Ortadoğu'da ateşkes umutları yeşermeye çalışırken, Ankara'dan küresel dengeleri sarsacak o çok kritik uyarı geldi. Güney Kore'nin önde gelen yayın organlarından JTBC'ye konuşan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, savaşın görünmeyen yüzüne ışık tutarak bölgesel kaosun asıl sorumlusunu açıkça işaret etti. Milyonların gözü kulağı diplomatik masaya kilitlenmişken, Fidan'ın verdiği bu net mesajlar dünya başkentlerinde adeta deprem etkisi yarattı.
BARIŞ MASASINA İSRAİL BOMBASI
Bölgedeki çatışmaların sona ermesi konusunda umutlu olduğunu vurgulayan Bakan Fidan, süreci baltalayan asıl aktörün niyetlerini deşifre etti. Fidan, barışın önündeki o büyük engeli şu sarsıcı sözlerle kaydetti:
"Ne kadar zor olursa olsun, çatışmanın sona ermesi konusunda iyimserim. Çünkü dediğim gibi, her iki taraf da farklı zorluklarla karşı karşıya, ancak aynı sonucu istiyorlar. Bildiğiniz gibi, hem Amerikalılar hem de İranlılar savaşın sona ermesini istiyor. Ancak burada savaşın başlatıcısı olan üçüncü bir taraf var: İsrail. İsrail şu anda, ABD ve İran arasında şu anki haliyle yapılacak herhangi bir anlaşmanın kendi çıkarlarına uygun olmadığını düşünüyor. Bu yüzden müzakereleri rayından çıkarmak veya sabote etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Bence uluslararası toplum, barış müzakereleri söz konusu olduğunda İsrail'e baskı uygulayarak onu uslu durmaya zorlamalı"
Uluslararası kuralların kimseye ayrıcalık tanımayacağının altı çizilirken, o sert duruş ajanslara şu şekilde yansıdı:
"Bence en önemli diplomatik koz, geçen yıl Genel Kurul’da Filistin Devleti’nin tam üyeliği konusunda yapılan oylamada görüldüğü gibi, tüm uluslararası toplumun tutumudur. 157 ülke Filistin Devleti lehinde oy kullandı. Bu bize bir şey söylüyor. Ve biliyoruz ki tüm uluslararası toplum, Gazze ve Filistin'deki soykırıma şiddetle karşıdır. Dolayısıyla bence bu duruş, bu tutum, İsrail'e baskı yapmak için bir koz olarak kullanılmalıdır, çünkü İsrail uluslararası kurallardan, normlardan, düzenlemelerden ve etik kurallardan muaf tutulmamalıdır. Dolayısıyla, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, diğer bazı bölgesel ve uluslararası kuruluşlar ve topluluklar ile ulus devletler bir araya gelip İsrail'e aynı şeyi söyleyebilirse, eğer İsrail buna karşı önlem almazsa eyleme geçerlerse, bence yüzde yüz başarı şansımız olacaktır"
İsrail'in yayılmacı politikasının sadece Ortadoğu'yu değil tüm dünyayı ateşe attığını belirten uzman isim,
"İsrail’in bölgedeki tutumu ve bunun sonucunda ortaya çıkan yayılmacılık ve işgal politikası ile halkları yerinden eden savaşlara neden olması, sadece bölge için değil, İran’a yönelik saldırıda da görüldüğü gibi, tüm dünyayı etkileyen büyük riskler doğurmaktadır. Dolayısıyla enerji güvenliğinden kitlesel göçe, terörle mücadele meselelerine kadar her türlü sorun, İsrail’in bölgedeki dış politikasının bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu teşhis neredeyse herkes tarafından paylaşılmaktadır. Dolayısıyla, bölgesel ve uluslararası toplumun, İsrail’in bölgedeki yayılmacı politikalarını gerçekten durdurmak için gerekli önlemleri alması gerektiğini düşünüyorum"
Soykırım yapanların tüm dünyadan izole edilmesi gerektiğine dikkat çekilen o net çıkış ise şöyle verildi:
"İsrail, geçmişte Holokost'a maruz kalmış olmanın bir dokunulmazlık sağladığını düşünüyor. Kendilerini istisnai bir konumda görüyorlar. Bence bu bir yanılsamadır. Kim soykırım yaparsa yapsın, onu suçlamalı, adını ortaya çıkarmalı ve utandırmalıyız. Eğer dünyanın geri kalanından izole edilirlerse, bence kendileri de şu soruyu soracaklardır: "Neden izole ediliyoruz?". Ve normal davranmaya başlayacaklardır. İnsanları, masum insanları, kadınları ve çocukları öldürmeyi bırakın, Gazze halkının gıda, ilaç ve barınağa erişmesine izin verin, diğer ülkeleri işgal etmeyi bırakın ve ardından bölgesel ülkelerle güvenlik konularında bile iş birliği yapmaya başlayın. Kendi güvenlik sorunlarınız varsa, bölgenin geri kalanıyla iş birliği yapmaya başlayın. İyi niyet, iyi inanç ve bölgeyle iş birliğine dayalı kendi gerçek ilişkilerinizi kurmaya başlayın. Bu bölgemizde büyük ve acil bir sorundur"
KÜRESEL KITLIK TEHLİKESİ KAPIDA
Küresel ticaretin can damarı konumundaki Hürmüz Boğazı'ndaki kriz de röportajın en kritik satır başlıklarından biri oldu. Boğazın bir süre daha kapalı kalması halinde Afrika kıtasının açlıkla sınanacağı ifade edildi.
"Biliyorsunuz, geleneksel olarak ABD ile İran arasındaki görüşmeler her zaman nükleer meseleler etrafında dönmüştür. Mevcut durum nedeniyle, ilk kez başka bir konu daha acil hale gelmiş ve nükleer meselelerden daha önemli bir konuma yükselmiştir: Hürmüz Boğazı’nın durumu. Hürmüz Boğazı birkaç ay daha kapalı kalırsa, bazı raporlara göre Afrika'daki bazı ülkeler gerçekten gıda kıtlığıyla karşı karşıya kalacak. Sonuç olarak, bu herkes için küresel bir kabustur. Bu nedenle her iki taraf da Hürmüz Boğazı'nın açılmasına odaklanıp ardından nükleer müzakerelere geçmeye çok istekli"
"Aslında Cumhurbaşkanımızın bu konuda ilkesel bir tutumu var, ancak bazen örneğin Rusya-Ukrayna savaşında olduğu gibi arabuluculuk yapmaya çalıştığımızda kendimizi benzer bir durumda buluyoruz, burada da durum aynı. Savaşan taraflar bir çözüm üzerinde anlaştığında, o çözümün bir parçası olabileceğimizi düşündüğümüz veya o çözümü kolaylaştırmamız istendiğinde, yardım etmeye hazırız. Dolayısıyla, eğer taraflar arasında bir anlaşma sağlanırsa veya bizden mayın temizleme sürecine katkıda bulunmamız istenirse bunu memnuniyetle yaparız."
Diğer yandan gündemi sarsan ABD-İran mutabakatına dair yürütülen trafiğe ilişkin,
"Ben iyimserim, çünkü her iki tarafla, arabulucu Pakistan ve bölgedeki diğer bazı ilgili taraflarla düzenli istişareler içindeyim. Onların bir mutabakata, bir anlaşmaya varmalarına yardımcı olmak için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Bununla birlikte, bazı teknik ayrıntılar olduğunu da biliyorsunuz. Nihai teyit konusunda ise, her iki tarafın da ilk taslağın son hali üzerinde genel bir mutabakata vardığını düşünüyorum. Umarım çok yakında iyi haberler alabiliriz"
NÜKLEER ENERJİDE DEV İŞ BİRLİĞİ ADIMI
Dışişleri Bakanı Fidan, Türkiye ile Güney Kore arasındaki o sarsılmaz müttefikliğin sadece savunma sanayisinde değil, enerji alanında da dev bir ortaklığa dönüşeceğini müjdeledi. Sinop Nükleer Santrali için Güney Koreli dev şirket KEPCO ile pazarlıkların yeniden başladığı belirtildi.
Fidan, iki ülke arasındaki o tarihi bağı ve enerji projelerini şu ifadelerle duyurdu:
"Bildiğiniz gibi, Kore Savaşı'ndan bu yana Türkiye ve Kore müttefiklerdir ve resmi olarak 2012 yılında iş birliğimizi stratejik düzeye yükselttik. Dolayısıyla kurumsal olarak stratejik bir iş birliği mekanizmamız var. Her geçen yıl, her iki tarafta başa gelen yönetimler, bence her alanda iş birliğini ilerletmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da son 24 yıldır her düzeydeki iş birliğine büyük önem veriyor. Her iki taraf da üst düzey ziyaretler gerçekleştiriyor. Geçen yıl Cumhurbaşkanı Lee Türkiye’yi ziyaret etti. Bence bu, halihazırda var olan iyi ilişkilerimizi daha da ilerletmek için bir dönüm noktası oldu. Her iki tarafın liderleri bir araya gelerek, iş birliğinin düzeyini ve günümüz dünyasının gerekliliklerini gözden geçiriyorlar. Böylece, hangi alanlarda ve nasıl ilişkiler kurmamız gerektiği konusunda güncelleme yapıyorlar. Ticaret, savunma sanayii ve teknoloji alanlarında iş birliğimizin doğru yolda olduğunu düşünüyorum ve küresel zorluklar konusunda da giderek daha fazla fikir ve düşünce alışverişinde bulunuyoruz"
"Her iki taraf da şu anda Sinop Nükleer Santrali konusunda muhtemel bir iş birliğini görüşmeye başladı. Aslında, 2008-9 yıllarında Kore Elektrik Enerjisi Şirketi (KEPCO) ile ileri düzeyde bir iş birliği yapmak istiyorduk. O dönemde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte çalışırken bu proje üzerinde görevliydim. Dolayısıyla ilk tercihimiz KEPCO'ydu, ancak daha sonra bu proje bir sonuca varamadı. Umarız bu sefer ortak projemizi gerçekleştirebiliriz, çünkü Kore teknolojisinin Türkiye'deki nükleer santral inşaatlarında önemli bir rol oynamasını gerçekten çok istiyoruz"
Eski ABD Başkanı Trump’ın Ankara’da toplanacak kritik NATO zirvesine katılımı hususunda da dikkat çeken mesajlar verildi. O beklenti kayıtlara, "Bildiğiniz gibi, ABD Başkanlarının neredeyse her seferinde NATO Zirvelerine katıldığını görüyoruz. Başkan Trump da ilk döneminde tüm zirvelere katıldı, ikinci döneminde de zirvelere katıldığını gördüm. Örneğin, geçen yıl Hollanda’da da katıldı; sanırım bu yıl Ankara’daki Zirveye de katılacaktır" şeklinde yansıdı.
BM Güvenlik Konseyi'nin artık iflas ettiğine değinilerek sistemin baştan aşağı değişmesi gerektiği vurgulandı:
"Biliyorsunuz, bence miras aldığımız mevcut sistem, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında ortaya çıktı. O dönemde Birleşmiş Milletler’e üye 55 ulus devlet vardı. Şu anda Birleşmiş Milletler'e üye 200'e yakın ulus devlet var. Dolayısıyla bence güç parametreleri, güç dengesi, teknoloji, yaşam tarzı, refah, sermaye, dünyada her şey değişti. Dolayısıyla miras aldığımız sistem, insan olarak, ulus devletler olarak sorunlarımızı düzgün bir şekilde ele almamıza izin vermiyor. Bunu Gazze'deki Filistinlilere yönelik soykırım sırasında gördük. Bu nedenle, daha iyi işleyen bir uluslararası sistem oluşturmak için mevcut sistemi gözden geçirmenin zamanı geldiğini düşünüyorum"
"Aslında iş birliği yapma becerimizin eksikliği ya da kendi çıkarlarımızı karşılamak için daha açgözlü olmamız nedeniyle diğer ulus devletleri, dünya nüfusunu ve insanları hayal kırıklığına uğratırsak, insanlığın geleceğine olan inançlarını yitirirler. Bunun insanlığa karşı büyük bir ihanet olacağını düşünüyorum. İşte bu yüzden acilen samimi bir şekilde bir araya gelip bu sorunu çözmek için bir yol bulmamız gerekiyor"
Fidan, röportajı verdiği Seul'den memnuniyetini dile getirerek son değerlendirmesinde "Bana büyük bir misafirperverlik gösterildi. Her seviyedeki Kore yetkilileriyle görüşmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz. Her zaman. Umarım buraya tekrar gelme fırsatım olur" sözlerini kullandı.