Hakkı tanımak ve tanıtmak

Abone Ol

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Bir Kurban Bayramı’nı daha ihya ettik, evvel emirde bütün okurlarımızın, Millî Görüş camiasının, bütün inananların, mazlum Müslümanların geçmiş bayramını tebrik eder, bu bayramın, Müslümanların ve bütün insanlığın saadetine vesile olmasını yaratan, yaşatan, hak ve adalet ölçüsünü koyan ve yöneten Rabbimiz Allah’tan niyaz ederiz. Bu kavli bir duadır. Bu duanın fiilisi ise; “Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya” kurulsun, hâkim olan düzen Adil Düzen olsun, İslam Birliği gerçekleşsin diye, malımızla canımızla cihat etmektir. Bu fiili duayı da samimi ve sadık Millî Görüşçüler yerine getirmeye çalışıyor.

HAK

Hak; insan için, İslam hukukunun, bir başka deyişle adil düzenin bir yetki veya yükümlülük olmak üzere benimsediği, kişiye ait olan şeydir. İslam’da hakların kaynağı, bir ismi de “Hak” olan Allah’tır. Haklar; adil düzen esaslarının dayandığı kaynaklardan çıkarılan ilahi bağışlardır. Günah işlemek, sapıklık, zulüm hak kapsamı dışındadır. Özellikle bilelim ki hakların kaynağı Allah’tır. Çünkü O’ndan başka mutlak Hâkim ve hüküm koyucu yoktur. Bunun için insanlara veya yaratıklara ait hakların kaynağı insan iradesi ve aklı olamaz. İnsan aklı ve iradesi, ilahi irade tarafından sabitleştirilen hakları anlamaya ve onları yerli yerinde kullanıp korumaya yarar. Peygamberlerin Allah’tan alıp insanlara teklif ve telkin ettiği hakları reddeden Batı, 19. yüzyılda, bilinen insan haklarından söz etmeye başlamıştır. Batı, ilk insan hakları beyannamesini ancak 1947 yılında ilân edebildi. Hâlbuki İslam’da haklar ve yükümlülükler, insanlar için bizzat kuvvet ve kudret sahibi Allah tarafından belirlenmiştir. Allah tarafından belirlenen bütün haklar sabit, yani değişmezdir. Kur’an ve sünnet bu hakları detaylı bir şekilde açıklamaktadır. İslam fıkhı bu konuyu geniş bir biçimde ele almış, hak ihlali olursa nasıl ceza verileceğini detaylı bir şekilde sistemleştirmiştir. Batılıların, kendilerinin uzun yıllar arayıp da buldukları bazı prensipleri, bütün dünyaya yeni bulunmuş ve yalnızca kendilerine aitmiş gibi göstermeleri tarihi gerçekleri tersyüz etmektir. Hakların kaynağı ilahi iradedir. Haklar, ancak hak olan Allah’ın hak hükmüne göre yerine getirilebilir, korunabilir. Hakk’a rağmen konulan bütün ölçüler, bütün hükümler batıldır, temelsizdir, geçersizdir, boştur. Hak, İslam’dır.

HAKLAR

Hakları üç başlık altında tasnif etmek mümkündür. 1. Allah’ın hukuku: İnsanların kulluk görevidir. Bu görevler, ibadet, hilafet, emanet ve imaret görevleridir. Kur’an Nizamı kurulsun diye cihat etmek, Allah’ın kulları üzerindeki hakkıdır. Kul, Allah’ın hakkını Allah ve Resulüne itaat ile yerine getirir. 2- Allah ve insan hakkı: Kişinin aklının, dininin, neslinin korunmasıdır. Bu hakların yerine getirilmesi, hem Allah’ın hukuku bakımından, hem de fert ve toplumun hukuku bakımından önemlidir. Fert ve toplum bu haklara riayet ederse hem Allah’ın hukukunu, hem de kendi hukukunu korumuş olur. 3- İnsan hakları: Bu haklar, her insana doğuştan verilen haklardır. Bu haklar şunlardır: a. Yaşama hakkı; bu can emniyetidir. b. Aklın muhafazası hakkı; ilim ve tefekkürü emreden İslam, aklı her türlü arızalardan korur.

c. Neslin muhafazası hakkı; ırzın, şeref ve namusun korunmasını ve sağlıklı nesiller yetiştirilmesini temin için ortamın hazırlanması, ailenin korunmasıdır. d. İnanç hürriyeti; bu hürriyet, 4 unsuru ile birlikte; ifade hürriyeti, öğrenim hürriyeti, örgütlenme hürriyeti, inandığı gibi yaşayabilme ve ibadet hürriyetidir. e. Mülkiyet hakkı; herkesin mal ve mülk edinebilme hakkıdır. f. Ve diğer bilinen temel insan hakları hürriyetleri; seyahat, iş tutabilme, meslek seçebilme gibi haklardır. Özetle İslam, her insanın onurunu, namusunu, özgürlüğünü, dinini, malını, canını, geçimini ve işini teminat altına alır. İnsan hakları konusunda İslam tektir, bu konuda ve her konuda İslam’ın yerini hiçbir şey tutamaz.

TANITIM

İslam’a iman etmiş müminlerin en temel görevlerinden birisi de İslam’ı tanıtmaktır. İslam’ı İslam düşmanı Batılılar ve Siyonizm yanlış tanıtıyor. Fert ve Topluma İslam ile hiçbir saadete ulaşamazsınız, Yahudi ve Hıristiyan olun ki saadet bulasınız diyorlar. Bu olay Kur’an’da şöyle anlatılır. Bakara 135: “Yahudiler ve Hristiyanlar; ‘Yahudi ya da Hristiyan olunuz ki, doğru, hak yolu bulmuş olasınız’ dediler. Sen de; ‘hayır, Hanif olan, Hakka ve tevhide yönelik İbrahim’in dininde, İslam’da birleşelim. Hiçbir zaman o, ilahlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah’a ortak koşan, gizli şirk yaşayan, başka otoriteler de kabul eden müşriklerden, putperestlerden olmadı’ de.” İslam’ı din ve adil düzen olarak mükemmel bir şekilde tanıtmak Millî Görüşçülerin temel görevidir. Bu görev yapılmadığı zaman, insanların İslam’a yönelmeleri mümkün olmaz. Tebliğ ve davet çalışmaları güçlü bir tanıtım ile desteklenmez ise, görev ve sorumluluğun altında kalınır. Tanıtmanın nihai hedefi; bu iş İslamsız olmaz kanaatini bütün beyinlere kazımaktır. Millî Gazete ve TV 5, bu tanıtmanın en güçlü iki ayağıdır. Saadet Partisi başta olmak üzere bütün MİLKO’lar, bu tanıtmayı yürütecek kadrolardır. Saadet Partisi’ni mücerret bir siyasi parti olarak görmemek gerekir. Millî Görüşün tek temsilcisi Saadet Partisi, başka hiçbir partiye benzemez. Hakkı üstün tutan bir hareketle, kuvveti üstün tutan zihniyet mensuplarının konumu, elmas ve yakut taşı ile diğer taşlar gibidir. Bu manayı Erbakan Hocamız; “Biz ve diğerleri” olarak ifade etmiştir. Genel Başkanımız Temel Bey ise, bu gerçeği; “Biz farklıyız, Türkiye’nin meselelerini Saadet Partisi’nden başka hiçbir parti çözemez” sözüyle ifade etmektedir. Saadet Partisi, bir eylem ve ıslah kuruluşudur. Selam hidayete tabi olanlara…