Hafızamdaki hatıralar!

Abone Ol

Önceki gece UEFA ve Konferans Ligi’nin gruplara kalma rövanş maçları vardı. Gündüz ise Beşiktaş’ın Şampiyonlar Ligi’ndeki grubu ve de rakipleri belli oldu. Düne baktığımızda UEFA Ligi’nde gruplara kalma başarısı gösteren Fenerbahçe ile Galatasaray’ın karşılaşacağı ekipler gruplardaki yerlerini aldı.

Konferans Ligi’ndeki temsilcilerimiz Trabzonspor ile Sivasspor, zor rakiplerle eşleştiklerinden zoru başaramadı ve elendiler. Haaa Trabzonspor’da hem Başkan hem de Teknik Patron aynı kafa yapısına sahip oldukları için belki de “Böylesi daha iyi oldu. Hayırlısı oldu” diyor olabilirler. Daha çok Şampiyonlar Ligi’nde görmeye alıştığımız Kopenhag ise bu kez Yiğidolar’ın dişine göre bir rakip değildi.

Fenerbahçe maçını izlerken, Gustavo uzaklaştırmak için topu ileriye havadan şandel atınca hafızamda hatıralar canlandı. Mallorca-Galatasaray (1-4) biten maça gittim. O zamanlar Taffarel veya Bülent topu ileri böyle ceza sahasına havadan serseri bir top atar, Emre ve Okan topun ineceği yere koşu yapar, ortalığı karıştırır ve Galatasaray golü bulurdu. Gustavo aynı tarz vuruşu yapınca oyuna giren genç Fatih topun ineceği noktaya koşu yaptı. Ben bu tip golleri çok izlediğim için Gustavo topa vurduğunda, Fatih topa koştuğunda pozisyonun gol olacağından son derece emindim. Şimdiki Fenerbahçe’de Galatasaray’ın 2000 yılındaki ışığını görüyorum. Portekizli Hoca, gençleri iyi monte ve motive ediyor.

Galatasaray maçı izlerken de yine Galatasaray’ın yıllar önce Atatürk Olimpiyat Stadı’nda oynadığı ilk maç gözlerimin önüne geldi. Teknik Direktör Fatih Terim, Büyük Kaptan Bülent’e sezon başlamadan önce ilk on birde düşünmediğini, yardımcı olarak düşündüğünü, yedek kalacağını ifade etmişti. Ve Diyarbakırspor ile oynanan sezonun ilk maçında Bülent Korkmaz yedek kulübesinde idi. Frank De Boer ile Tamas o mevkide yer alıyordu. Fakat Galatasaray’ın müdavim ekibi istenilen, beklenilen topu bir türlü yapamıyor, oynayamıyordu. Hakan Ünsal’ın kanadı adeta ilk yarı yolgeçen hanı gibiydi. Durumun önemini anlayan kurt hoca, ikinci yarıya Bülent’i oyuna alarak başladı. İlk yarıdaki Galatasaray gitmiş, çok başka bir Galatasaray gelmişti. İlk yarıda kanadı kevgire dönen Hakan Ünsal, bir tane topa etrafından geçiş izni vermiyordu. Maç 2-1 Galatasaray’ın üstünlüğü ile bitmişti. Daha ilk maçtan puan kaybı yaşamak iyi olmazdı. Benim gördüğümü Terim de görmüştü. Hatta sonra o Eski Açık Sarı Desene belgeselinde hafızalara kazınan o meşhur sözü söylemişti. “Güvendiğim arkadaşlar beni yarı yolda bıraktılar.” Ve Galatasaray’da tüm taşlar daha sonra yerlerinden oynayacaktı. (Konunun bu kısmını da daha sonra anlatırım.)

İşte anladınız mı şimdi, Babel hafif aksaklık göstermiş olsa da kendine atılan toplarla bir şeyler yapmak isteyen Kerem’in neden 46. dakikada yerini Barış’a bıraktığını! Kerem’in attığı paslar biraz öne veya arkaya gittiğinde kimse koşup yetişmek istemedi. Kerem’e kimse pas atmak istemedi. Tabii bunlar benim görüşlerim, beni bağlar. Fakaaattt, “hadi canım sen de” diyenler ise ancak benim külahıma anlatırlar. 45 dakika saçma sapan oyun Barış girince mi düzeldi? Uygulanmayan taktik 46. dakikadan sonra mı işlerlik kazandı! Neticede zaten Helsinki ile Randers’ın temsilcilerimizin rakipleri olmadıklarını ve turu geçen taraf olacaklarını daha önce ifade etmiştik. Mesajlar verildi. Mesajlar alındı. Marcao’nun cezası onandı. Özür dilendi. Artık Galatasaray kendi iç sorunları halledip, gelen isimlerle UEFA Ligi ve sezona yeni sayfa açarak başlamalı. Keza Fenerbahçe de aynı şekilde. Gerçi Fenerbahçe, Galatasaray’dan bir tık önde görünüyor. Daha hazır, daha dinamik, daha gençleştirilmiş bir hava ile oynuyor. Eksik yerlere nokta transferler dışında artık daha dişli, daha güçlü rakiplere ve de sezona yoğunlaşmak gerekiyor.

Gruplara gelince…

Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın rakiplerine ve de diğer gruplara baktığımızda “bundan iyisi Şam’da kayısı” diyoruz.

Sporting Portugal diye yazılmış ve öyle anılmak istiyorlar. Biz onları Sporting Lizbon diye biliyoruz. Benfica ve Porto ile birlikte Portekiz futbolunun önemli isimlerinden biridir. B. Dortmund Alman ekolüdür. Her zaman grup maçlarının söz sahibi takımıdır. Ajax yine Hollanda futbolunun altyapısını oluşturur. Bu grupta her an her şey olabilir. Beşiktaş’ın gücü ve futbolu rakipleriyle mücadele eder niteliktedir.

Fenerbahçe ile Galatasaray’ın rakipleri ise bildiğimiz takımlardır. F.Bahçe, Olimpiakos, Antwerp ve Frankfurt ile G.Saray ise Lazio, Marsilya ve L.Moskova ile eşleşti. Artık kolay rakip yok. Avrupa ve dünya futbolu her geçen gün başka bir yöne evriliyor. Rakiplerinizden çok sizin ne yaptığınız daha önem kazanıyor. İsimler ve transfer dengeleri yerine saha içindeki oyun önem arz ediyor.

Hafızamdaki hatıralara baktığımda daha zor şartlarda daha iyi sonuçlara şahitlik etmişimdir. Üç büyükler Avrupa sahnesinde olacak. Üç büyük camia eğer Avrupa sınavından iyi not alır ise her türlü masaya daha güçlü oturur. Başkanlara buradan duyurulur!