Gündem

Haklı hakkını alıncaya kadar güçlüdür

Haklı hakkını alıncaya kadar güçlüdür

Abone Ol

Günümüz insanına "haklı kimdir diye sorsanız... "Haksızlığa uğrayan, doğrudan yana olan, hakkı savunan kimsedir" diyecektir.

Oysa aynı kişi gündelik hayatında ister haklı olsun ister haksız olsun her zaman güçlüden yana olacak ve güçsüzü ezip geçecektir. Kim ne derse desin artık insanlar, artık güçten yana oluyorlar ve maddi gücü elinde tutanların hatalarına göz yumuyorlar. Oysa efendimiz en yakınları için dahi imtiyaz tanımamış ve onlara adil olmayı öğretmiştir...

Mekke‘nin fethi esnasında Mahzunoğullarından bir kadın hırsızlık yaptı. Kavmi onun elinin kesilmesini istemiyorlardı, efendimizin de Usame ben Zeyd‘i çok sevdiğini biliyorlardı onu efendimize aracı olarak gönderdiler. Usame, kadının affını isteyince efendimizin yüzü kıpkırmızı kesildi ve "Allah‘ın koyduğu kurallardan birini kaldırmamı mı istiyorsun? Dedi. Bunun üzerine Usame Allah‘tan af diledi ve pişmanlık duydu...

Adalet kavramı, genel anlamda, hak sahibine hakkının verilmesi olarak tanımlanabilir. Toplumsal örgütlenmede, görev ve sorumlulukların, malların bölüşülmesiyle adalet tesis edilir. İnsanların  dil, din ırk, etnik köken gibi birincil ve ikincil kimliğini bakılmadan adaletin tesis edilmesi insani ve İslami bir sorumluluktur. Aksi durumda, güçlünün güçsüzü ezdiği ve zayıfların yok sayıldığı, dışlandığı  bir kaos ortamı oluşabilir.

Adalet insanların yeteneklerine, emeklerine ve rollerine uygun olarak dağıtılmalı burada herkes ihtiyacı olanı almalı ve doğacak sosyal kaos ortadan kaldırılmalıdır. Adalet kavramı bu yönüyle tam olarak eşitlik değildir. Yani kimin neye ihtiyacı varsa onu vermek esastır ve burada ihtiyaç sahibinin ihtiyacı gözetilmektedir. Eşitliği içerir ancak tam olarak eşitlik değildir. Hz. Ebu Bekir hilafete seçildikten sonra şöyle bir konuşma yapmıştır: "Güçsüz olanınız (haklı ise) hakkını alıncaya kadar benim yanımda güçlüdür. Güçlü olanının (haksız ise) kendisinden hak sahibinin hakkını alıncaya kadar benim katımda güçsüzdür" Burada haksızlığa uğrayan kişinin hakkını almak ve sahibine vermek önemli bir sorumluluk olarak ifade edilir.

Adalet duygusu çocuğa aile içinde öğretilir. Mesela çocuk o gün odasını toplamış, ödevlerini yapmış ve vaktinde yatmışsa anne onu ödüllendirmek isteyebilir. Ancak diğer çocuk ben de istiyorum diye çıkışır. Anne iki çocuk arasında dengeyi bulayım derken ödülü hak etmeyen çocuğu da ödüllendirebilir. Oysa anne burada açıklama yapabilir ve kardeşini olumlu davranışından dolayı ödüllendirdiği bu şekilde davrandığında kendisini de ödüllendireceğini ifade edebilir. Annenin bu açıklaması çocuğa, hak etmediğim bir şeyi alamam, kardeşim hak etti ama ben şu an bu ödülü hak etmedim duygusunu verecektir. Ya da çocuk kardeşine vurduğunda, anne, -buna hakkı olmadığını, ifade etmek istediği şey neyse bunu sözel olarak ifade edebileceğini- çocuğa aile içinde anlatmalıdır.

Anne baba çocuğa, doğru yanlış, iyi kötü bilincini vermeli ve bu konuda çocuğa sınırlarını  öğretmelidir. İki çocuk kavga eder, çocuklardan birinin annesi devreye girer ve olayı hiç anlamadan, diğer çocuğu iter "bir daha vurmayacaksın" diye uyarır. Burada çocuk haksızlığa uğradığını düşünecek ve arkadaşına karşı öfke besleyecektir. Bu nedenle çocuklar arkadaşlarıyla kavga ettiklerinde büyükler iki tarafı da dinlemeli ve sorunlarını birbirlerine vurmadan nasıl ifade edebileceklerini anlatmalıdırlar...

Çocuklar ergenlik çağını tamamlayıp genç bir birey olduğunda, adalet bilinci gelişmiş ve nerede ne yapacağını bilen biri olmalıdır. Bu konuda aile çocuğu küçük yaştan itibaren bilgilendirmelidir. Bu her anne baba için bir sorumluluktur.