Hak davada kararlılık: Hicret yürüyüşü

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

Muharrem ayındayız. İki gün önce, Allah Resulü’nün (sav) Mekke’den Medine’ye hicretlerinin 1439. yıldönümüydü. Hicret, İslam’ın sabır döneminden aksiyona geçtiği muhteşem bir olaydır. Allah yolundaki fedakârlık ve kararlılığın zirvesi; Hicri tarihin başlangıcıdır.

İslam üstündür; ondan üstün bir şey yoktur. Çünkü kaynağı ilahidir; Allah yapısıdır. Allah katında insanın değeri İslam’a olan nispetiyle ölçülür. İslam, mensuplarının zillet ve esaret içinde yaşamalarını istemez. Özgürce, şerefle varlıklarını sürdürmeye, inandıkları ölçülerle bir dünya kurmaya teşvik eder.

İslam, tavizsiz ve pazarlıksız bir hayat tarzıdır. Mümin bilir ki, Rabbimiz, gönderdiği Kitap’la en doğru, en iyi, en güzel hayat şeklini sunmuştur insanlığa. İslami değerlerden taviz verilemez. Müşrikler, Allah Resulü’ne (sav), davasından vazgeçmesi karşılığında başkanlık, servet, kadın gibi dünyalıklar teklif etmişlerdi de şu tavizsiz cevabı almışlardı: “Siz ne diyorsunuz? Bir elime ayı, diğer elime güneşi verseniz bile davamdan vazgeçmem.”

İşte, hicret bu kararlılıktaki manadır. Müslümanlar alay, hakaret, işkence, şiddet, ambargo gibi nice engel ve zorluklarla karşılaştılar ama inançlarından, İslami hayatı yaşamaktan kesinlikle vazgeçmediler. Uygun mekânlarda İslam’ı yaşama çareleri aradılar. Önce Habeşistan’a, sonra Medine’ye hicretin amacı budur.

Asrın büyük dava adamı söz konusu tavizsizliği yaşayarak gösterdi: “Biz inandığımız davaya koşarak gideriz. Buna gücümüz yetmezse yürüyerek gideriz. Buna da gücümüz yetmezse sürünerek gideriz ama, asla vazgeçmeyiz.”

MEDİNE’YE HİCRET

Medineliler Efendimizle (sav) ilk buluşmayı Akabe Tepesi’nde gerçekleştirdi. Allah Resulü (sav) onlara ilk görevlerini hatırlattı. Medine’ye giderken Ashab-ı Suffa’da yetişmiş, Mus’ab bin Umeyr’i (ra) İslam davetçisi olarak götürdüler.

Mus’ab (ra) Allah Resulü’ne (sav) en çok benzeyen sahabeydi. Güzel yüzlü, tatlı sözlüydü. Allah Resulü’nün (sav) elçisi olarak Medine’deki tüm evleri tek tek ziyaret etti. Allah’ın son hak dini ve Peygamberini anlattı. Onları İslam’a davet etti. Bir yıl dolmadan Medinelilerin çoğu Müslüman oldu. Bu olay, İslam’ın tebliği için davet ve davetçinin önemini ortaya koymaktadır.

Medineliler ertesi yıl 70 kişiyle buluştular, Akabe Tepesi’nde. Allah Resulü (sav) ve sahabelerini, birlikte yaşamak için Medine’ye davet ettiler.

Sahabe hicrete başlasa da Allah Resulü (sav) Allah’tan izin bekledi. Bu arada Mekkeliler O’nu öldürmek için Efendimiz’in (sav) evini kuşattılar. Allah Resulü (sav) cana kastedilme noktasına kadar Mekke’yi terk etmedi. O gece vahiyle hicret izni çıktı. Allah Resulü (sav) elindeki emanetleri sahiplerine verilmek üzere Hz. Ali’ye (ra) teslim etti. Zor ve sıkıntılı zamanlarda bile emanet konusunda hassasiyet gösterilmeliydi.

Hz. Ali’nin (ra) Efendimiz’in (sav) yatağında yatması ölümü beklemek gibiydi. Geleceğin Hayber Fatihi içinse gül bahçesi.

Güvenlik için Sevr Mağarası’na sığınan Allah Resulü (sav) ve Hz. Ebubekir’i (ra), Rabbimiz güvercin yumurtası, örümceğin ağ örmesi gibi çok zayıf sebeplerle koruyor; yolunda olanları yolda bırakmıyordu.

KARDEŞLİK ZİRVEDE

Mekke’den Medine’ye hicret edenlere Muhacir; Medinelilere de Ensar deniyor. Allah Resulü (sav) onları birbirine kardeş yaptı. Ensar, muhacirlere ev ve mallarını göstererek, “Kardeşim, yarısı senin, yarısı benim” diyordu. Mal ve mülk insanı Allah’a ulaştırma aracı olarak kullanılmalıydı. Her şey İslam içindi. Bundan sonra el ele verip İslam’ı birlikte yücelteceklerdi. Medine’de İslam tarihinin en ideal kardeşliği oluştu.

Allah, Peygamber ve sahabelerin şahsında İslam’ın fedakarca yaşanma şeklini gösteriyordu. O, Peygamber’i bize örnek olarak göndermişti. Bütün problemlerimizi O’na uyarak çözecektik.

Allah Resulü (sav) görevlerimizi hatırlatıyor: “Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez; yardımsız bırakmaz; düşmana teslim etmez.” (Buhari)

Hicretteki kardeşliği örnek almalıyız. Nasıl da kenetlenmişlerdi birbirlerine. Dünyanın fani olduğunu kavramışlar; “Allah’ım! Başarı sadece ahiret başarısıdır” diyorlardı. Birbiri için yaşayan insanlar haline gelmişlerdi.

Şimdi sıra bizde! Örneğimiz belli. Bugün Müslümanlar en sıkıntılı dönemlerinden birini yaşıyorlar. Kan ve gözyaşına boğulmuşlar. Reçete ortada. İnancımıza sarılacak, kardeşlerimizle kenetleneceğiz. Sömürgeci güçler azdı; Müslümanları yutmaya çalışıyorlar.

İslam dünyasının yönetici ve âlimleri seferber olmalı. Niçin? Kardeşliğimizin önündeki engelleri kaldırmak için. Müslümanın Müslümanla buluşması için. Öncülerimizin fedakârlıkları ortada. Allah Resulü’nün (sav)… Hz. Ebubekir’in (ra)… Hz. Ali’nin (sav)… Mus’ab b. Umeyr’in (ra)… Diğerlerinin… Problemlerimizin çözümü onları örnek almakta! Şimdi hicretin anlamını kuşanma zamanı!