Hakikatin İzinde

Abone Ol

Her insanın bir hakikati var. Her inanış her bakış kendine göre doğrular ya da yanlışlar içeriyor. Yeryüzünde ne kadar insan var ise hemen her biri bir bakışa sahip.

İnsanlık kendine yön verecek öncülere ve önderlere gereksinim duymuştur. Bu işin bir hakikati. Olması gereken.

İnsandan insana fark var; yetenekleri, algıları, sahip olunan bilgi ve düşünce birikimi ile.

Büyük toplulukları belli merkeze odaklayan düşünceler bulunuyor. Bunlar kimi zaman din, kimi zaman ideoloji, kiminde aile ve çevre yapılarıyla gerçekleşen oluşlar. Dinlerle bağlantısı olmayan topluluklar sınırlı bir hayat anlayışı içindedirler. Onları bir medeniyeti olmaz

Medeniyetler büyük düşünce merkezidirler ve geniş kültürel alanları bulunuyor.

Müslümanlar Hz. Âdem ile başlayan ilahi inanış ile belli bir düzlemde ve istikamete yön almış. Peygamberler tarihi ve medeniyeti İslâm merkezlidir. Çünkü her peygamber birer elçidir ve rehberdir.

Müslümanlar bütün peygamberlere iman ederler. Fakat inmiş olan diğer kitaplar bozuldukları, tahrif oldukları için özgünlüklerini yitirmişlerdir. Kitap verilen peygamberlerin kitapları geride kalmadığından din olma özelliklerini yitirmişlerdir. Geriye kimi izler ve izlenimler kalmış sadece. Bu, hem Hıristiyanlık hem Musevilik ve diğer kültürler için geçerlidir.

Müslümanların en önemli şansı ve gücü kitaplarının ve sünnetin kalıcı olması. Değişikliğe uğramaması. Müslümanların için hakikat tektir. Çünkü Kur’an ve sünnet canlı ve hayatın kendisidir. Medeniyetimiz kültürel zenginliklerle güç kazanıyor. Yorum ve izah gücüyle çeşitleniyor. Bununla insanın zihni refleksleri ve faaliyetleri sürüyor.

Müslümanlar hakikatlerini yitirdiler bulandırdılar ve saptılar. Yabancı ruhlara kendilerini kaptırdılar. Doğrularından vazgeçtiler. Düşünme biçimlerini ve yöntemlerini ilkelerini unuttular.

Hakikat; vahiy hakikatidir. Kur’an’dır ve sünnettir.

Yabancı kültürlerin düşüncelerin etkisiyle metafizik giderek hayattan çıkarılıyor. Geriye hakikaten pek bir şey kalmıyor. İlerleyen zaman içinde giderek bir çürüme başlıyor geriye bir şey kalmıyor.

Düşünce hayatımızın özü medeniyetimiz ve ilkeleri giderek hayattan çıkıyor. Çünkü yabancı ruhlar musallat oldu, ya da biz, gönüllü olarak yabancılıklara kapıldık ve razı olduk.

Özümüze dönmek ve ana izleğimizde olmak gibi bir çabadan yoksunuz ne yazık ki.

Hakikatin yeniden bir bütün olarak hayata egemen olması gerekir. İslâm milletinin kendisini bulması gerekiyor. Zaman hızla ilerliyor. Müslümanlar seküler, laik, ırkçı, cumhuriyetçi, Kemalist ve dahası faşizan bir ruha doğru hızla evriliyorlar. Bu, hayatlarına, davranış biçimlerine siniyor ve yansıyor.

Dünyevi olan hayata baskın çıkıyor.

Kişilerin Müslüman görünümlü ve davranışlı olmaları yetmiyor. Kimi ibadetleri eksiksiz yapmaları da. Hakikatin izinde olunmadıkça yapılanların hiçbir anlam ve değeri yoktur.

Yanlış olandan dönmek hakikate doğru gitmeye çabalamak gerekiyor. Mevcut olana razı olmakla hakikate erilemez. Giderek kirli ruh ve dünya içinde eriyor bir başka şeye dönüşüyor.

Cihat hakikat üzere olma mücadelesidir. Bütün yönleriyle. Batının baskınlığı karşısında biz bu hakikatten asla vazgeçemeyiz. Cihat insanın kurtuluşu çabasıdır. Bu hayatın özünü özgün ve örnek yaşamakla olur. Hakikatten ve adaletten asla vazgeçilemez.

Kapitalist liberal bir hayatın davamı içinde olan ve bunun ayakta kalması için çabalayanlar hakikatin izinde olamazlar. Hem bu sistemi koyulaştıracaklar, hem Müslüman görünümlü olacaklar hem de bunu gidermek etkisiz kılmak için hiçbir çaba gösterilmeyecek! O zaman ne kadar Müslüman görünümlü olunursa olunsun hakikatin izinde ve ruhunda olunamaz.

Müslüman hakikatin izinde yolunda ve ruhunda oldukça ancak kendisi olur.