Bugün yapılan her açıklama bir geleneğin, bir alışkanlığın, bir rutinin icrasından ibaret kalıyorsa nasıl heyecan duyalım? Verilen her vaat, dostlar alışverişte görsün, laf kalabalığı ya da sahada top çevirme gayesiyle gerçekleşiyorsa nasıl heyecanlanalım? “Müjde”lenen her konuda ulaşılamaz hedeflere, masalımsı vaatlere rastlanılıyorsa nasıl umut bağlayalım? El atılan her sorunda, açıklanan hedeflerle hayal tacirliği, umut simsarlığı yapılıyorsa nasıl razı olalım? Bu durumu tahlil etmek adına Amerikalı yazar ve akademisyenRalphKeyes’in kaleme aldığıHakikat Sonrası Çağ,toplumsal refleksler haline gelen yalanın ve aldatmanın siyasal, sosyal ve iletişimsel alanını gözler önüne seriyor.
Kültür endüstrileri, siyaset, tarih yazımı ve medya genelinde hakikatin ve dürüstlüğün yaşadığı değer kaybını eleştiren yazar, “yalanın tüm dünyada artan kabulünün” nedenlerini araştırıyor. Yalan ve aldatmanın gündelik toplumsal refleks haline geldiği günümüzde “büyük ikramiyeler” heyecan vermiyor. Yalan olduğu bilinen “müjdeli haberler ” onaylanamıyor. Suçlu ise cezalandırılması, suçlu değilse sandıkla geldiği için sandıkla gitmesi gerekenlerin görevden alınması gönüllerde “meşruiyet” kazanmıyor. Bu sebeple hiçbir beyan karşılık bulmuyor, hiçbir hedef motive etmiyor. Bu yüzden hakikat sonrası çağ heyecan vermiyor!
Gerçeklerden çok kanaat ve duygular belirlemeye başlandığı günümüzde, toplumsal yaşamımızı radikal biçimde şekillendirmeye başlayan bu eğilimin yükselişini ve tehlikelerini görmezden gelenler, dürüstlüğü yeniden kazanabilme derdi çekmeyenlerdir. Yapılan sadece “zeki insanlar olarak, suçluluk duymadan paçayı kurtarabilmek için gerçeği örtbas etmeye gerekçeler bulunması”dır. Yöneticilerin vaatleri ile eserleri arasındaki makas sürekli arttıkça, “ eşek ölür semeri kalır, insan ölür eseri kalır” sözü daha da bir anlam kazanıyor.
Ülkelerin gerçek fotoğrafı ile ekranlara yansıyanlar farklılaştıkça yöneticilerin “amel defteri”nin önemi daha da iyi anlaşılıyor. Verdiği sözleri yerine getirmiş olmanın güveniyle hareket etmek varken, gerçekleşmeyecek yeni hedefler verildikçe atalarımız bir kez daha haklı çıkıyor: Halep oradaysa arşın burada! Bu ülke; popülist siyaset anlayışı, plansız, programsız, hesapsız ve kitapsız vaatler, gündelik politikalar, gelecek vizyonundan ve kaygısından uzak uygulamalar nedeniyle çok ağır faturalar ödemiştir, maalesef ödemeye devam ediyor.