Hak gaspı varken şıklık yarışı olmaz!

Abone Ol

Kişi temel hak ve hürriyetlerinin yerleşmediği, bu sebeple de birtakım keyfi nitelendirmelerle bazı temel hakların ihlal edildiği, hatta "Ben böyle istiyorum" yaklaşımı ile gasp edildiği ortamda tartışmaları getirip "şık olup olmama" yaklaşımına dönüştürmeyi anlamakta zorluk çekiyorum. Çünkü böyle bir yaklaşım şık olsun diye kişi temel hak ve hürriyetlerinin bir süre daha gasp edilmesine göz yummak anlamına gelir. Bunun da mantığı yoktur. Hiç bir gerekçe ile şıklık temel hak ve hürriyetlerden daha önemli olamaz, böyle bir yaklaşımın savunulması da mümkün değildir. Ne var ki ülkemizde taşlar yerinden oynadığı için artık öncelikler sıralamasını da şaşırmış durumdayız.

Aslında Kuzey Irak taki PKK kapmalarına karşı yürütülen bir harekat ve her gün şehitlerimizin cenazelerinin geldiği bir sırada tüm dikkatimizi bu noktaya yöneltmek gerekiyor. Bunu biliyorum. Zaten tüm dikkatimle de Kuzey Irak taki gelişmeleri takip ediyorum. Ancak yıllardan beri kangren olmuş bir meselenin kısmen çözüme kavuştuğunu düşündüğümüz bir noktada özellikle bazı rektörler ile YÖK üyelerinin işi gövde gösterisine ve meydan okumaya dönüştürmüş olmaları karşısında ister istemez konunun üzerinde insan durmak ihtiyacı duyuyor.

Bize göre başörtülülerin kamusal alana giremeyecekleri, hizmet veremeyecekleri şeklindeki bir dayatma  -dayatma diyorum çünkü ortada başörtüsünü yasaklayan ne bir Anayasa ne de yasa vardı- sergilenmiştir. Sanki yasa ve Anayasa hükmü gibi algılanmış ve yıllardan beri başörtülüler bir temel haklarını kullanamaz duruma düşürülmüşlerdi. Böyle bir haksızlığın giderilmesi için yapılan anayasa değişikliğinin Cumhurbaşkanı Gül tarafından imzalanıp Resmi Gazete de yayınlanmasının ardından YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan "Türbanlı öğrenciyi üniversitelere alın" açıklamasının ardından bir anda ortalık karıştı. Yıllardan beri başörtülüleri okullara almayan dayatmacılar bu defa da YÖK Başkanı na meydan okumaya başladılar.

Tüm bunlar artık yadırgamadığımız ve bildiğimiz gelişmeler. Ne var ki, bu arada başörtüsü yasağının kaldırılması için Anayasa da değişiklik yapan iki partiden birisi AKP den gelen bir açıklama bizi daha çok şaşırttı. Buna göre YÖK Başkanı nın, YÖK Yasası nda değişiklik yapılmadan "Baş örtülüleri alın" şeklinde bir açıklama yapması "Şık" olmamış..

Halk arasında böyle bir tavra "Buyur buradan yak" derler..

Ortada bir hak gaspı varken bazılarının bu gaspın giderilmesi için atılan adımı şık olup olmamak şeklinde değerlendirmeleri ne hazin bir yaklaşımdır. Bir yandan bir yasağı kaldırma gayreti içindeyken öbür yandan bu yasak biran evvel kaldırılsın diye gayret gösteren YÖK Başkanı nın yaptığı işin şık olmadığını söylemek suretiyle baş örtüsü karşıtlarına malzeme vermiş olmak bir çelişki değil midir

Bir hak ihlalinin ortadan kaldırılması için gayret göstermek ne zamandan beri kişi aleyhine değerlendirilir oldu

Tekrar ediyorum başörtüsü yasağının hala devamını savunanları anlıyorum. Onlar koydukları yasağın sürmesinden yanalar. Bunun şaşılacak bir yanı yok. Ama yasağın kaldırılmasını isteyenlerden bazılarının olayı defileye dönüştürüp şıklık yarışına girmeleri olayın ciddiyeti ile bağdaşmıyor.

Bu arada bazı çevreler de Anayasa Mahkemesi kararının beklenmesi gerektiğini savunuyorlar. Biliyoruz ki Anayasa değişikliği ya da yeni bir yasal düzenleme Cumhurbaşkanı nın onayından geçip Resmi Gazete de yayınlandığı andan itibaren yürürlüğe girer. Yani bir yasal düzenlemenin yürürlüğe girmesi ile Anayasa Mahkemesi ne yapılan müracaat farklı iki konudur.

Ne var ki her alanda olduğu gibi ülkemizde tüm kurallar ve hükümler bazılarının keyfine göre yorumlanıyor ve sıkıntı ya da kaos bundan çıkıyor. Kaosun sebebi yasal düzenlemeler değil, dayatmalardır.