Hakkı Yenilmiş Mücahit Lider

Abone Ol

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;

OSMANLI sonrası halk, gün geçtikçe kadim değerlerimizden hızla uzaklaşmaya başladı. Daha da kötüsü, kendilerini yok etmeye çalışan düşmanlarına karşı özenti oluştu. Kültürel sömürü ile zihinler işgale uğradı. Toplum, çözümün Batı’da, yabancılarda olduğunu sandı. Düşmanları sevimli göründü onlara.

Osmanlı’nın yıkılışından 50 yıl sonra bir lider çıktı; milli ve yerli olana davet etti. Her alanda bağımsız olmanın yolunu gösterdi. Zaferlerle dolu geçmişimizi hatırlattı. Aslımıza, özümüze dönerek yabancıların “uydu”su değil; dünyada “lider”; “öncü” olabileceğimizi anlattı. Çünkü tarihin en büyük milletine bu yakışırdı.

Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dan söz ediyorum. En tabii tekliflerine bile, yüksek tepki göstermişlerdi! Zihinler işgal edilmişti. Tabii olana alışık değildi. Sömürgecilerin içteki işbirlikçileri ona karşı kıyasıya mücadele veriyorlardı. Alaylar, iftiralar, rencide edici karikatürler, psikolojik tacizler, mahkemeler, sürgünler, hapisler… Engel ve tuzakların her türü! Türkiye Odalar Birliği görevinden polis zoruyla atılıyor; siyasette yokluğa mahkûm edilmeye çalışılıyordu. Onu itibarsızlaştırmak için her çareye başvuruldu.

Fakat o yılmadı; vazgeçmedi; hedefe kilitlendi; ülkesine ve insanlığa karşı sorumluluğunu unutmadı. O ne yüksek bir iman ve çelikleşmiş bir iradeydi Yarabbi! Ailesi ona helal lokma konusunda nasıl bir titizlik göstermiş; hocaları ne yüksek dava ideali aşılamışlardı? “İman varsa, imkân vardır”; “İnanç tekeden süt çıkarır” noktasına gelebilmek kolay mıydı?

DIŞ ETKİLERE DİRENDİ

ÜLKEMİZİ kontrol altında tutarak emellerine alet etmek isteyenlerin Erbakan Hoca’ya baskıları o kadar şiddetliydi ki; bu, CIA’nın yan kuruluşu Rand Corparation’a, hatta gazetelere kadar yansımıştı. CİA Başkan Yardımcısı Graham Fuller, Los Angeles Times gazetesine anlatmıştı: “Erbakan, İslami siyasi gündemi için bağımsız bir dış politika oluşturmaya çalışıyor. Türkiye, Erbakan’ın başa gelmesiyle geleneksel olarak otomatik bir şekilde ABD’nin her istediğini yapan ülke konumundan çıkacaktır.”

Erbakan’ın devre dışı bırakılması için ABD’nin derin güçleri faaliyete geçti. Bunlardan Alan Makovsky “Erbakan’la nasıl mücadele etmeliyiz?” başlıklı yazısında yol gösteriyordu: “Türkiye’yi Erbakan’ın elinden almak için bu ülkedeki Amerikan dostlarını desteklemeliyiz.” Dönemin Dışişleri Bakanı Madeleine Albright ise, “Sivil darbe yoluyla Erbakan Hükümeti gitmelidir” diyordu.

ABD ve Batı’nın asıl düşmanlığı Erbakan Hoca’nın şahsına değil; temsil ettiği davaya (İslam’a) idi. Çünkü Almanya’daki akademik çalışmaları sırasında Erbakan’ı el üstünde tuttular; hayranlıklarını ifade ettiler. Erbakan Hoca’ya yapılan siyasi linç girişiminin gerçek hedefi Türkiye ve İslam dünyasıydı.

Birçokları, Erbakan Hoca’nın muhaliflerini Türkiye’deki rakip partiler ve onların destekçileri olarak bilirler. Hâlbuki küresel güçlerin her alandaki kuşatması karşısında, onların Türkiye’deki çömezlerinin yaptıkları zayıf kalırdı. Yüzeysel düşünenler, gaflet içinde olanlar ve siyasi iktidar hırsı sebebiyle Erbakan Hoca’ya tepki gösterenlerin sayısı da az sayılmazdı.

ZİNCİRLERİ KIRDI

ERBAKAN Hoca milli, yerli, bağımsız düşünceleri sebebiyle, içte ve dışta öylesine kuşatılmıştı ki; o zincirleri kırmak, çok yüksek inanç ve çelikleşmiş irade gerektirirdi. Bu mücadelenin büyüklüğü gün geçtikçe daha iyi anlaşılmaktadır.

Erbakan’ın iktidara gelmemesi için öyle büyük tuzaklar kuruldu ki! Mükerrer oy kullanma, Güneş Motel entrikaları, seçim barajları, medyada yok sayma girişimleri… Erbakan Hoca, demokrasicilik oynayan siyasi rakiplerine, “Eşit şartlarda seçime girsek bir gün dayanamazsınız” diyerek meydan okuyor; “orantısız güç” kullanmalarını ayıplıyordu:

“Ne demokrasisi? Yaptığınız aldatmacadan başkası değil. Şu medyanın haline bak! Bu nasıl demokrasi? Senin 40 tane gazeten olacak, benim 1 tane. Senin 40 tane televizyonun olacak, benim 1 tane. Her imkân senin elinde olacak; her şeyi kendine göre tanzim edeceksin. Haydi, gel oynayalım! Böyle oyun mu olur? Neden eşit şartlarda oynanmıyor? Neden şartlar eşit değil?”

12 Eylül sonrası yüzde 10 seçim barajı ABD’nin etkisiyle darbeciler tarafından Milli Görüş’ün iktidar olmaması için konulmuştu. Siyasi partiler seçim barajını sürdürmekle kime hizmet ettiklerini bir bilseler!

Erbakan Hoca, kendisine yapılanlara rağmen karşısındakilerin “ıslah”ına çalıştı. TV’de sunucunun, “28 Şubat’çılara kızgın mısınız? Cezalandırılmalarını ister misiniz?” sorusuna, “Hayır, onların eğitilip Milli Görüş’ü tanımalarını isterim” demişti. Haksızlığa uğradı; ama kimseye haksızlık etmedi.

Hesap dönmeye başlamıştır. Milli Görüşçüler davalarını anlatmalı; kimseyi incitmemeliyiz. Erbakan misali haksızlığa uğrasak da, kimseye haksızlık yapamayız. Hesap gününe inanırız.