Bismillahirrahmanirrahim;
Alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamd, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Hüküm; Allah’ındır. Ah, bütün insanlar bunu bir idrak edebilseler! Hak, Allah’ın peygamberleri aracılığı ile insanlar bildirdiği hak ve adalet ölçüleri ve hükümlerdir. Allah’ın bildirdiği bu hakkı gizlemek büyük bir vebaldir. Bakara 42: “Bildiğiniz halde, bile bile hakkı gizlemeyin.” Al-i İmran 71: “Ey kitap ehli; neden hakka batılı karıştırıyor ve bile bile hakkı ve gerçeği gizliyorsunuz?” Bakara 174: “Allah’ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip onu az bir paha ile değişenler yok mu, işte onların yiyip de karınlarına doldurdukları, ateşten başka bir şey değildir. Kıyamet günü Allah ne kendileriyle konuşur ve ne de onları temize çıkarır. Orada onlar için can yakıcı bir azap vardır.” Al-i İmran 187: “Allah, kendilerine kitap verilenlerden, ‘Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz’ diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alışveriş ne kadar kötü!” Muaz bin Cebel ve bazı sahabeler, Yahudi bilginlerinden bir gruba Tevrat’taki bazı hükümleri sordular. Yahudiler bu bilgileri gizlediler ve haber vermekten kaçındılar. Bunun üzerine şu ayetler nazil oldu. Bakara 159-160: “İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti, biz kitaptan insanlara açıkça belirttikten sonra gizleyenler var ya; işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet edebilenler lanet eder. Ancak tövbe edip, durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıklayanlar başkadır. Onları bağışlarım; çünkü ben tövbeyi çok kabul eden ve çokça merhamet edenim.” Ayet-i kerimenin hükmü, yalnız Yahudileri değil; Allah’ın ayetlerini gizleyen ve şer’i hükümleri açıklamayan herkesi içine alır. Ayetin ifade tarzı genel anlam ifade eder. Ayet, Allah’ın itikat ve düzen olarak razı olduğu İslam’dan olup da yayılmasına ve duyurulmasına ihtiyaç duyulan herhangi bir ilmi ve hükmü gizleyen herkesi içine alır. Peygamberimiz buyuruyor: “Kendisine bir ilim sorulup da bunu gizleyen kimseye kıyamet gününde ateşten bir gem vurulacaktır” (Ebu Davud). Hakikat güneşini örten bulutların en yoğunu menfaattir. Âlimlerin ilmi gizlemesi, üzerlerindeki öğretme emanetine hıyanettir. İtikat ve düzen olarak İslami ve ilimleri yaymak veya yayılmasına vesile olmak, insanlığınsaadeti için vaciptir. Şer’i hükümlerden birisini gizleyen kimse, ebedi lanete uğrar. Kur’an ilimlerini gizlemek ve halka öğretmemek, peygamberlerin tebliğ etmekle vazifeli bulunduğu yüce göreve ve âlimlere emanet edilen tebliğ vazifesine hıyanet etmektir. İlmi yaymak ibadet olduğu gibi, onu gizlemek de cinayettir. Bazen hakkı söylemekten dolayı başımıza bir belanın gelmesi, söylememekten dolayı ahirette başımıza gelecek belanın yanında hiç kalır.
ZİLLETİN SEBEBİ
Bu asrın Müslümanları büyük bir zillet içerisindedir. Bunun en büyük sebebi âlim olarak bilinen insanların İslam’ı itikat ve düzen olarak topluma anlatmamalarıdır. Âlimlerin; hak-batıl mücadelesinde hakkı savunan topluluğun aktif unsuru olmaması, Müslümanları zillete düşürmüştür. Âlim; bilmeyen kalabalığa gerçek ve doğru yolu gösterici olması bakımından; Maide 67: “Rabbinden sana indirilen gerçekleri insanlara bildir” ilahi emrine muhatap olan peygamberin izinde olmak zorundadır. Kur’an; ilmi tevhit ve ameli tevhit olmak üzere iki şey üzerinde yoğunlaşır. Peygamberimiz, bu iki tevhidi sağlamak için gönderilmiş, diğer peygamberlerin daveti de yine bunlar üzerine olmuştur. Çünkü saadet, maddi ve manevi kalkınma, faydalı ilim ve salih amel ile gerçekleşir. Faydalı ilim, Allah’ı bilmek; salih amel ise Kur’an nizamını hayata ikame etmektir. Erbakan Hocamızın dediği gibi; bizim hayatımız iman ve cihat değilse zilletten kurtulmak mümkün olmaz. Günümüzde hayatı iman ve cihat olarak tanımlayan ve Adil Bir Düzen’in kurulması için mücadele eden topluluk, Milli Görüş topluluğudur.
İZZET BULMAK İÇİN
İzzet bulmak için; âlimlere, önderlere ve topluma düşen görev; “İslam Birliği, Adil Düzen ve Yeni Bir Saadet Dünyasını” kurmayı gaye edinmek ve bu uğurda hakkını vererek cihat etmektir. Allah Resulünün bize bıraktığı “Kur’an ve sünnet mirası” ile kalbimizi diri tutmak, böylece fikrimize ve hayat yolumuza aydınlık ufuklar açmaktır. Üzerimize görev olan, imanımızı ve ilmimizi Allah’ın nimeti kabul etmenin gereği olarak, Allah yolunda kullanıp O’na fiili şükrümüzü yerine getirmek, kulluğumuzu kanıtlamaktır. Bir hayat ki, tüm kurumları ile vahyi reddeder, kurumlarını, kurallarını, ilkelerini “batıl batı” tanzim eder ve ilim diye takdim edilen bilim, yalnızca yanlışın aracı olursa, böyle bir toplum ancak belasını bulur. İnsanın övünçle, aldatıcı bir güvenle taşıdığı, dünyada bile pek bir şeye yaramayan diploma ve etiket sadece bir kuruntudan ibaret kalır. Faydasız ilim, faizci kapitalizmin havuzuna su taşıyan alim, artık imha ve intihar etmek için kullanılan bir silah olmuştur. Batıl bilgi ve onun taşıyıcıları, zalimin hamalı, adaletin katilidirler. Onlar; hak nazarında eşkıyadırlar; Adil Düzen yolunu keser, nefsiliğe ve ırkçı emperyalizme köleliğe giden yolları açarlar. İslamsız; Milli Görüşsüz saadet olmaz.
HADDİ AŞMAK
Kur’an ve sünnet insanın koruyacağı sınırlar tespit etmiştir. Bu sınırları aşmak, haddi aşmaktır. Allah, insana övünmemeyi ve haddi aşmamayı emreder. İnsanın kendisini bir şey sanması, büyüklenme duygusuna kapılması, onun yoldan çıkmasını, haksızlık yapmasını kolaylaştırır. Onun için haddini bilmek ve alçak gönüllü davranmak daima tavsiye edilmiş, aksine davranışlar ise yasaklanmıştır. Peygamberimiz buyuruyor: “Allah Teâlâ bana: Birbirinize karşı öylesine alçak gönüllü olun ki, hiç bir kişi diğerine karşı haddi aşıp zulmetmesin. Yine hiç bir kimse, bir başkasına karşı böbürlenip üstünlük taslamasın diye vahyetti” (Müslim). Selam hidayete tabi olanlara…