Seçimler yaklaştıkça siyasi rekabetin artması ve kullanılan dilin keskinleşmesi anlaşılabilir bir durumdur. Ancak, alt tarafı siyasi bir yarış olan seçimleri, yine bir “bağımsızlık”, “ölüm-kalım”, ve hatta “düşmana karşı savaş” atmosferine sokan bir siyasi dil ve üslup söz konusu.
Siyasi iktidar, yıllardır bilhassa uyguladığı bu ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı ve düşmanlaştırıcı dili, kaybetme ihtimalinin kuvvetle belirmesi üzerine çok belaltı ve seviyesiz bir noktaya taşımış durumda. Kendilerine oy vermeyen insanlara edilmedik hakaret, atılmadık iftira bırakmamak, özünde bir siyasi rekabet olan seçimler için değer mi acaba? Bu ülke insanı, her kesiminden insanlar birlikte gelecekte de bir arada yaşamayacak mı, yüz yüze bakmayacaklar mı, bu sorumsuzca ve ilkel siyasi dil fitne anlamına gelmiyor mu?
Elbette ki, kullanılan bu siyasi dil ve üslup, münferit olarak düşünülmemeli. Siyasi iktidar, bu tavrı ve üslubu gayet bilinçli bir propaganda vasıtası olarak uyguluyor ve öyle anlaşılıyor ki bu dil ve üslup nedeniyle toplumun birbirine karşı nefret ve düşmanlık besler hale gelmesinden de zerrece bir vebal ve sorumluluk hissedilmiyor.
Son birkaç günde iktidar kanadına mensup isimlerin sarf ettikleri sözlere kısaca bakılsa bile “başkası adına utanmak” hissiyatına kapılmamak elde değil.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “ Millet İttifakı, terör örgütleri tarafından destekleniyor” açıklamasında bulunmuş mesela. O halde, bu ittifakı destekleyecek olan milyonlarca insan da “terör destekçisi” oluyor demek! Bu ifade için özür dilemesi bile yetmez normalde ama Türk siyasetinde bu da unutulup gidecektir maalesef. Bozdağ ayrıca, seçimlerde ülkenin geleceğine karar verileceğini ifade ederek, “14 Mayıs akşamı ya şampanya patlatıp kutlayanlar olacak ya da alnını secdeye koyup hamdedenler olacak” ifadelerini kullandı. “Kendileri hangi grupta yer alacak acaba?” diye bir soru sorulsa muhtemelen alınır, gücenir ama bu ülkenin kendilerine oy vermeyen insanları için böylesi bir ifadeyi kullanmaktan çekinmiyor “iktidar elden gitmesin” uğruna.
Döneminde Türk halkının 30 liraya soğan aldığı, daha doğrusu alamadığı Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci de “terör” masalları anlatanlardan.. “Terör örgütleriyle iş tutanların neler yapabileceği açık ve aşikar” diyen Kirişci, “Burada zihniyet olarak milli ve yerli olan bir Cumhur İttifakı ile milli ve yerlilikle hiç alakası olmayan ülkeyi bölmek ve ülkeyi parçalamak isteyenlerin bir mücadelesinin olacağını, olduğunu bunu görmek lazım” şeklinde müthiş(!) bir tespitte bulunmuş. Bu muhteşem(!) tespitlerinin keşke sorumlu olduğu sahada ve bakanlıkta da yapsaydı da halk tarım ve hayvancılık ürünlerine uzaktan bakmak zorunda kalmasaydı. Tarım Bakanı kendinden o kadar emin söylüyor ki “muhalefet partilerinin ülkeyi bölmek ve parçalamak istediğini”, sarf ettiği bu absürd şeylere kendisi bile inanmış olabilir son tahlilde. İşin acı tarafı ise, halk olarak bu türden akıl mantık dışı ifadelere, “siyaset” başlığı altında maruz kalmamız!
AKP Genel Başkanvekili Binali Yıldırım işi daha da ileri götürüyor ve “Bu seçim, işgalcilere karşı istiklal mücadelesi seçimidir. PKK’yı, FETÖ’yü meşrulaştırmaya çalışanlara karşı milli liderin seçimidir” deyiveriyor. “İşgalciler”den kasıt, yine AKP’ye oy vermeyen insanlar anlaşılan o ki.. Ortada hiçbir işaret, beyan, delil vs olmadığı halde muhalefet kesimini PKK ve FETÖ’yle birlikte anabilmek en hafif tabiriyle ayıptır. “İki tane oy fazla alabilmek için buna değer mi?” denebilir ama bir hiç uğruna iptal edilen İstanbul seçimlerini hatıra getirince hak, hukuk, kul hakkı gibi kavramların siyasi ikbalin ve koltuğu bırakmama içgüdüsünün gerisinde kaldığı görülüyor.
Cumhur İttifakına eklemlenen DSP’nin Genel Başkanı’nın sarf ettiği “İnşallah 14 Mayıs’ta vatanımızı küffara teslim etmeyeceğiz” sözleri ise tamamıyla bir hezeyan ve akıl tutulmasının dışavurumudur. Kendi insanına, sırf kendi siyasi ikbali ve menfaatine razı gelmiyor diye her türlü hakareti edebilme ve her türlü iftirayı atabilme diye bir özgürlük olmadığı gibi bu büyük bir vebal ve kul hakkıdır. Ancak siyasi iktidar, bu tip kavramları anlaşılan o ki pek de önemsemiyor. Kendi insanına hakaret eden ve iftira edebilen bir siyaseti de görmeseydik keşke.