Hükümetin milletvekiline soruluyor "Yüzlerce kanun teklifini okuyacak zamanınız yok. Okumadığınız kanuna nasıl oy kullanıyorsunuz "
Dürüst Milletvekili cevap veriyor "Filan milletvekilini takip ediyoruz. Eğer o elini kaldırırsa biz de elimizi kaldırıyoruz, o kaldırmazsa biz de kaldırmıyoruz"
Aynı soru muhalefet milletvekiline sorulduğunda "Hükümetin sorumlu milletvekiline bakıyoruz. O kaldırırsa biz kaldırmıyoruz. O kaldırmazsa biz kaldırıyoruz.
Biraz fıkralaştırılmış gibi olsa da siz bunu "Parti başkanına bakarız ona göre hareket ederiz" dediklerini düşünün fıkra olmaktan çıkarıverin.
Halbuki vekillik, bin gözün bir göz olmasıdır.
Bin elin enerjisinin bir elde toplanması ve çelikleşmesidir.
Halifelerin, kralların, şahların, padişahların, cumhurbaşkanlarının, başbakanların, kabile şeflerinin, aşiret beylerinin iki eli, iki ayağı ve bir başı vardır.
Onlarca, yüzlerce, binlerce, milyonlarca başlar ve eller, baş eğerek, oy vererek, alkış tutarak iki ele güç katarlar. Yöneticiler adil olurlarsa sizin ellerinizle adalet dağıtıyor demektir. Eğer zulmediyorlarsa sizin ellerinizle zulmediyor demektir.
Onlar bizim iç dünyamızın dışta görülen halidir.
Onun için Sevgili Peygamberimiz: "Ummâlüküm a mâlüküm"="İşleriniz sizin yöneticilerinizdir" buyurmuş. Bir başka hadisinde ise "Kemâ tekûnû yüvellâ aleyküm"="Nasılsanız öyle idare olunursunuz." buyurmuş. (Taberani den naklen Keşf-ül hafa 2/127)
Bu iki hadisi bize rivayet eden Hasan-ı Basri dir. Bir adamın Haccacı zalimin aleyhinde dûa ettiğini görünce Hasan-ı Basri : "Öyle dûa yapma. Siz birbirinizin aynısınız. Birbirinizden geldiniz. Eğer Haccac, görevden alınır veya ölürse maymunlar veya hınzırlar yöneticiniz olur" dedikten sonra yukarıdaki hadisleri rivayet eder.
Kur an ı Kerim de "İnnellahe lâ yüğayyiru bi kavmin hatt a yüğayyirû mâ bi enfüsihim"="Bir toplum kendini değiştirmedikçe, Allah o toplumu değiştirmez." buyurur. (Ra d Sûresi:11)
İslam a göre bir vekilde aranan şartlardan bazısı şunlardır:
Müslüman olmak,
Hür olmak (beyninde başkalarının kusmuğunu taşımaması ve bedenen esir olmaması, halkın elleri üzerinde yükselirken düşman gözüyle olayları görmemesi),
Yabancı uzmanların akıllarına müracaat etmeyecek derecede akıllı olmak. Çünkü düşmana akıl danışmak, Şeytana cennetin yolunu sormak gibidir.
Deylemi nin (H. 445-509) el Firdevs inde Cabir Radıyellahü anhden rivayet ettiği bir hadisi şerifte Sevgili Peygamberimiz "Lâ testedıyû bi nâr-il müşrikin/ Müşriklerin akıl ışığıyla aydınlanmayın, yani Müşriklere akıl danışmayın" buyurmuş. Bu hadisi Kurtubi Tefsiri nde 4/179 da delil olarak kullanmış. Hadisi, Zemahşeri, elFaik ında, İbn-i Esir in Nihayesi nde Zıya maddesinde nakletmiş.
İçkiyle, parayla, kadınla, makamla ve allı pullu şekerlerle kandırılabilecek çocuk akıllı olmayıp akıllı ve ergin olmak.
Japon, Çin, Amerika veya Rus siyasilerin karşısında küçüklük hastalığına tutulmamak.
Doğuştan getirdiği sevk ve idare kabiliyetini İslami ilimle çağdaşlaştırılarak yönetim yeterliliğine sahip olmak.
Dinine hasım olanların gücü ve silahı ne derece büyük ve çok olursa olsun korkuya düşmeyen bir şecaate sahip olup karşı tedbir almak ve hep güçlünün yanında değil, haklının yanında yer almak.
Seçilen kendisini, seçenlerden farklı görmeyecek, gücünü hep Hak aküsünden aldığını hissedip duracaktır. Aralarındaki Hakk a bağlılık bağını koparıverince enerjisinin kesileceğini hatırından hiç çıkarmayacak. Hakk ın rızası için halkın arasında olacak.
Her kemalin bir zevali vardır. Her çıkışın bir inişi vardır. Çıkarken yanından geçtiğiniz insanlara iyi davranınız. Çünkü inerken yine onlara uğrayacaksınız. Eğer çıkarken iyi davranmazsanız simanıza layık silleyi vururlar. Uzun vadede iyilikten kimseye zarar gelmemiştir vesselâm.