Haçlılar kendilerini yoruyorlar

Abone Ol

Askeri eğitimler genellikle aynı askerlerin bir kısmı düşman

bir kısmı dost diye ayrılarak yapılır.

Silahlarına gerçek mermi koyulmaz ve öğretilen bütün

taktikler uygulanır.

Ama Haçlı orduları, askeri eğitimlerini gerçekleştirirlerken

canlı hedeflere hakiki mermilerle saldırıyorlar.

Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da, İsrail’de, Yemen’de...

Amerikalılar, İtalyanlar, Fransızlar... askeri tatbikatlarını Müslüman

öldürerek yapıyorlar.

Fransa, saldırıya geçtiğinde İslam dünyasının liderleri

ağızlarını açmasınlar diye hemen Amerikalı yetkililer, “Destekliyoruz” diyorlar

ve diğerlerinin ağızlarını kapatıyorlar.

12 milyonluk nüfusa sahip Mali Cumhuriyeti’nde yaşayan

Müslümanların bir kısmı kuzeyde, Cezayir sınırında, geniş bir çölün ortasında,

üç milyon nüfuslu bir İslam devleti kurmuşlar.

Rahatsız olması gereken devlet Mali devleti olması gerekirken

önce Amerika rahatsız olmuş ve uzmanlarını göndererek İslam devletinin

getireceği tehlikeyi Mali yöneticilerine anlatmışlar ve Mali askerlerini harbe

hazırlamışlar.

Ardından Fransa askerlerinin biraz hareketlenmesini ve

hantallıktan kurtulmasını istemişler.

Amerika’da Kızılderili avında, Avusturalya’da Aborjin

avında, Afrika’da yerlilerin imhası avında eğitimli olan devletler, kan kokusu

olmadan yaşayamadıklarından canlı hedeflere saldırmaya başladılar.

Psikologlarının, pedagoglarının, sosyologlarının bütün

bilgileri, Kızılderili, Aborjin, Hıristiyan ve Yahudi davranışları üzerinedir.

O bilgilerini Müslümanlar üzerinde de uyguladıklarından

yanıldılar, yanılmaya devam ediyorlar.

İki yüz yıl önce Tuareqler’e Fransızlar saldırdıklarında,

Tuareqler yalnız namuslarını, kırmızı çadırlarını, sarı develerini, susuz

çöllerini savunmak için savaşıyorlardı.

Kızılderililer, Aborjinler gibi yok olup gitmediler.

Batılıların verdiği uyuşturucuya müptela olmadılar.

Hem sayıları arttı hem dinlerine bağlanmaları arttı.

Türkiye Müslümanlarının en önde olanları, namaz, oruç, hac,

zekât, teheccüd, evvabin ve laik yetkililerin saygılarını bildirmeleriyle

tatmin olurlarken, çölün ortasındaki Müslümanlar, “Cihadsız ve devletsiz olmaz”

demişler.

Fransa’nın kanserli ciğerini çok iyi bildiklerinden sistem

olarak İslam devletini seçmişler.

Fransız sömürgecilerin işkenceleri, toplu katliamları, çalıp

çırpmaları dillerde destan, ağıt, deyim haline geldiğinden İslam’a daha sıkı

sarılmaya başladılar.

Haçlı seferleri her nereye saldırmışlarsa iyi bilin ki orada

çok bereketli bir İslami gelişme vardır.

Zalim yöneticinin biri mazlumlardan birine kafayı takmış.

Mal varlığına el koymuş.

Makam ve mevkilerinden uzaklaştırmış.

Bir gün o mazlumla karşılaştıklarında o zalim kişi,

zulmettiği mazlumun eline kapanarak saygısını sunmuş.

Durumu görenin biri sormuş, “Adama yapmadığını bırakmadın,

şimdi de saygı gösteriyorsun” demiş.

Zalim, “Her şeyini aldım ama beyefendiliğini alamadım. Ona

saygı gösteriyorum” demiş.

Her şeyimizi belki alabilirsiniz ama imanımızı alamazsınız.

Haçlı seferlerini düzenleyenler, bin dört yüz yılda

yaptığınız seferleri yeniden gözden geçirin.

Her seferin ardından binlerce Selahaddin Eyyubi, Alaeddin

Keykubat’ların çıkmasına sebep oluyorsunuz.

Kendinizi yoruyorsunuz.