yapanlar için değil, haksızlığa göz yuman, aldırmayan ve dur demeyenler içindir.
Öyleyse insanların yapacağı işler için düşünmek, taşınmak ve doğru karar vermek hususunda azami gayret göstermeli, vicdani sorumluluğundan ve mesuliyetinden kurtulmalıdırlar. Bu hassasiyet duygularıyla sevgi ve selamlar.