Hak ile batıl, doğru ile yanlış

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

Hamdımız âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Cenab-ı Allah’adır. Salâtımız ve selamımız ise Peygamberimiz, âli ve sahabeleri içindir.

Hak; gerçek ve doğru olandır. Batıl ise; yalan ve yanlış olandır. Kötülükler ile mücadele; ferdin, toplumun, siyasetin ve devletin temel görevidir ve kötülükler ile mücadele bir bütündür. Fert ve toplum, kötülükler ile mücadele eder, siyaset ve devlet kötülükleri teşvik ederse, fert ve toplumun kötülükler ile verdiği mücadele netice vermez. Siyaset ve devlet kötülükler ile mücadele eder, fert ve toplum, kötülüklere yönelir ve koşarsa siyaset ve devletin kötülükler ile verdiği mücadele “nasıl iseniz öyle idare edilirsiniz” esası gereği sonuçsuz kalabilir. En müessir güç siyasi güç olduğundan, devletin kötülükler ile verdiği mücadele, çok boyutlu olması halinde başarılı olma imkânı %90 nispetindedir. “Kuvveti üstün tutan zihniyet” kötülükleri teşvik edip yürütürken, “hakkı üstün tutan zihniyet” kötülükler ile mücadele eder.

KUVVETİ ÜSTÜN TUTAN

Kuvveti üstün tutan zihniyetin asıl temsilcileri inkârcı Yahudiler ile müşrik Hıristiyanlardır. Bu zihniyetin işbirlikçi temsilcisi ise, “münafık”lardır. TEVBE 67: “Münafık erkekler ve münafık kadınlar (müminlerden değil), birbirlerindendir. Onlar kötülüğü (faizci düzeni) emreder, iyiliği (adil düzeni) yasaklar ve cimrilik ederler. Onlar Allah’ı unuttular. Allah da onları unuttu. Çünkü münafıklar (din ve düzen olarak İslam’dan kopmuş) fasıkların ta kendileridir.” Cenab-ı Allah bizleri, inkârcı Yahudilerin, müşrik Hıristiyanların işbirlikçisi “münafık”lardan eylemesin.

HAKKI ÜSTÜN TUTAN

Hakkı üstün tutan zihniyeti temsil edenler ise sadece “mümin”lerdir. TEVBE 71-72: “Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği (adil düzeni) emreder, kötülüğe (faizci düzene) engel olurlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resulüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azizdir, hikmet sahibidir.” Cenab-ı Allah, bizleri bu ayet ile tanımladığı samimi sadık müminlerden eylesin. 

İTHAM DEĞİL NASİHAT

Yüce kitabımız Kur’an’ı Kerim itham etmiyor, mümin ve münafık olanları eylemleriyle birlikte tanımlıyor ve tanıtıyor. Deniliyor ki; münafıklar, kötülüğü yani “faizci kapitalist nizamı” emreder ve yürütürler. Müminler ise, iyiliği yani “adil düzeni” emreder ve yürütürler. Bu bilgiyi bildikten sonra bizler ne yapmalıyız? İslam sözünde samimi isek, elbette iyiliği emreden, kötülükten sakındıran şuurlu müminler topluluğunun, teşkilatının bir üyesi olmaya ve teşkilat içinde verilecek görevleri yerine getirmeye çalışmalıyız. Kurtulmanın, saadete ermenin tek yolu budur. Sadıklardan olmadan olmaz. HUCURAT 15: “İman edenler ancak, Allah’a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar sadıkların (samimi Müslümanların) ta kendileridir.” Bir kimse “Kur’an’a ve sünnete” itibar ediyorsa, hakkı üstün tutan yolu bulur ve o yolda yürür. Bazı kimseler diyecekler ki; hakkı üstün tutan topluluk yok ki ona tabi olalım, bundan dolayı “hakkı üstün tutuyormuş gibi yapan bir topluluğa” uyuyoruz ve biz orada hakka hizmet ediyoruz. Bu yanlış yollara sapmak isteyenlerin batıl bir savunmasıdır. Ülkemizde kendisini; hakkı üstün tutan, nefis terbiyesini esas alan, maneviyatçılığı benimseyen topluluk olarak tanımlayan bir Milli Görüş-Saadet Partisi vardır. İnandığı gibi yaşamak isteyen bu topluluk, faiz, kumar, materyalist eğitim, israf ve yolsuzluk gibi kötülükler olmasın, adil bir düzen kurulsun diye yaklaşık 50 yıldır mücadele ediyor. İktidar olduğu dönemlerde çok yaralı hizmetler yapmıştır. Böyle hayırlı bir maziye ve müktesebata sahip bir Milli Görüş-Saadet Partisi niçin görmezden gelinir? Hakkın, haklının tek kapısı Milli Görüş kapısıdır ve bu kapıyı sadece Saadet Partisi tutmuştur. Saadet Partisi; su zannedilen serap değil, çölün ortasında “yeşil vahanın” içindeki sudur. Seraba koşarsan ölürsün, vahaya sığınırsan kurtulursun.

YENİ BİR YIL

Yeni bir yıla yine, Milli Görüş’ün-Saadet Partisi’nin savunduğu “adil düzen” ortamında giremedik. Ya nasıl girdik? Kuvveti üstün tutan zihniyetin kapısını tutmuş muhafazakâr demokrat “AK Parti ve Erdoğan” iktidarının 17 yıldır sebep olduğu tahribatlar ve krizler ile girdik. Bu iktidar sayesinde ülkemiz büyük bir ahlak ve maneviyat krizi içindedir. Materyalist eğitimin ürünü gençlerimiz, artık geleceğimizin teminatı şuurlu gençlik olmaktan çıkartılmıştır. Aile kurumumuz çökertilmiştir. Toprağa dayalı üretimimiz, tarım ve hayvancılığımız öldürülmüş, ülkemiz dışa bağımlı hale getirilmiştir. Gıda güvenliği tehdit altındadır. Helal mi yiyoruz, haram mı, belli değildir. Sanayi üretimimiz tahrip edilmiştir. Bütün üreten stratejik fabrikalar kapatılmıştır. Üreten ülkelerden arabanın, tankın, uçağın gerçeğinin satın alıyoruz, televizyonlar aracılığı ile servis edilen hayal arabalar, tanklar ve uçaklar ile uyutuluyoruz. Yataklı sinemaya ateş püskürüyor, milli kumara, bütçeye konan 117 milyarlık faiz giderine, içkiye, israfa, yol haline gelmiş yolsuzluğa ses çıkaramıyoruz. 2019 yılına; vatandaşı borçlu, esnafı, sanayicisi, devleti borçlu bir ülke olarak girdik. Duydunuz mu, binlerce yıllık devlet geleneğimiz, örfümüz, kültürümüz ölmüş, kanunun yerini talimatlar, meclis’in yerini saray, 80 milyonun iradesini bir kişi almış diyorlar… Diyorlar işte… Adalet… İbni Haldun: “Adaletsizlik medeniyeti mahveder. Zulüm, ümranın harap oluşunun habercisidir” demiş. Bilinmelidir ki, Türkiye bu duruma; haramlar, kötülükler ve zulüm üzerine bina edilmiş “hile rejimi ve faizci kapitalist düzen” uygulamaları sonucunda gelmiştir. Türkiye’de çare iktidar değişikliği ile birlikte bir zihniyet değişikliğindedir. Çare Milli Görüş zihniyeti ve Saadet Partisi iktidarıdır. AK Parti ve Erdoğan’ın alternatifi yoktur diyenler, bilmelidirler ki Milli Görüş’ün ve Saadet Partisi’nin yerine “AK Parti ve Erdoğan” ikame edildiği için ülke bugün bu durumdadır. Yaşadıklarımız sadece; batılı hakkın yerine ikame etmenin perişanlığıdır. Selam hidayete tabi olanlara…