Bu satırları yazarken seçim sonuçları aşağı yukarı netlik
kazanmıştı.
Sanki seçimin kazananı çok kaybedeni yok gibi bir manzara
var ortalıkta.
Kıyamet aşısı olmuş olanlar için yenilgi diye bir şey
yoktur elbette.
Ya aşılanmamış yüreklere ne demeli Zil takıp
oynamadıkları kaldı.
Hakikati kaim kılmak için yola çıkanlar sonuç ne olursa
olsun galiptirler.
Sonuçlar sadece tek dünyalı bir hayata yatırım yapanlar
içindir.
Siyaset de olsa asıl olan yüce gayret, asil çaba ve salih
ameldir.
Amelleri heba olmayacak olanlar niyeti istikamet üzere
olanlardır.
Onlar milletin gerçek meclisi olan gönül dergâhına
girerler.
Hayat böyle parça parça koşulardan ibarettir.
Biri biter diğeri başlar. Koşu bitse de yarış devam eder.
Burada realiteler her şeyi açıklamaya yetmez ve şiirlere
düşer birçok şeyi açıklamak.
Ne diyordu üstat Sezai Karakoç: Biz yangında koşuyu
kaybeden atlarız/Biz kirli ve temiz çamaşırları / Aynı zaman aynı minval üzere
katlarız/Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız .
Siyasiler acelecidir. Hikmet ehlinin sözleri dengeler
onları.
Çok sonralar anlarız yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer
olduğunu.
Siyaset insan yönetme sanatıdır. At bakımından mülhem
seyislerden kapmıştır bu marifeti devlet yönetmeye talip olanlar.
Kimi zaman insanı görmek için bile at gözlüğü taktırır
adama.
Gün gelir devran biter, dönemler kapanır, süreçler sürmez
olur; ama hakikat her daim varlığını sürdürür.
Hakikatin kalabalıklara ihtiyacı yoktur; zira o bütün
zamanlarda iktidardır.
Yeter ki hakkı üstün tutalım ve haklıdan yana olalım.
Kim ki halka hak ettiği şeyi hakça verir, o kişi kaç kişi
olursa olsun iktidardır.
Nefsini yenmeye, egosunu alt etmeye, kapris ve
kompleksleriyle baş etmeye muktedir olan her kişi kendi içinde iktidarı
yakalamış demektir.
Eğer kendimizi bir mensubiyet ve mesuliyet insanı olarak
görüyorsak, yaptığımız işi en iyi şekilde yapmak, hedeflediğimiz noktaya
sabırla yürümek iktidara giden yol demektir. Bir çiviyi duvara çakabilmek için
ona çekiçle bir kez vurmak yetmez; ısrarla tekrar ve tekrar aynı noktadan
defalarca vurmak gerekir.
İlk vuruşta çiviyi duvara çakmakta başarısız olanların
yılgınlığı, hedefleri değil hevesleri olanların düşebilecekleri bir
yılgınlıktır.
Heves mesuliyet insanı olma aşamasına ulaşamamış kişinin
içinde kıvranan çocuk gibidir.
Hedef mesuliyet insanının ömrü ile mukayyet bir yürüyüşün
ideallerle desteklenmiş şeklidir.
İnsanoğlu seçtiklerinin mahsulüdür.
Neyi seçiyorsanız biraz o sunuzdur gerçekte.
Seçtiklerinizden mesulsünüz, tercihlerinizle aklınızı
dışarıya vurmuş olursunuz.
Önünüzde bir sürü seçenek olduğuna bakmayın, gerçekte
insanın önünde her zaman iki yol vardır. Biri hak, diğeri bâtıl.
İki seçenekten hangisinin hak ve hangisinin batıl
olduğunu nasıl anlayacaksınız
Elbette siyasetle değil, hakikatle.
Tercihini yanlış yapan kişi tefrik melekesi yerinde
olmayan kişidir.
Siyaset Uhut la nohut arasında, nohudu seçmekte beis
görmez.
Ama hakikat için nohut değil korunup kollanması gereken
Uhut tur asıl olan.
Hayat bütün hızıyla sürüyor ve yaşamak denilen şey bizi
hâlâ ciddiye aldığına göre seçim bitmiş sayılmaz.
İster mesuliyetinizin gerektirdiği şeyi, ister nefsinizin
ve canınızın çektiği şeyi.
Önünüzde iki seçenek var, ikisine de elinizi uzatsanız
ulaşacaksınız, seçmek size kalmış: ister Uhut, ister nohut!